Yalıtılmış gerçeklerin fedaisi idi
zaman ve yanık hecelerin dur ihtarı.
Derken tökezleyen şair nasıl ki
şiirin dilemması idi sevgi.
Körkütük heceler yorgun, kulluğunu
Rabbine sunan beşer nasıl da umut dolu ve harflerin izdihamı alfabenin soluk
teninde saklı yazılmayan her yanılgı ve yangını söndüren suyun telaşı ve işte
ateşlenen ve işte geceye sızan ve işte ruhunda saklı mevsimin o devrik nizam.
Gölgeler umarsız.
Ruhlar çelimsiz.
Sözcükler ulaksız.
Havsalamdan taşan beyaz ve o deli
mavi…
Maviden bir bülten ve maviden gözleri
mevsimin: kara kış olsa bile anılmaz mı baharın feri?
Tutuk bir dil.
Tutkulu bir nehir.
Taşkınlara mahal veren her zihniyet
büründüğü hüzünden de değil mi arınmaya gerek…
Ne hacet ve de rüzgâr?
Salkım saçak ve kindar.
Felekten bir gece değil mi ki feleğin
izahında saklı müzmin hüznün tek reçetesi nasıl ki yoldan çıkmamak adına iken
tek muradı şairin.
Yanan yer gök yarılası yürek.
Yakut gözlerinde umudun ve işte
yerleşik bir cinayet ruh nasıl ki tutkun nutuklar nasıl ki tutuk ve nasıl ki iç
içe girmiş her hece her kelime zaaf dolu muhteris bir kara gece en çok da
yorgun ve yılgın ve bitik zamanların peşi sıra, erecekmişçesine hidayete ve
ermeden nihayete sökülen her düğme aslında tanıdık iken iki yaka ve de bir an
evvel gelmek adına yan yana.
Yakarası.
Yaşarası.
Yazılası.
Yangından ilk değil son kurtulan
kalemin neşrinde ve nesrinde yazılası bir ferman adeta şiirin cübbesi ve şairin
cüssesi neye mi yeterdi sahiden de?
Askıntı duyguların aşina umutların ve
açacak goncaların tutuklu kaldığı kadar ve işte racon kesen bir günden arda
kalan solgun ve silik bir iz bir ferman şimdisi yarına dönük iken de zamanın
romansında ve yağan komplimanların gölgesinde varsın inzivaya çekilsin şair ve
nüktesi ve kırık kaleminden doğacakmışçasına yeni günün çehresi.
Her gün yarın iken.
Yarınlarsa düne muktedir.
Sözcükler kadar kasıntı ve kasıtlı
değil elbette verilen yanlış kararların her bir zerresi.
Doğru.
Yalın ve yatkın iken gerçeğe.
Yalan yanlış cevap da vermeden
sorulan her soruya.
Yâdından yankılanan bir ses bir nefes
ve işte perçemine doğarken gecenin ansızın doğan güneş mademki her yeni gün
yeni bir umuda gebe ve de bakaya kalmadan huzur mutluluksa mutlak bir duygudan
dahi çok öte.
Zemheride solan kardelen.
Kara toprağın bağrını çelen.
Kanaviçelerle örülü gezegen.
Ve de miadı dolmuş bir zaman atılı
aslında atık ruhların afaki yalnızlığı.
Ve çekincelerini uyutan insan
çemkirmeden de iblis göle maya çalan hoca sıfatıyla da nutuk atmaya başladı mı
bir kere şair…
Hüzün bol keseden.
Ve de öğrenilmiş çaresizlik.
Zıtların erişimi zorların kolayı
yalnızlığın fermanı ve dikilesi her sökük kalemse yorgun bir iğne babında ve
şair batırırken çuvaldızı kendine elbet denecek son söz baştan da geldi mi
dile…
Yarınlar fora ve de duygular.
Gölgelerse başka bir zamanda
uyutulduğu ve unutulduğu kadar…
Azadesi gönlün.
Romansı ömrün.
Rölantiye alınmış iken her hayal…
Elbet huzurun ve mutluluğun
sertifikası da saklı iken kaderde varsın derdest edilsin şair kederin nemli
gözlerinde ufka tam da varacakken ve de sökerken şafak…