Nazlanır Ümitlerin En Tazesi

Peygamberimiz H.Muhammad Mustafa (s.a.v)in hatırasına ithafen
Hayat hikayesinin 63.bölümü

*
gövdemi siper etmişim kendime
etten kemikten
yırtılabilir ve kırılabilir 
bir zeminde yalpalayarak yürüyen 
kaslarına asılarak dikilen
sonunda toprakta çürümeye mahkum
bir insanım ben

kalpsizlerin biriktirdikleri yanında 
küçük kalacaksam
taşıdığım kalbin zenginliğini 
hangi aynada göreceğim
gözleri eşyanın kör ufuklarına hapsedilmiş 
ruhsuzların göz kamaştırıcı servetlerin gölgesinde 
aşağılanacaksam
hayallerimin yüceliğine
umutlarımın sınırsızlığına 
kimin nazarında değer arayabilirim

kalbimde güneşleri taşıyorken
elimdeki titrek bir muma göre kıymetlenirsem 
yazık değil mi bana
sırf elimde de bir titrek ışık yok diye 
aynı kefeye konulmuşsam ben
kalbimdekileri göstereceğim büyüğüm nerede

içimin de içini 
Rabbimin nazarına gizli saklısız sunuyorsam
Rabbime göründüğümü görerek 
var olanlardansam 
değerimin…
Rablerinin katında ölçüldüğüne 
inananlarla beraber değilsem
yazık değil mi bana

kıymetimi O'ndan bilirim
dünyanın hiçbir terazisinde ağır gelmek için 
biriktirmeye tenezzül etmem
dünyanın terazilerinde hafif kaldım diye 
hayıflanmam
bedenime yaslanarak değil sadece
kalbimi ve ruhumu özne yaparak
huzurunda kıyam ettiğimden 
alırım ben kıymetimi

ayarımı 
O’ bilir
O’ verir. 
O'nun nazarında hep tedavülde kalırım
O'nun yakınlığında ararım geçerliliğimi
O’ eylemlerim üzerinden değil 
niyetlerim üzerinden tartar beni 

hayatımın anlamı
aldığım sonuçlara bağlı olacaksa
başarılarım , ele geçirdiklerimle ölçülecekse
elden çıkmış dün 
geleceği kuşkulu bir yarın arasına sıkışmış 
bir dilenciyim ben

beni değerli kılan 
sadece elimle kazandıklarımsa
azlar-çoklar arasında gidip gelen
var-yok arası çaresizce çırpınan 
varlığın kuyusuna itilmiş bir zavallıyım ben

varlarıyla şımaran
yoklarıyla rezil olan
varlarının daha da var olması için dilenen
eksilenleri yüzünden daha da ezilen 
sığ bir varlıkla ne ederim ki

kağıt ve metalden inşa edilen başarılarımla değil
ruhum üzerinde yükselen
kalbimle inşa ettiğim niyetlerim üzerinden değer kazanırım
bedenim ve biriktirdiklerim azaldı diye 
üzülmem…azalacak diye korkmam
Para pula göre
metale betona göre eksilip artmam

elimin eriştiği yerin sığlığında değil
hayallerimin göğüne saldığım uçurtmaların ufkunda 
görse beni
gözlerinin aynasına et kemikten gövdemi değil
dünyaları avucunda eritmeye kararlı ruhumu 
konuk etse

bitirdiğim işlerin daracık hacmine sığıştırmasa varlığımı
ideallerimi kocaman ve mavi bir gökyüzü gibi 
sergilese bakışlarında
özlemlerimin her birini
çiçek çiçek gerçekleşmiş 
tohumlarca filizlenmiş
bir bahar somutluğunda tutsa elinde
arzu ettiğim
umduğum
yoluna düştüğüm
uğrunda çabaladığım ideallerime göre belirlese

onun için der ki peygamberim 
müminin niyeti hayırlıdır amelinden 
gecenin göğsüne yaslıdır  peygamberin kalbi
serin nefeslerini 
şeffaf parmak uçları gibi 
gezdirir boşlukta
mekke’nin ateşli suskunluğunda 
nazlanır ümitlerin en tazesi 

belli ki peygamberimin 
günler geceler süren bekleyişinde saklı teselliler 
onun yüreğini ince ince yakan sızının 
nabzına tutundukça teselli bulacak yetimler 
onun gözlerini göklerde gezdire gezdire aradığı 
bir hilal tebessümünün haresinde 
susacak ağlayışlar

sığındığına onlarda sığınacak 
başka hiçbir yere gitmemecesine
başka hiçbir yüze dönmemecesine 
başkaca hiçbir vaade kanmamacasına

o yüce nebi’nin
gözlerinin pervazından sızan duru bakışlara 
yağmaya hazırlanır göğün mavisi
bir siyah
bin siyah susku çöker şimdi
bedr’in hareli yalnızlığına

*
hicretin ikinci senesinde kureyş müşrikleri 
bir ticaret kervanı hazırlamışlardı
şam pazarına gönderilen kervana 
mekke`den kadın erkek hemen hemen herkes 
hisselerine göre ortak idiler

bin deveden meydana gelen 
sermayesi 50.000 dinar olan 
bu büyük ticaret kervanının 
satılan malları karşılığında 
harbe hazırlık için silah alınacaktı
kervanın yola çıkarılmasındaki asıl maksat buydu
kureyşliler  ayrıca kervanla birlikte 
ebu süfyan başkanlığında 
30-40 kişi kadar muhafız da göndermişlerdi

resul-i ekrem efendimiz, bu durumu haber aldı
ebu süfyan başkanlığındaki bu büyük ticaret kervanının 
mekke`ye dönmesine mani olmaya karar verdi
teşkil ettiği 300 kişiyi aşkın sahabi ile 
yola çıkmaya hazırlandı

sahabiler bedir seferine katılmayı şiddetle arzu ediyorlardı
hatta bu hususta kur`a çekenler bile vardı
ensardan sa`d, babası hayseme`ye, 
eğer bu seferin mükâfatı cennetten başka bir şey olmasaydı, 
senden geri kalırdım
ben bu seferde bana şehitlik nasip olmasını umuyorum.diyerek 
sefere katılma arzusunu izhar etmişti

babası  ona, 
sen rahatsız olan hanımının yanında kal da ben gideyim.
diye cevap vermişti
sa`d bunu kabul etmemiş 
aralarında kur`a çekilmesine karar vermişlerdi
çekilen kur`a sa`d`a çıkmış 
ve sefere o iştirak etmişti
bedir`de şehit düşerek 
bu yüksek arzusuna da nail olmuştu.

peygamber efendimiz, yerine namaz kıldırmakla 
abdullah ibni ümmi mektüm`u vazifelendirdi 
ensardan ebu lübabe hazretlerini ise
şehre vekil tayin etti
ramazan ayından on iki geceyi geride bıraktıkları 
oldukça sıcak bir cumartesi gününde
medine`den hareket etti mücahitlerle 

resul-i ekrem efendimizin beyaz sancağını 
mus`ab bin umeyr (r.a.) taşıyordu 
iki siyah bayraktan biri ukab adındaki hz. ali`nin
diğeri ensardan sa`d bin muaz hazretlerinin elindeydi

kervan, bedir mevkiinde karşılanacaktı
burası mekke, medine ve suriye`ye giden yolların
birleştiği stratejik önemi olan bir noktaydı
mücahitler, yazın en sıcak günlerinin birinde 
medine`den yola çıkmışlardı

üstelik ramazan ayı olduğu için oruçlu bulunuyorlardı
kavurucu sıcaklar altında 
alev saçan çöl üstünde 
oruçlu halde yol almak oldukça güçtü
bu sebeple peygamberimiz orucunu açtı
mücahitlere de açmalarını emir buyurdu

hz. sa`d bin ebi vakkas der ki
resulullahın küçüklerimizi geri çevirmesinden biraz önce
kardeşim umeyr`in göze görünmemeye çalıştığını gördüm
kardeşim sana ne oldu diye sordum
Allah resulünün beni küçük görüp 
geri çevirmesinden korkuyorum
halbuki, ben sefere çıkmak istiyor,
Allah`ın bana şehitlik nasip etmesini umuyorum 

kendisi resulullaha arz edilince küçük görüp ona
sen geri dön. dedi
umeyr ağlamaya başladı
bunun üzerine resulullah  ona müsaade etti
umeyr`in boyu kısa olduğu için kılıcını bağlayamamış
ben yardım ederek bağlamıştım

Allah yolunda savaşıp 
şehitlik mertebesine ulaşmak isteyen umeyr
harp esnasında müşriklerin oklarına hedef olup 
bu yüksek gayesine ulaştı

müslümanlarla beraber iki at
yetmiş deve vardı
develere nöbetleşe biniliyordu
peygamber efendimiz de bu hususta 
diğer müslümanlardan kendisini farklı görmek istemiyordu

hz. ali ve mersed bin ebu mersed ile 
bir deveye nöbetleşe biniyorlardı
yürüme sırası efendimize geldiğinde
diğer iki sahabi, 
ya  resulallah  sen bin
biz senin yerine yürürüz. diyorlardı

ancak peygamber efendimiz, bunu kabul etmiyor 
siz yürümekte benden daha kuvvetli olmadığınız gibi 
sevap ve mükafat hususunda da 
ben sizden daha müstağni ve ihtiyaçsız değilim 
diye cevap veriyordu

islam ordusu, 
kavurucu sıcaklar altında yoluna devam ediyordu 
henüz bedir mevkiine varmadan
ebu süfyan başından beri 
endişe duyduğu hususu haber aldı
müslümanlar kervanı ele geçirmek için 
yola çıkmışlardı

mekke`ye derhal bir haberci gönderirken 
kendisi de hiç konaklamadan 
kervanın istikametini değiştirerek 
kızıl deniz sahilinden bedir`e uğramadan 
mekke`ye doğru yol aldı

ebu süfyan`dan önce 
mekke`ye varan haberci zamzam 
acaib bir kılıkla devesinin üzerinde 
bağıra bağıra haberi duyurdu

ey kureyş topluluğu
ticaret kervanınıza, ebu süfyan`ın yanındaki mallarınıza 
muhammed ve ashabı saldırdılar… 
ona ulaşabileceğinizi sanmıyorum
imdat…imdat…imdat

haliyle bu haber 
kureyş`in infialine sebep oldu
zira kervanda hemen hemen her ailenin malı vardı 
kureyşliler derhal toplandılar
süratle hazırlığa başladılar

alelacele hazırlanan müşrik ordusunun sayısı 950`yi buldu. 
bunların 100`ü atlı 700`ü develi idi
bu rakam, 
kervanı takibe çıkan müslümanların sayıca üç katı demekti
aynı zamanda kureyş ordusu silah bakımından da 
müslümanlardan çok daha üstündü
bu arada müşrik ordusuna katılmak istemeyenler de çıktı

fakat, 
ebu cehil ve diğer ileri gelenlerin baskısı karşısında 
onlar da iştirak etmek zorunda kaldılar
buna rağmen ebu leheb hasta olduğunu bahane etti 
yerine bedelle birini göndererek mekke`de kaldı

hazırlanan müşrik ordusu 
muganniyelerin söylediği şarkıların 
kadınların çaldığı deflerin 
coşkun havası içinde 
mekke`den bedir`e doğru hareket etti

yolda kervanını bedir`den arızasız geçiren 
ebu süfyan`dan kendilerine şu haber geldi
siz kervanınızı, 
kervan üzerindeki adamlarınızı ve mallarınızı 
muhafaza etmek için yola çıkmıştınız
Allah onları kurtarıp selamete erdirdi 
artık dönünüz…

ancak, ebu cehil dönmek niyetinde değildi
başkalarının da geri dönmesine rıza göstermeyerek 
şöyle konuştu
vallahi bedir`e varmadıkça dönmeyiz
orada üç gün kalırız

develer boğazlayıp, yemekler yeriz
şaraplar içeriz
cariyelere şarkılar söyleterek eğleniriz
başımıza toplanacak araplar bizi dinler ve seyrederler 
bundan sonra hep bizden korkar dururlar
haydi ilerleyiniz…

müşrik ordusu bedir`e doğru ilerlemeye başlarken
haberci ebu süfyan`ın yanına dönüp 
kendisine anlattı durumu 
ebu süfyan bu haberden memnun olmadı 

yazık oldu kavmime
bu amr bin hişam`ın,ebu cehil`in işidir 
dönmek istemedi
o, bunu halka baş olmak sevdasıyla yaptı
azgınlık, eksiklik ve uğursuzluk getirir…dedi
şu son cümlesiyle dile getirdi endişesini
eğer, muhammed`in ashabı, onlara rastlarsa
işleri tamamdır

ebu cehil`in bütün şirretliği ve kışkırtıcılığına rağmen
ordudan ayrılanlar oldu 
ahnes bin şerik müttefiki bulunan 
zühreoğullarını ikna ederek beraberce 
mekke`ye döndüler.
daha sonra bunları hz. ömer`in kabilesi 
adiyy bin ka`boğulları takib etti

müşrik ordusuna haşimoğulları da katılmıştı
kureyşten bazıları kendilerine
vallahi, ey haşimoğulları 
iyi biliyoruz ki sizler
her ne kadar bizimle sefere çıkmışsanız da 
kalbiniz  muhammed`ledir. deyince 
ebu talib`in oğlu talib de 
bir kısım kimselerle birlikte geri döndü

peygamber efendimiz, mücahitlerle 
safra yakınındaki zefiran mevkiine vardığında
kureyşin büyük bir ordu ile gelmekte olduğunu haber aldı
böyle bir hareketle karşılaşacaklarını tahmin etmediklerinden 
bir anda ne yapmaları gerektiği hususunda 
karar veremediler

zira, niyetleri harp etmek değildi
bunun için bir hazırlıkları da yoktu 
üstelik alınan istihbarata göre 
müşrik ordusu hem sayıca çok
hem silahça onlardan üstün idi

resul-i ekrem, ashabını topladı
kervanın takip edilmesinin mi
yoksa müşrik ordusuna karşı çıkmanın mı 
daha uygun olacağı hususunda 
onlarla istişarede bulundu

bir kısım mücahit
kervanın takib edilmesinin uygun olacağını ifade etti. 
peygamber efendimiz, bundan hoşlanmadı 
o sırada, hz. ebu bekir ile hz. ömer söz alıp 
müşriklerin üzerine yürümenin
onlarla harbe girmenin 
daha muvafık olacağı hususunda konuşunca,
peygamber efendimiz (a.s.m.) bundan memnun oldu 

daha sonra 
ensardan mikdat bin esvet hazretleri şöyle dedi
ya resulallah …Rabbim sana neyi emrettiyse onu yap
vallahi biz israiloğullarının hz. musa`ya dediği gibi 
git Rabbinle beraber düşmanlara karşı çık
biz buradan kımıldamayız tarzında …
bir söz söyleyecek değiliz
biz sana tabiyiz.

feragat ve cesaret timsali bu sahabinin sözlerinden 
oldukça memnun olan resul-i ekrem 
kendilerine hayır duada bulundu

bu konuşmalardan sonra, 
kararın ne mahiyette verileceği artık anlaşılmıştı
ensarın da bu hususta görüşünü almak gerekiyordu 
çünkü, onlar medine dahilinde 
peygamberimizi koruyacaklarına dair söz vermişlerdi 
şimdi ise şehrin dışında bulunuyorlardı

resul-i ekrem onların bu konudaki görüşlerini sordu
ensar namına sa`d bin muaz hazretleri söz aldı 
ve şöyle konuştu

ya resulallah …
biz sana iman ve seni tasdik ettik 
bize getirdiğin şeyin de hak olduğuna şahadet ettik
bu hususta dinlemek ve itaat etmek üzere 
sana kesin sözler de verdik 

ya resulallah
nasıl bilirsen, öyle yap ,biz seninle beraberiz 
seni hak dinle gönderen Allah`a yemin olsun ki 
sen bize şu denizi gösterip dalarsan
biz de seninle birlikte dalarız
bizden bir kişi dahi geri kalmaz
biz düşmana karşı varmaktan çekinmeyiz
muharebe anında geri dönmeyiz
Allah`ın bereketi ile yürüt bizi…

karar artık kesinlik kazanmıştı
bir avuç mücahit her şeye rağmen
kendilerinden gerek sayıca
gerekse silahça kat kat fazla olan 
müşrik ordusuna karşı koyacaklardı
onların sayıca çokluğu
silahça üstünlüğü
kahraman sahabilerin gözünü korkutmadı

kur`ân`ın ifadesiyle 
‘ölümün ağzına girmeyi’ 
seve seve göze alıyorlardı
onlar, Allah`ın yardımına güveniyorlardı
Allah için mücadele vereceklerinin idrakinde olarak
din sahibinin yardımını esirgemeyeceğine 
gönülden inanıyorlardı


redfer

( Nazlanır Ümitlerin En Tazesi başlıklı yazı redfer tarafından 19.12.2024 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu