Balıkesirde Bir Kadın 11
BALIKESİR'DE BİR KADIN 11

Bugün, kendimi okyanusun ortasında buldum. Derin, sonsuz ve ürkütücü... Ama bir şekilde nefes almayı başardım. Hayat bazen tam da böyle değil mi? İnsan boğulacakmış gibi hissetse de bir yerlerden güç buluyor. Belki de bu, yaşama içgüdümüzün en güzel tarafı.

Edebiyat tarihinde var olur muyum diye bir kaygım yok. Sadece, yazılarımı eksiklerimle birlikte görüp değerlendirecek, gerektiğinde "Ağzın lokum yesin!" diyecek birilerine ihtiyaç duyuyorum. Ama bir yandan da, kırıp dökmeden yapmalarını istiyorum.

Peki, soru şu: Beni neden okusunlar?

Sakarya’da tanıdığım değerli hikâye yazarı Necati Mert, bir gün yazdıklarımı okumuş, değerlendirmişti. Sonrasında sevgili eşine dönüp, “Yazmaya karşı çok hevesli,” demiş. Onların arasında geçen bu sohbeti daha sonra duydum ve içimde tarifsiz bir mutluluk belirdi.

Ne yazık ki Necati Hoca ve kıymetli eşi, kısa bir süre arayla vefat ettiler. Onları saygı ve sevgiyle anıyorum.

Necati Hoca’yı hep uzun tüylü bir kediye benzetirdim. Derslerde bacak bacak üstüne atar, saatlerce kımıltısız otururdu. Onun bu sakinliğiyle kendi hareketliliğimi sık sık karşılaştırırdım. Hani derler ya, "Götünde kurt var," işte tam o cinstendim. Bu düşünceyle içimden gülümserdim. Necati Hoca’nın gözleri ise zekâsının aynasıydı; bazen menevişlenirdi, derinleşirdi.

Hey gidi günler hey...

 Bugün, Sakarya'nın bende bıraktığı izleri ve orada tanıdığım değerli dostları anmak istiyorum. Şairler ve Yazarlar Derneği, yani "SAYŞAD," hayatıma unutulmaz bir dokunuş yapmıştı. Orada tanıştığım değerli hocalarım, bana ve yazdıklarıma neden vakit ayırmışlardı? Bu sorunun cevabını hala düşünürüm.

Başkanımız Çetin Elveren, İbrahim Açılan, Polat Bozkuş, Nizamettin İlhan, Muzaffer Narman, Abdulkadir Özçelik, Canan Ereren, Şahinde Başpınar, Muharrem Aytekin ve daha niceleri... Adı şu an aklıma gelmese de yüreğimde yer etmiş bu şair ve yazarları unutmak mümkün mü? Onların nezaketi, bilgeliği ve yazmaya olan tutkusu, bana her zaman ilham verdi.

Belki de yazmaya duyduğum heyecanı hissettiler, belki de içimdeki anlatma isteğini fark ettiler. Bilemiyorum... Ama onların beni ciddiye alışı ve yazdıklarıma bir anlam katışı, hâlâ içimde derin bir minnet duygusu bırakır.

Yazmak dışarıdan bakıldığında ne kadar basit görünüyor, değil mi? "Alırsın kalemi ya da oturursun klavyenin başına, başlarsın yazmaya." Peki ya içeriden? Yazmak, bir düşünceyi bulmak, o düşünceye şekil vermek, sonra o şekli beğenmeyip yıkmak ve yeniden yapmak demektir. Yani yazı yazmak sadece kelimeleri dizmek değildir; o, ruhunu dökmektir.

Bu dökme işinde bazen kendinizi mahvedersiniz. Her seferinde eksik bulursunuz, her seferinde daha iyisini ararsınız. Kelimeler yetmez, duygular eksik kalır. Ama bu sancılı süreçte işte o en gerçek yazma eylemi ortaya çıkar.

Belki de onların gözünde, ağustos böceği gibi yanıp sönen minicik bir ışık kaynağıydım.

"Balıkesir, memleketim. Yine de beni anlayanlar azımsanmayacak kadar çok."

Çok yakın dostum edebiyat öğretmeni Hafize Karameşe, (tek başına dünyaya kafa tutan bir kadın) her ileri attığım adımı takdirle karşılıyor. Öğrenme merakıma övgüler yağdırıyor. Yine dostlarımdan biri olan Türkçe öğretmenim Ahlas Abad, (kendine münhasır, çılgın bir kadın) bana olan inancıyla çok iyi noktalara varacağımı söylüyor. Beni adeta kırbaçlanan atlar gibi şaha kaldırıp dört nala koşturuyor.

Sevecen, iyilik sever ve ön yargısız bu iki kadınla geçirdiğim her an çok kıymetli.

Nilgül Bulca ise mikrofon elinde sahneye çıkıp, güzel iltifatlarla beni davet ediyor. Bir şiir okumam için... O an, tüm gözlerin üzerimde olduğunu hissettiren samimi bir davet bu. İnsanları ve hayvanları çok seven bu minik kadın da, iyi kilerim arasında.

Ümmü Kazdağlı, (ailesi ve benim için hayatımızda olan en güzel şey) ve Ebru Çökmez, (donanımlı ve güçlü kadınlardan biri), bana ait yazıları gık demeden dinliyor veya okuyup, küçük püf noktaları vererek beni yönlendiriyorlar. Her seferinde daha iyi olmam için sabırla rehberlik ediyorlar.

Son zamanlarda Leydi Em ile küçük, şirin, çiçek şarkılarıyla dolu bir kafede buluşuyoruz; “Nağme.” Sanki yüz yıllardır süren bir tanışıklığımız var. Orada, zamanın ruhu gibi akıp gidiyoruz, birbirimizin gözlerine bakarken...
O da bir el yazması gibi bana kendini sunuyor. Benim de ona iyi geldiğimi hissediyorum. Galiba Leydi Em, kendinden bir parça görüyor.

Bu içsel yolculuğu nasıl tamamlayabilirim diye düşünüyorum. Şeyh Galip’in "Ateş denizini mumdan gemilerle geçmek" sözünü hatırlıyorum.

"Yarınlar daha güzel olacak."

H. Çiğdem Deniz
( Balıkesirde Bir Kadın 11 başlıklı yazı çitlembik tarafından 14.01.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu