BALIKESİR'DE BİR KADIN 10
Balıkesir’e taşındığımızdan beri, sabahları belli aralıklarla çorba içmeye gitmeyi bir rutin haline getirdik. Amacımız malum, biraz kolajen depolamak! Daha önce müdavimi olduğumuz lokanta el değiştirince yeni bir yer aramaya pek gerek kalmadı. Çünkü devralanlar beklentilerimizin ötesine geçti. Adı gibi "çiçek gibi" bir yer: Hem lezzetiyle hem de sıcacık aile ortamıyla bizi kendine çekti.
Sanayi bölgesinin üçüncü kapısında yer alan bu mekan, sadece çorbasıyla değil, misafirperverliğiyle de günümüze güzel bir başlangıç yapmamızı sağlıyor. Buradan da bir ritüel gibi kayınbabamın mezarını ziyarete gidiyoruz. Bu ziyaret, bizim için sadece bir gelenek değil, aynı zamanda içsel bir huzur ve bağlanma anı.
Eve dönüş yolunda bugünkü rotamı belirliyorum: Karaoğlan Camii'ne gideceğim. Hava oldukça soğuk, vücudumun açıkta kalan yerlerini adeta ısırır gibi hissettiriyor. Ama bu tür yürüyüşler, hem şehirle bağımı güçlendiriyor hem de zihnimi toparlamamı sağlıyor.
Tabii, malum, evde yapılacak işler bitip tükenmez. Neyse ki akşam yemeği hazır olunca içim gayet rahat. Haliyle geriye kalan vakit, tarihle ruhumu doyurmak ve iç dünyama derinlik katmak için ayrılmış en güzel an oluyor...
Bugün Balıkesir’in tarihi dokusunda, bir camiye doğru yürürken “Amak-ı Hayal” şiirinin tasavvufi derinliğini Sedat Anar’ın müziğiyle hissetmek, gerçekten anlamlı bir deneyimdi.
"Yürü, ey seyyah-ı avare yürü, durma yürü!
Koymasın rah-ı visalden seni ezyak-ı misal.
Bu bedayi, bu letaij, neme rüya ve hayal,
Yürü, ey zair-i biçare yürü, durma yürü!"
O an, her adımımda geçmişle geleceğin arasında bir yolculuğa çıktığımı hissettim. Şiirin ahenkli kelimeleri ve müziğin ritmi, ruhumu adeta sarıp sarmaladı.
"Karaoğlan" adıyla anılan bu camiyi ziyaret etmek, şehrin geçmişine dokunmak gibi olacak. Bu yolculuk, hem bir mekâna hem de ruhani bir derinliğe ulaşma anlamı taşıyor.
Bir alıntıyı yazıma eklemekte bir sakınca görmüyorum. Bu bilgiler üzerinden hikayemi devamını getirken samimi ve içten bir yol izlerim diye düşünüyorum.
Karaoğlan Caddesi ile Sancar sokağın köşesinde yer alan caminin kesin inşa tarihi bilinmemekle birlikte kapısı üzerindeki Türkçe levhada 1325 tarihi okunmakta.
"İnşa tarihinin kesin olmaması, yapının geçmişine dair gizemli bir hava katmış," diyor iç sesim.
- Ah gözünün çabağını yiyeyim nerelerdeydin diye kendimce espiri yapıyorum.
Rumeli fatihi Süleyman Gazi ile Rumeliye geçen erlerden biri olan Karaoğlan tarafından yaptırıldığı rivayet edilmektedir. 1897 depremine yıkılmış ve Sultan II Abdülhamit döneminde yenilenmiştir. Duvarları kaba yontu taş ve tuğla ile inşa edilmiş, köşelerde yer yer büyük blok taş kullanılmıştır.
"Yapımında kaba yontu taşlar ve tuğlaların kullanılması, taş işçiliğinin sade ama sağlam bir yapıya sahip olduğunu düşündürtüyor bana."
"Bakıyorum da dersine iyi çalışmışsın teşekkür ederim," diyerek onore ediyorum iç sesimi.
Karaoğlan Camii gibi tarihi bir mekân, sadece kendi inşa hikâyesini değil, çevresindeki mahallelerin de geçmişine dair önemli bağlantılar sunuyor. Aygören Mahallesi’nin oluşumuyla olan ilişkisini düşünmek, (Bunu düşünmeme neden olan kişi ünlü yazarımız Metin Savaş'dır) caminin yalnızca fiziksel varlığıyla değil, sosyal ve tarihsel bağlamıyla da anlam kazandığını gösteriyor bize.
Aynı adı taşıyan camide gömülü olan Kara Oğlan, yalnızca bir Türk akıncısı değil, aynı zamanda tarihimizin sessiz tanıklarından biridir. Onun ve muhtemelen oğlu Kara İsa Bey’in hikayesi, Balıkesir’in kuruluşuna ve Anadolu’dan Rumeli’ye uzanan fetihlere ışık tutar.
Kara İsa Bey, Selçuklu Devleti'nin dağılmasından sonra bağımsızlığını ilan ederek Karesi Beyliği'nin temellerini atmıştır. Onun adı, Balıkesir’in ve çevresinin kaderini belirleyen önemli bir figür olarak tarih sayfalarında yerini almıştır. Karesi adının, Kara İsa’nın değişik bir söyleniş biçimi olması da bu bağın ne kadar güçlü olduğunu gösterir.
Mezar taşına kazınan bu metin, sadece bir tarihi şahsiyeti değil, aynı zamanda bu toprakların köklerini, bağımsızlık mücadelesini ve yerel kimliğini anlatan bir belge gibidir. Kara Oğlan ve Kara İsa Bey’in anıları, sadece taşlara değil, Balıkesir’in ruhuna da kazınmıştır.
Bu sözleri iç sesim o kadar derinden söyledi ki, o an yağan yağmurla birlikte gözlerimdeki yaşlar da sanki bir bütün olmuştu. Gökyüzü de benimle ağlıyor gibiydi.
İnsan gezmeye doyamasa da havanın dondurucu soğuğu artık eve dönmeli dedirtiyor. Dumanı tüten sıcacık bir çay hayaliyle yürüyorum...
Yalnız tek bir düşünce içimi yiyip bitiriyor. "Tarihi binaları modern çağın canavarıyla başbaşa bırakan zihniyetin gitgide midesini nasıl da büyüttüğü..."
H. Çiğdem Deniz