Öyle Sanıyor Herkes


Peygamberimiz H.Muhammad Mustafa (s.a.v)in hatırasına ithafen 
Hayat hikayesinin 86.bölümü

ruhumuzu şer ile şerh ettik
imkanın en dar kapısında oturup 
esir kentlerin mahpusları gibi 
puslu sokaklara serpildik fırtınalı akşamlarda 
göz kapaklarımıza kan damladı 
her karanlıkta yağmurlar büyüttü acılarımızı 

kabuğu kalınlaşıyor şehrin
içine doğru katlanıyor 
efendinin efendiliği katlanarak büyüyor
köleler kölelik zincirine itirazsız bağlanıyor
sağırlaşıyor dışarıdan gelecek seslere
köreliyor taze ışıklara
kendi karanlığına sarılıyor
karayı ak diye görmeye alışıyor

halinden memnun şehir
işler yolunda 
sorgulayan yok şehirlileri
olacak olan bu
öyle sanıyor herkes 
olacağı kadar her şey
öyle görüyor çoğunluk
böyle gelmiş 
böyle gider…

çeperini zorlamadan akıyor uğultular
itirazsızlık hükmediyor her köşeye
gri bir suskunluk bulaşmış duvarlara
kendi içine kıvrılıyor hayat
alışkanlığa dönüşüyor
başka şeylere kapanıyor
haksızlık edenler haksızlığında hak görüyor
ezilenler haklarının ezilmek olduğunu sanıyor

şehrin kalbi susuyor 
alışkanlığa teslim oluyor vicdanlar
şehir sustukça
güçlüler haklılıklarına bahane buluyor
etki alanlarını küstahça genişletiyorlar
vicdanları susturmak için
kutsala yaslanıyorlar

iktidarlarının sivrilmesi için 
cahilliği çoğaltıyorlar
uyanışları en başından kırıyorlar
her solukta biraz daha savaş
biraz daha şiddet
biraz daha kin
biraz daha vahşet
biraz daha
biraz daha...

biz hayatı yitirdik 
leylalar leyli renklere bağlar oldu zülüflerini
hayal içinde öldük
hayali tahallus eden şairler gibi
kirpiklerimizin arasından 
eski zaman sevdalarını damıtırken 
hayali hayatlar sürüp gittik

silinmiş boş kağıtlara döndü şimdi hayat
lale zarlarımızda ayrıklar bitti 
birikimlerimiz ağıt sütunlarında kırıldı
yontulmuş mermerlerimiz damar damar çatladı 
zümrüdü ankanın kanatlarından 
kavruk baharlara döküldü safirlerimiz

geçmiş zaman olur ki 
hayalı cihan değer derlerdi
heyhat... hayal meyal şeylermiş
hayali yükler bükmede şimdi belimizi
heyecanımızı yitirdik
tımarsız, kaşağısız, pusatsız bıraktık küheylanlarımızı
kılıçsız, kargısız, cevşensiz koyduk süvarileri 

gizli sevdalara çaldırdık ruhlarımızı
süfli arzuların ateşi sıçradı üzerimize
kevn ü fesadda anılmamacasına 
yıktık eski ahitlerimizi
yeni ahitlerimizi 
ahdimiz asr üzerineydi hani
kaybettik asırlarımızı 

dönüş biletini giderken yırtmıştık hani
kutsal vadilerde nalınlarımızı ayağımızda unutmuştuk
parlayan yıldızlarımızdan 
beyhude düşler düştü bahtımıza şimdi
son perdesiyle birlikte 
elif ve lam ve kaf da karardı
kelamlarımızda yorulan harfler 
la kılığında yağdı dünyamıza

efsunlu sözlerle dolu ruhlarımız
gizi çözen gecelerimiz
geceyi düğümleyen gizlerde gizlendi 
gecelerimizi yitirdik
münzevi akitlerde eklemledik ahlarımızı birbirine
düşlere karışan hayatımızı zincir yaptık 
huzurun ak sayfalarına 
deruni sağanaklardan kan revan acılar gönderdik

hep yitik sevdalara döndü mersiyelerimiz
ağladık günler boyu 
ağlayacağız aylar ve yıllar yılı
ah vefa ah
o en eski yitiğimizdin sen
senden ötesi hayal 
başkısı yok 
cefadan öte hayat yok bize

*
hicretin 4. senesi, sefer ayı idi
beni amir kabilesinin reisi 
ebu bera amir bin malik
peygamberimiz (s.a.v.)'i ziyaret maksadıyla 
medine'ye geldi

ebu ber, samimi biriydi
resul-i ekrem ve müslümanlara dost idi
efendimize hediye etmek üzere 
iki at ve iki deve getirmişti

ancak resul-i ekrem
ben, müşriklerin hediyesini kabul edemem 
eğer hediyenin kabul edilmesini istiyorsan 
müslüman ol diyerek 
onun hediyesini kabul etmedi 
kendisini müslüman olmaya davet etti

ebu bera o anda müslüman olmadı 
islâmiyete karşı gösterdiği alakadan da vazgeçmedi 
efendimize,

ya muhammed 
beni davet ettiğin din
pek güzel, pek şereflidir
kavmim benim sözümü dinler. 
eğer sahabilerinden bir kaçını 
kur'an ve sünneti öğretmek üzere 
gönderecek olursan 
ümit ederim ki
davetini kabul ederler.dedi

resul-i kibriya efendimiz
necid halkına pek güvenmiyordu
bir hainlikte bulunabilirler endişesini taşıyordu 
göndereceğim kişiler hakkında 
necid halkından korkarım.diyerek
bu endişesini izhar etti

ebu bera' teminat verdi
onları ben himayeme aldıktan sonra 
necid halkının onlara dokunması 
hadlerine mi düşmüş dedi
ebu bera'nın güvenilir
sözüne itimat edilir biri olması
efendimizin endişesini giderdi

kırk kişiden ibaret 
irşat heyetini göndermeye karar verdi
altısı muhacir, diğerleri ensardandı
hepsi de suffa ehli idi
başlarına münzir bin amr tayin edildi

peygamber efendimiz necid halkına 
beni amir reislerine verilmek üzere 
heyetle birlikte bir de mektup gönderdi
irşad ve tebliğ heyeti 
bi'r-i mauna denilen mevkie vardı

burası medine'nin doğu tarafına düşen 
süleym ile amiroğulları yurtları arasında kalan 
beni süleym'e ait bir su kuyusu idi 
burada hz. resulullahın mektubunu 
amir bin tufeyl'e götürmek vazifesini 
haram bin milhan üzerine aldı

bu sahabi mektubu getirip 
ona teslim etti
ne var ki
mektubun muhatabı amir
okuma gereği bile duymadan 
elçi sahabiyi orada şehit etti

aziz şehidin 
bu adamın darbeleri altındaki son sözleri 
şunlar oldu Allahü Ekber  
kabe'nin Yüce Rabbine yemin olsun ki
kazandım gitti

amir bin tufeyl bu ma'sum sahabiyi 
şehid etmekle de yetinmedi
amiroğullarını heyetteki diğer sahabaleri de 
öldürmek için yardıma çağırdı. 
ancak, amiroğulları önceden ebu bera, 
gelecek irşat heyetine dokunmayacaklarına dair 
söz vermiş bulunduklarından 
bu adamın yardımına yanaşmadılar

beni amir'den yardım konusunda 
ret cevap alan amir 
bu sefer kendisi gibi 
gözleri ve gönülleri kan ve kinle dolmuş 
süleymanoğullarından birkaç kabilenin yardımını temin etti

hep birlikte maana kuyusu mevkiinde 
olup bitenlerden habersiz bekleyen 
masum sahabileri de şehit etmek üzere 
harekete geçtiler

mektubu götüren sahabinin 
geciktiğini gören irşad heyeti
dinlendikleri maana kuyusu mevkiinden 
durumu öğrenmek üzere 
necid bölgesine doğru yol almışlardı
tam o sırada, 
karşılarında elleri silahlı 
kalabalık bir müşrik topluluğu buldular

sahabiler kılıçlarını sıyırarak 
kendilerini çepeçevre kuşatanlara
vallahi bizim sizinle hiçbir işimiz yok
biz sadece peygamberimiz (s.a.v.)'in verdiği 
bir vazife için 
yolumuza gidiyoruz. dediler

fakat, kana susamış müşrikler
bu sözlere aldırış bile etmediler 
kararları kesindi
islam ve imanı öğretmek 
kudsi vazifesiyle yola çıkan 
bu fedakar sahabileri
teker teker şehit edeceklerdi

başlarına gelecekleri fark eden sahabiler, 
el açarak Rabb-ı Rahimlerine şöyle yalvardılar
ey Rabbimiz …
durumumuzu resulüne haber verecek 
burada kimsemiz yok
selamımızı ona Sen ulaştır
peygamberin vasıtasıyla kavmimize haber ver ki
biz Rabbimize kavuştuk
Rabbimiz bizden razı oldu 
ve bizi de razı etti

aynı anda cebrâil (a.s.) 
bu kahraman sahabilerin selamını ve durumlarını 
resul-i kibriya efendimize ulaştırdı
selamlarına…aleyhimüsselam diyerek karşılık veren 
resul-i ekrem,
ashabına dönerek 
müşriklerin bu fedakâr kardeşlerini 
şehit etmek üzere olduklarını haber verdi 
onlar için mağfiret dilemelerini istedi

peygamber efendimiz, 
ashabına bu haberi iletirken 
irşad heyetinde bulunan sahabilerin bir kaçı
müstesna diğerleri hain düşman mızraklarıyla 
delik deşik edilmiş ve şehit olmuşlardı 

kurtulan sahabilerden ikisi 
deve gütmeye gitmişlerdi 
biri ise öldü diye şehitler arasında terk edilmişti 
develeri güden iki sahabi, 
bir müddet sonra 
bi'r-i maana mevkiine dönünce 
dehşetli manzarayla ürperdiler

bu ciğer parçalayıcı sahne karşısında 
gözyaşı döktüler
kendine hakim olamayan biri 
müşriklerin arkasına takıldı 
şehit oluncaya kadar kendileriyle çarpıştı 
diğeri ise esir alındı
ancak sonradan serbest bırakıldı

şehitler arasında öldü diye terk edilen
ka'b bin zeyd hazretleri 
müşrikler ayrıldıktan sonra
çıkıp medine'ye geldi

bu seçkin sahabilerinin haince bir suikaste 
kurban gitmelerinden dolayı 
resulullah son derece üzüldü
bi'r-i mauna'da şehit edilen ashaba
yanıp üzüldüğü kadar hiçbir kimseye
hiçbir şeye yanıp üzüldüğünü görülmedi

duyduğu derin üzüntü efendimizi 
bu canilikte bulunanlara 
beddua etmeye kadar götürdü
haber aldığı gecenin sabah namazında 
şu bedduada bulundu

Allah'ım 
mudar kabilelerini kahreyle 
Allah'ım
onların yıllarını 
yusuf peygamberin kıtlık yılları gibi çetin yap
başlarına dar getir 

Allah'ım 
lihyanoğullarını, adal, kare, zi'brı'l zekvan 
ve usayya kabilelerini 
sana havale ediyorum
zira, onlar Allah'a ve resulüne karşı geldiler

peygamberimiz (s.a.v.), bu bedduasına 
bir ay boyunca
vakit namazından sonra devam etti
sahabe-i kiramda amin dediler
fahr-i kainatın bu duası kabul olundu

kısa bir müddet sonra adı geçen bölgede 
kıtlık, kuraklık başladı 
yağışlar, sular kesildi 
her taraf yanıp kavruldu

ard arda meydana gelen 
reci' ve bi'r-i maana facialarında 
seksen kadar güzide sahabi şehit düşmüştü

redfer
( Öyle Sanıyor Herkes başlıklı yazı redfer tarafından 27.01.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu