Tema
Üye Ol Giriş Yap
Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Sesli Şiirler Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Daha Yollar Varken Gidilecek

Daha Yollar Varken Gidilecek


Peygamberimiz H.Muhammad Mustafa (s.a.v)in hatırasına ithafen 
Hayat hikayesinin 85.bölümü

desenlerin en hüzünlü rengiyle
acıların yüzünde beliren tebessümleriyle
yarın bir kervan yola çıkacak
oyası ateşle işlenen gergeflerin çırpındığı 
delicesine zamanların insanları
acı şelalesinden rahmet serpecek çevre çevre

peçesi yırtılan geceler
yalnızlık dostlarını arıyacak oda oda
gözbebekleri eskimiş harfler gibi 
masal acılarını anlatacak 
melekler ağlayacak yukarılarda şefkat şefkat
tükenmez hayallerle yazacaklar son cümlelerini

bir gelincik
bir bebek süt için ağlıyor bak
sabahın kızıllığına bakarak
kutsal metinlerin şerh düştüğü insanlar yatıyor yan yana
akıldan sıyrılmış tevatürlerce çoğalıyor inlemeleri
bir başka takvim ki 
duvarında asılı duran odanın 
saati bir başka saat

mutluluklara alacalar üşüşmeden 
elinize bir demet gül alıpta
neden bir kabristana götürmüyorsunuz 
deste deste gülümsemelerinizi.
humma içen geceleriniz
son şiirin son mürekkebi 
son redifi de bitmeden

içinde hu besteliyor tesbih tesbih birileri
dudaklarından döküp 
gözlerinde topladığı güller donmak üzere 
sonra çıldıran ayrılığı sarıyor yüreğine
sonra yosun yeşili kıyametler devşiriyor
bir selam yazıyor mektubunun son satırına 

acep yolların ihanetine mi uğramaktasınız
paylaşılmayan gamların kıskacında 
ne vakte değin mahpusluklarda kalacaksınız
umudunu yitirmeden 
ve seherde matem dolu sabahlar olmadan
ve elden ayaktan düşmeden
dualarınızı,münacatlarınızı  şeker diye eritip 
bir bardak suda
neden sunmuyorsunuz 

ırmak başında oturup da suyu esirgeyen 
ırmağı göremeyen körden başka değil de nedir 
karşılığı olmayan bir oyuna girmek değil de nedir 
bilirsin ki biriken elbet kokuşur
duran, ışığını yitirir
mumyalar kadar sarıp sarmalansa da
saklanan çürür bir gün 

doğan yaşlanır
yaşayan ölür 
gecelerin zifiri künklerinde 
dehşetlere varır bir köhne hayat
iyiliği can evinden vurarak 
kaybedilir ancak savaşlar
gizemleri kentlerin yalnızlığına katarak 
saklamayı yeğlediler
ayrı yaylalarda biten otlar gibi 
birbirlerinin el uzatmasını bekleye bekleye 
çürüdüler

farkında mısın
çiçeğe ulaşamayan kovanlar dolusu uğultularda 
yakmadayız kanatlarımızı
yüreğimizi kanatan iştahlarımızdan kurtulmaya 
mecalimiz kalmadı 
benlik düşüncelerimizin agoralarında. 
kişnemesinden fecirlerin doğduğu atlarımızı 
yoksulluğun kırlarına yaylımlara saldık

bigane bulutlar sarıldı yaralarımıza
kimsesiz tören alanlarındaki heykeller kadar 
yalnızlaştık 
kısık ışıklı odalarında unutulmuşlara döndük
donduk kaldık

bir can bağışlayana 
yüz bin can ile koşmakla bahara erer canlar
öksüz şamdanlara aydınlık ufuklar dokuyan 
mumdur…
toprakta, güneşte ve denizde yanar durmadan
duraksamadan

seyretmekten yorulmadık mı 
tenha avuçlarla önde gidenlerimizi
usancımız değil mi 
toprağın doyurduğu aç gözlülüklerimiz
dünya zalimlerin dünyası 
öksüz ve yetim mi çıkalım bitimsiz yola
unutalım mı Hak müjdesini? 
hiçliğimizden babil kulelerine mi sığınalım 
daha fakr u zaruret varken giderilecek
daha yollar varken 
gidilecek...

*
hicretin 4. senesi sefer ayı
uhud harbinden sonra 
müslümanların zaafa uğradıkları zannına kapılan 
etraftaki bazı arap kabilelerinde
islamın merkezi medine'ye karşı 
bazı kıpırdanma ve hareketlenmeler görüldü

sinsi düşman, 
açıktan açığa 
müslümanlara karşı çıkamayacağını anlayınca
intikam duygularını tatmin için başka yollar aradı
masum kılığına girerek 
adal ve kare kabilesine mensup altı kişilik bir heyet 
medine'ye çıkageldi

müslüman olduklarını söyleyerek 
efendimizin huzuruna çıktılar ve şöyle dediler
ya resulallah
kabilemiz arasında islamiyet yayılmış durumda
sahabilerinden bir kaçını 
islam hükümlerini tebliğ etmek
kur'an okuyup öğretmek üzere bizimle beraber gönder

resul-i ekrem
islama hizmet teşkil edecek 
bu masum ve makul görünen talebi cevapsız bırakmadı
ebi mersed başkanlığında 
on sahabîyi gelenlerle birlikte gönderdi

irşad vazifesi ile yola çıktı 
irşad heyeti huzeylilere ait 
reci' adındaki su başına geldiklerinde 
adi ve alçakça bir hıyanetle 
karşı karşıya bulunduklarını anladılar

bir anda 
beni lihyan'dan yüz kadar okçunun 
hücumuna maruz kaldılar
biz müslüman olduk
bize irşat heyeti gönder diye yalvaran bu adamlar
şimdi müslüman mürşitleri lihyanlıların okçularına 
teslim ediyorlardı

müslümanlar kılıçlarını sıyırarak bir dağa iltica ettiler
kendilerini kılıçlarıyla müdafaa etmeye kalktılarsa da 
kısa zamanda mukavemetleri kırıldı
hainler, müslümanların sığındıkları dağın etrafını sardılar

eğer yanımıza inip teslim olursanız sizi öldürmeyiz
diye seslendiler
müslüman muallimler, 
müşriklerin bu sözlerine güvenmeyip 
teslim olmayı reddettiler
içlerinden asım bin sabit

ben, müşriklerin himayesini 
ömrüm boyunca kabul etmemek üzere yeminliyim
vallahi, ben bu kafirlere asla teslim olmam dedi
sonra da, Allah'ım
eesulünü durumumuzdan haberdar et
diye dua etti

bir taraftan da müşriklere ok yağdırıyordu
ok atarken de,
ben ne diye çarpışmayayım ki 
gücüm, kuvvetim yerinde
oklarım yanımda
yayımın kirişi kalın
enli temrünler sebebiyle kayıp gitmekte

ölüm hak, dünya boş ve geçicidir
takdir edilen elbette başa gelecektir
insanlar er geç Allah'a dönecektir
eğer, ben sizinle çarpışmazsam annem evladsız kalsın

bu kahraman sahabi, oku bitince
mızrağını kullanmaya başladı. 
o da kırılınca kılıcına sarıldı
böylece bir çok müşriği yere serdikten sonra 
son duası şu oldu
Allah'ım ,
ben, Senin dinini korumaya çalıştım
Sen de cesedimi müşriklerden koru

diğer sahabiler de kahramanca çarpıştılar
ancak, yüz kişiye karşı on kişi ne yapabilirdi ki
sonunda aralarında asım bin sabit'in (r.a.) bulunduğu
yedi sahabi müşrik oklarıyla şehit oldu 
geri kalan üç sahabi 
müşriklerden kendilerini öldürmeyeceklerine dair 
kesin söz alınca teslim oldular

müşrikler üçünü de yaylarının kirişleriyle sıkıca bağladılar
sonra mekke'nin yolunu tuttular
maksatları, onları götürüp 
müslümanlara karşı kalpleri kin ve nefretle dolu 
kureyş müşriklerine satmaktı

yolda abdullah bin tarık
bir fırsatını kollayıp kaçtı
ancak bu kaçış, hayata değil, şahadete idi
müşriklerin attıkları taşlarla o da şehit oldu
geriye iki kişi kaldı
zeyd bin desinne 
hubeyb bin adiyy
bunları da götürüp mekke'de sattılar

asım bin sabit
uhud muharebesinde sülafe adındaki
azılı bir müşrik kadının iki oğlunu öldürmüştü 
bu şerir kadın, 
hz. asım'ın başını eline geçirdiği takdirde
onunla şarap içeceğine dair yemin etmişti 

lihyanoğulları bunu biliyorlardı
bu sebeple hunharca şehit ettikleri 
hz. asım bin sabit'in başını alıp 
mekke'deki bu kadına götürmek istiyorlardı
anncak Allah kendilerine bu fırsatı vermedi

asım bin sabit'in (r.a.) şehit olmadan az önce
Allah'ım…müslüman olduğum günden beri 
Senin yüce dinini müdafaa ve himaye etmek için 
nefsimi fedâ ettim
bugün son günümdür
Sen de benim cesedimi 
müşriklerin dokunmasından muhafaza eyle
diye ettiği duasını
Cenab-ı Hak kabul etti

müşrikler cesedinin başına yaklaşmak istediği sırada 
cesedin başında birden bir arı sürüsü peyda oldu 
onları cesede yaklaştırmadı
cesedi sabahleyin gelip almak üzere ayrıldılar
ancak sabahleyin geldiklerinde ceset ortada yoktu

şaşırdılar. çünkü Cenab-ı Hak
gece bir yağmur yağdırmış 
bu büyük sahabinin cesedini 
necis müşriklerin ellerinin dokunmasına fırsat vermeden 
sellere sürükletip götürmüştü

lihyanoğulları tarafından mekke'ye götürülen 
hz. hubeyb bin adiyy ile zeyd bin desinne 
bedir'de yakınları öldürülenler tarafından 
satın alınmış ,hapsedilmişlerdi
kureyş'in kararı bu iki sahabayi şehit etmekti

bir müddet 
hapiste işkence ve eziyetlere maruz bıraktıktan sonra
bir gün alıp ikisini birlikte 
ten'im mevkiine götürdüler
iki kahraman sahabi son olarak 
kucaklaşıp birbirlerine sabır tavsiyesinde bulundular

ten'im denilen yer
sanki bayram yeriymiş gibi
çoluk çocuk, genç ihtiyar, kadın erkekle dolmuştu
bu iki masum sahabinin maruz kalacakları 
gaddar hareketi seyre gelmişlerdi
hürriyet ve insanlığı ayaklar altına alan 
canileri alkışlamaya koşmuşlardı

yarım kalan uhud muvaffakiyetleriyle, 
bedir mağlubiyetinin acısını 
çıkaramadıklarını biliyor 
o acıyı, hıncı ve intikamı
bu iki masum silahsız sahabiyi 
darağacında sallandırmakla almaya çalışıyorlardı

çukur kazılmış, direk dikilmişti
hz. hubeyb'i direğe doğru götürdüler
gönlü Allah ve resulünün muhabbetiyle dopdolu
hz. hubeyb, telaşsız, tereddütsüzdü
dini uğrunda şehit olmayı en büyük şeref biliyordu

iki rekat namaz kılmak için müsaade istedi. 
izin verilince bütün samimiyeti ile 
yüce mevlasının huzuruna yöneldi. 
iki rekat namazını kıldı

etrafına bakan büyük insan 
hiç bir nurani yüz göremiyordu
bütün suratlar abustu
şirkin çirkinliği yüzlerine aksetmişti sanki

resalullaha selamını iletecek kimseler yoktu 
o kocaman kalabalıkta
bizzat kendi ağzıyla
hayatını uğruna feda ettiği resulullaha 
darağacında selam yollamaktan başka çaresi yoktu
şöyle niyazda bulundu

Allah'ım,
şu anda düşman yüzlerden başka yüz göremiyorum 
Allah'ım, 
şurada selamımı resulüne ulaştıracak hiç kimse yok
ne olur, ona selamımı Sen ulaştır

Allah'ım! 
sen, bize resulünün peygamberliğini bildirdin
bize reva görülenleri de ona sabahleyin bildir
bu hazin dua yapılırken, 
resul-i ekrem efendimiz de 
medine'de hubeyb'in selamını
aleykesselam diyerek aldı
sonra ashabına dönerek 
kureyş, hubeyb'i şehit etti…buyurdu

hz. hubeyb ise şehit edilmeden önce, 
eli kolu ağaçtan direğe bağlı bekletiliyordu 
karşılarında, babaları öldürülmüş 
kırk genç ellerinde mızraklarla duruyorlardı
emir alınca dört bir taraftan mızrakları
 bu aziz sahabinin vücuduna batırmaya başladılar

fedakar sahabi yüzü 
kabe'ye doğru şehadet makamına erişmek istiyordu
Rabb-i Rahimine

Allah'ım
eğer ben Senin katında hayırlı bir kul isem
yüzümü kıblene çevir diye yalvardı. 
kıbleye çevrilen hubeyb hazretlerinin yüzünü 
bir daha başka tarafa çeviremediler

hz. hubeyb'in ruhuyla
yüce alemlere yükselme zamanına 
kısa bir süre kalmıştı
ruhunu teslim etmeden önce kendisine
Allah ve resulüne  iman ve muhabbetten dolayı 
bu zulmü, bu eziyeti reva görenlere şöyle beddua etti

Allah'ım
kureyş müşriklerini mahvet 
topluluklarını tarumar et! 
onların birer birer canlarını al
hiçbirini sağ bırakma Allah'ım

yüksek sesle yapılan bu beddua, 
ten'im mevkiinde yankılandı 
imansız kalplere müthiş bir korku verdi
kimisi yüzü koyun yere uzandı 
kimi kulağını tıkadı bu korku 
hubeybin şahadetinden çok sonraya kadar da 
devam etti

mızraklar göğsüne saplı hz. hubeyb 
o ibret verici manzara içinde 
bir müddet Allah'ın varlık ve birliğini
resulullahın hak peygamberliğini 
şirk ehlinin suratlarına haykırdı 
hayatını şehadet mertebesiyle noktaladı
böylece Allah yolunda darağacında 
ruhunu teslim eden ilk müslüman oldu

hz. hubeyb'in şehadetini 
hz. zeyd'in şehâdeti takib edecekti
müşrikler onu da ten'im'e alıp getirmişler 
darağacına bağlamışlardı. 
hz. hubeyb'e yapılan tekliflerin aynısı ona da yapıldı

bu büyük sahabi de hubeyb'in verdiği aynı cevapları 
pervasızca verdi. 
ebu süfyan bu durum karşısında hayret 
ve takdirini gizleyemedi şu itirafta bulundu

ben, insanlar arasında 
ashabının muhammed'i sevdiği kadar 
hiçbir kimsenin, 
hiçbir kimseyi sevdiğini şimdiye kadar görmüş değilim

her iki sahabi de imanlarında
Allah ve resülüne sadakatte 
zerre kadar tereddüde düşmeden 
işte böylesine imrenilebilecek güzel bir surette 
hayat defterlerini kapadılar

redfer

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 9
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Daha Yollar Varken Gidilecek

Daha Yollar Varken Gidilecek

redfer redfer