Sensiz Harfler Issız

Peygamberimiz H.Muhammad Mustafa (s.a.v)in hatırasına ithafen 
Hayat hikayesinin 102.bölümü
*
gitmek bazen 
uzaktakinin bize aşina gelen sözüne de uzanır
o bize ait hatırayı
uhde ya da umut notlarını hatırlatır
hangi yolla ele geçirdiysek 
aynı cümlelerde buluşturan 
hayat tarzını
nasıl elde ettiğimizi anımsatır

giderken
ardından gitme diye yalvaran çığlıkları hatırla
gitme, kal diyen dostların feryadına 
bir daha kulak ver
gitmek candan olmaktır aslında
hep öyle oldu

oysa gitsen de kalsan da candan olacaksın
zaten canlı kalmayacaksın
öyle diyorlardı
bil ki kardeşim gök kubbe altında yaşayan
yeryüzünde hareket eden her ne varsa
gün gelecek gidecek

kalmaya direnmenin kime faydası var
vakti geciktirmek kime hayat bahşeder
durduramadığın zamanı bir anlamla doldur
önünü alamadığın can verişini 
bir sevdanın pazarına sür
tükenmeden sat canını

değeri düşerken değil 
değerli bir bedele ver ömrünü
razı ol gitmeye
öncelediklerini ertele
ertelediklerini öncele

gidenlerin ardından ağlamak değil ki görevimiz 
her gidişten yeni filizler çıkarmak hayatımıza
ağlamak değil sadece işimiz
kendimize yeni başlangıçlar yapmak
onurlu bir gidişin bedelini 
seve seve üstlenmektir
 
ey yolcu
ardına bakmadan yürüyen can
ciğer yakan, yürek sızlatan
bize candan öte bir değer yüklemek içindir
hayattan öte bir sevda taşıtmak içindir
gitmek…

oysa
parçaları birleştirmeliydin
varlığın anlam ifade eden bir kitap olduğunu 
göstermeliydin dağın, taşın, toprağın, suyun, havanın
okunmalıydın ağacın, ovanın, yerin, göğün, gecenin gündüzün sıralanışını
öyle dağınık, 
öyle ifadesiz kalamazdı varlığın

bir şey söylüyor olmalı
söz kesilmeli alem
parçalanmışlığın üzerine çıkmalı
anlamsızlığın kuyusuna düşmemeli.
okuyan olmalısın
okuyan olmazsan 
anlamsızlığın en talihsizine kurban olacaksın

varlığın çelişkiye dönüşecek
şuurun yetim kalacak
aklın yük olacak başına
kalbi azaplar içinde kalacak. 
emellerin diken olacak
hasretlerin yakacak

buna razı değil
insanı insan diye var eden
razı değil insanın anlam kaybına
yakıştırmıyordu sana avareliği
olacak şey değildi senin boşlukta yürümen
yoksa düşerdin 
ortada kalamazdın
aşağıların aşağısına alçalırdın

dünyaya gelişin 
insanı düştüğü yerden kaldırmak içindi
sen geldin diye
yağmur 
kalpler çorak kalmasın diye sağanaklaşıyor
toprağında saklı baharlar uyansın diye 
dokunuyordu damlalar yüzüne

önce sen
her şey senden sonra
sen, öncelerin de öncesinin anlamıydın
muradını anlatıyordu seni var eden 
her şey senin uğruna akıyordu

sen diye çağıldıyordu nehirler
sen diye yükseliyordu gökler
sen diye doğuyordu güneş
gece, anlamın gözbebeği 
yıldızlar, anlam gömleğinin ışıltılı yırtıklarıydı
sessiz taşlar
sensiz harfler ıssız 
kimsesizdi

kim ki kuşkularını terk edip 
ruhunu su içirmeye koşturursa
yürürse yarına
kim ki can endişesinden sıyrılır da, 
canan uğruna can verecek teslimiyete 
erişirse

ki gözyaşı akıttığı kadar
ki matemi için ter döktüğü kadar
ki uğrunda can verdiği kadar
şahittir gitmelere

*
hicretin 6. senesi, zilkade ayı 
resul-i ekrem bir gece rüyasında 
hiçbir korku ve endişe duymadan 
ashabıyla birlikte gidip 
kabe-i muazzama'yı tavaf ettiklerini
kiminin başını kazıttığını, 
kiminin de saçını kısaldığını görmüştü

efendimiz, bu rüyasını anlatınca ashab-ı kiram
görülmedik bir sevinç ve heyecan izhar etmişlerdi 
muhacirin mekke'den medine'ye hicretlerinin üzerinden 
altı yıl geçmişti
bu altı yıl zarfında 
büyüklü küçüklü bir çok hadise cereyan etmişti

vatanlarının hasreti yine de gözlerinde tütüyordu
doğup büyüdükleri vatanlarına 
bir gün tekrar kavuşacaklarını 
her an hayallerinde yaşıyorlardı 
hasret duydukları belde alelade bir yer de değildi. 
her gün beş vakit namazlarında yöneldikleri 
kabe-i muazzamanın bulunduğu mübarek bir belde idi

resul-i ekrem 
siz muhakkak mescid-i haram'a gireceksiniz  müjdesi 
müslümanlar arasında büyük bir sevinçle karşılanmıştı
hemen o yıl gidip 
kabe-i muazzamayı tavaf edeceklerini 
zannettiler ve bunu umdular

efendimiz, yerine medine'de 
abdullah bin ümmi mektum'u bıraktı
yemen işi giydiği iki elbisesi ile pazartesi günü yola çıktı
birlikte hazırlanan müslümanların sayısı 1.400 idi
kafilede 4 de kadın vardı
bunlardan biri efendimizin muhterem hanımları 
ümmü seleme (r.a.) idi 
müslümanlardan sadece 200'ü atlıydı

yanlarında yolcu silahı olan kılıçtan başka 
bir silah da bulunmuyordu
onlar da kınlarında idi
ümre kafilesiyle birlikte 
ayrıca kurbanlık 70 de deve vardı

resul-i ekrem (a.s.m.) ashabıyla 
zü'l-huleyfe mevkiine gelmişti 
bu sırada hz. ömer huzura çıkıp
ya resulallah
seninle harp halinde bulunan bir kavmin üzerine 
silahsız ve atsız mı gireceksin
diyerek endişesini dile getirdi

resul-i Ekrem…ben, umreye niyetlenmiştim
silah taşımak istemem diyerek
mübarek niyetlerinin muharebe olmayıp
mücerred umre, kabe-i muazzamayı 
ziyaretten ibaret olduğunu ifade buyurdu

zü'l-huleyfe
medinelilerin mıkatı
ihrama girme yerdir
efendimiz de burada 
öğle namazını kıldıktan sonra ihrama girdi 
yetmiş kadar olan kurbanlık develere de 
işaret vurdurdu

müslümanların bir kısmı da burada ihrama girdi
efendimiz, öğle namazını kıldıktan sonra
kıbleye döndü telbiye getirdi 

lebbeyk! Allahümme lebbeyk! 
lebbeyke la şerike leke lebbeyk 
innel hamde ven'nimete leke 
ve'l-mülke la şerike leke

bu ulvi seda 
her tarafı nurani bir havaya büründürdü
sahabilerin heyecanları zirvedeydi
henüz zü'l-huleyfe'den ayrılmamışlarken
resul-i ekrem müşriklerin durumunu öğrenmek 
kendi geliş gayesini de bildirmek üzere 
büsr bin süfyan'ı mekke'ye gözcü olarak gönderdi 

müşrikler, 
efendimizin kalabalık bir sahabi topluluğu ile 
gelmekte olduğunu öğrenmiş 
kati karar almışlardı
muhammed ve beraberindekiler 
mekke’ye asla sokulmayacaktı

bunun için, 
halid bin velid emrinde 200 kişilik bir süvari birliğini 
süratle küraü'l-gamim denilen mevkie göndermişlerdi
müşriklerin bu kati karar ve gayretlerini
tecessüs için gönderilen büsr bin süfyan 
gelip usfan mevkiinde resul-i ekrem’e haber verdi
fahr-i kainat bu haberi alınca şöyle buyurdu

yazıklar olsun 
kureyş helak oldu
zaten harp onları yiyip bitirmiştir
ne olurdu 
benimle diğer arap kabileleri arasına girmeselerdi 
beni onlarla baş başa bıraksalardı


heyhayt
kureyş müşrikleri kuvvetlerinin çok olduğunu mu zannediyor 
vallahi
Allah'ın tebliği için beni göndermiş olduğu dini
hakim ve üstün kılıncaya kadar
şu başım şu gövdemden ayrılıncaya kadar 
onlarla savaşmaktan asla çekinmeyeceğim.

kureyş müşriklerinin karşı koymak için hazırlanmaları
efendimizi fazlasıyla müteessir etti
resul-i ekrem
halid bin velid kumandasında bir kureyş süvari birliğinin 
gamim mevkiine gelmiş olduğunu duyunca
ashabına 
halid bin velid bir takım süvari ile birlikte 
gözcü olarak gamim mevkiinde bulunuyor
bu bakımdan siz
yolun sağ tarafını tutup gidiniz buyurdu 

yol güzergahını değiştirerek
müslümanları bir başka yoldan götürdü
halid bin velid, 
islam ordusunu uzaktan görünce
derhal dönüp kureyşlilere durumu haber verdi

sahabilerin bu kararlılığından 
efendimiz son derece memnun oldu
haydi öyle ise, Allah'ın ismi ile yürüyünüz buyurdu
müslümanlar tekbir ve telbiyelerle mekke'ye
kabe-i muazzamaya doğru adım adım yol alıyorlardı

kasva, 
efendimizin şevkiyle kalkıp yürüyüverdi 
kureyşlilere doğru gitmeyip
başka tarafa saparak
hudeybiye denilen mevkiin nihayetindeki 
suyu çekilmiş bir kuyunun başına indi 
efendimiz, müslümanların da gelip oraya 
konmasını emir buyurdu
hudeybiye'de yerleşilen saha 
susuz bir yerdi

resul-i ekrem 
ashabıyla hudeybiye'de bulunurken 
huzaa kabilesi reisi büdeyl ibni verka
kabilesinden birkaç kişi ile çıkıp huzura geldi
 
tihame kabilelerinden olan huzaalılar
cahiliye devrinde bir husustan dolayı 
peygamberimiz (s.a.v.)'in mensup olduğu 
beni haşim ile ittifak etmişlerdi

islamiyetin zuhurundan sonra da 
bu anlaşmaya sadakat göstererek
efendimize taraftarlık gösterdiler
müslüman olsun, müşrik olsun hepsi 
kureyş'in hal ve hareketlerine dair 
mekke'de olup bitenleri 
efendimize gizlice haber verirlerdi

peygamberimiz (s.a.v.)'in huzuruna çıkan büdeyl
kureyşliler seninle çarpışmaya ant içmiş 
beytullahı ziyaret etmene 
asla müsaade etmeyecekler dedi.

resul-i ekrem geliş maksadını tekrarladı
şöyle buyurdu
biz, buraya herhangi bir kimse ile 
çarpışmak için gelmedik 
maksadımız, umre yapmak
beytullah'ı tavaf ve ziyaret etmektir…

büdeyl 
ben, senin söylediklerini kureyşlilere ulaştırırım deyip
peygamberimiz (s.a.v.)'in yanından ayrıldı
büdeyl, adamlarıyla mekke'ye dönüp 
durumu kureyşlilere bildirmek istedi

kureyşliler
bizim, ondan gelecek bir habere ihtiyacımız yoktur
onun bilmesini istediğimiz tek şey vardır
bizden tek kişi sağ kalıncaya kadar 
o mekke'ye giremeyecektir.

sonra büyükleri olan urve bin mes'ud araya girdi
siz ne diye 
büdeyl ve arkadaşlarını dinlemek istemiyorsunuz
dinleyiniz
söyleyeceği şey hoşunuza giderse kabul edersiniz, 
hoşunuza gitmezse reddedersiniz

büdeyl'i dinlediler
kureyşin ileri gelenlerinden biri olan 
urve bin mes'ud 
büdeyl'in sözlerini yerinde buldu 
onlara şu teklifte bulundu

doğrusu, büdeyl size 
doğruluk ve sulh yolunu göstermek üzere gelmiştir
siz, onun tekliflerini kabul ediniz
benim de gidip onunla konuşmama
görüşmeme izin veriniz.

kureyş müşrikleri bu sözlerden hoşlanmadılar
muhammed'e git
ancak kendi görüşünü gelip bize haber verme 
deyip urve'yi azarladılar

urve, 
çıkıp peygamberimiz (s.a.v.)'in yanına geldi
müşriklerin hazırlıklarını
hudeybiye suyu başında beklediklerini 
hiçbir kimseyi mekke'ye sokmamaya 
kararlı olduklarını tekrarladı

efendimiz şöyle buyurdu
ey urve Allah için söyle
şu kurbanlık develerin kurban edilmelerine
şu beytullahı ziyaret ve tavafa engel olunur mu
 
biz çarpışmak için gelmedik
niyet ettiğimiz umremizi ifa etmek 
kurbanlık develerimizi 
kurban etmek arzusundayız

sen kavmime şunu haber ver 
benimle beytullah arasından çekilsinler
bıraksınlar umremizi yapalım 
kurbanlarımızı keselim

urve bin mes'ud
bir taraftan peygamberimiz (s.a.v.) ile konuşuyor 
diğer taraftan sahabalerin  resul-i ekreme karşı 
davranış ve hareket tarzlarını göz ucuyla süzüyordu

ashabın peygamberimiz (s.a.v.)'e karşı 
son derece hürmetkar 
kendisine teslimiyet içinde hareket edişlerine 
hayran kalmıştı

kureyş müşriklerinin yanına dönünce
efendimizin maksadını bildirdikten sonra
hayranlık duyduğu müşahedelerini 
anlatmaktan da kendisini alamadı

ey kavmim
ben birçok hükümdarın huzuruna 
elçi olarak çıkmış bir kimseyim
vallahi, 
ben bunlardan hiçbir hükümdarın adamlarının
ashabının muhammed'e hürmet ettikleri 
sayıp sevdikleri gibi görmedim

ashabından herhangi biri 
ondan izin almadan konuşmuyordu
muhammed onlara bir şey emrettiği zaman 
yerine getirmek için adeta birbirleriyle yarışıyorlardı 

sahabileri onun yanında konuşurlarken 
seslerini alçaltıyorlardı
kendisine olan hürmetlerinden dolayı 
yüzüne dikkatle bakamıyorlar
gözlerini yere indiriyorlardı.

ben öyle anladım ki, 
bu kavim hiçbir zaman onu yalnız bırakmayacak, 
onun bir tek kılını bile kimseye teslim etmeyecek, 
hiçbir kimseyi onun tenine dokundurmayacaktır
gerisini siz düşünün.

sonra da, 
o, size bir sulh teklifinde bulunmuştur 
gelin bu teklifi kabul edelim dedi
urve'nin bu teklifi 
kureyş ileri gelenleri tarafından hoş karşılanmadı

artık her iki taraf 
karargah kurdukları yerde müzakereler yapıyor
birbirlerine gönderdikleri karşılıklı elçilerle 
tekliflerde bulunuyorlardı

elçisini öldürmeye kalkıştıkları halde 
resul-i ekrem üzerlerine yürümedi
teenni ile hareket etti
onlardan yeni teklifler bekledi
çünkü, onun maksadı kan akıtmak değildi

efendimizin bütün bu söylenenlere rağmen 
geri dönmediğini gören kureyşliler
bu sefer ahabişlerin reisi huleys bin alkame'yi 
elçi olarak gönderdiler 

efendimiz uzaktan huleys'i tanıdı
ashabına
bu gelen kurbanlıklara inanç ve saygısı olan 
bir kavimdendir 
kurbanlık develerin hepsini 
ona karşı salıveriniz de görsün buyurdu

müslümanlar kurbanlık develerini 
huleys'e karşı sürüverdiler 
lebbeyk! Allahümme lebbeyk... diyerek 
telbiye getirdiler
bu ulvi ve masum manzara karşısında 
huleys'in gözleri dolu dolu oldu

huleys'in bu masum ve kudsi manzara karşısında 
söylenecek başka bir şeyi yoktu 
doğruca kureyşlilerin yanına döndü
müşriklere açıkça şöyle demekten çekinmedi
ben onu kabe'yi tavaftan menetmemizin 
doğru olmayacağı fikrindeyim

kureyş ileri gelenleri
sen nihayet bir arapsın
cahilliğin ortada 
sus, bu işlere aklın ermez diyerek
hakarette bulundular

elçiler vasıtasıyla görüşmeler devam ediyordu
resul-i ekrem bir an evvel 
kati neticeyi elde etmek istiyordu

resul-i ekrem 
hz. osman'ı yanına çağırdı
şu talimatı verdi
kureyşlilere git
biz buraya hiç kimse ile çarpışmak için gelmedik
sadece şu beytullahı ziyaret için gelmiş bulunuyoruz
yanımızdaki kurbanlık develeri kesip döneceğiz
diye söyle
sonra da onları islamiyete davet et

hz. Osman onları islama davet etti 
bu görüşmeden de bir netice alınamadı

redfer

( Sensiz Harfler Issız başlıklı yazı redfer tarafından 25.02.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu