O sabah, oda eskisinden de sessizdi. Havanın içindeki ağırlık, görünmez bir el gibi her şeyi bastırıyordu. Pencereden süzülen soluk ışık, odanın köşelerinde kayboluyor, karanlığın içinden çekingen bir şekilde süzülüyordu.

Kapı aralık kalmıştı. İçeri adım atan biri önce odanın soğuk, solgun yüzüyle karşılaşırdı. Zemin tozla kaplanmış, duvarlardaki soluk renkler karanlığa teslim olmuştu. Pencerenin kenarında bir zamanlar canlı olan papatyaların kurumuş sapları, unutulmuşluğun izlerini taşıyordu. Havanın içindeki nemsiz koku, uzun zamandır havalandırılmamış bir yerin kokusuyla karışmıştı.

Sonra gözler tavana kayardı.

İnce bir ip, tavanın ortasında asılı duruyordu. İpin en ucunda, hareketsiz bir beden süzülüyordu. Ayakları yerden hafifçe kesilmiş, kolları yanlara düşmüştü. Saçları, geceye dokunmuş gibi koyu ve düzdü, sırtına kadar inen bir perde gibi yüzünü kısmen gölgede bırakıyordu. Ten, soluk ve donuktu; damarlardaki kanın çekildiği, yaşamın çoktan terk ettiği bir yüz… Gözler kapalıydı, ya da belki de göz çukurlarının karanlığı kapalı olmaktan daha derin bir boşluk taşıyordu. Dudaklar hafif aralıktı, sanki son bir sözcük orada donup kalmış, ama asla duyulamayacak bir yankıya dönüşmüştü.

Ve yatağın hemen ilerisinde, odanın ortasında, yerde açık duran bir defter vardı.

Titrek bir el yazısıyla yazılmış birkaç kelime duruyordu:

Hatırlamak zor olabilir… Ama unutmak daha zor.

Saat kaçtı, bilinmezdi. Odanın duvarları daha da yaklaşmıştı sanki. Zaman burada artık bir oyun oynamıyor, yalnızca eriyordu.

Bir rüzgâr esti. Odaya giremeyen güneşin ardında, gökyüzü griydi. Sokaktan geçenlerin yüzlerinde anlamlı bir ifade yoktu, sanki her şey, herkes burada olmayan biri için bile fazla kayıtsızdı.

Dışarıda dünya hâlâ devam ediyordu. Yağmur yağmaya başladı, sokağın taşlarına hızla vuran damlalar, içerideki sessizliğe ulaşamıyordu. Pencerenin camına düşen damlalar, tıpkı bir zamanlar bir çift gözün ardında biriken yaşlar gibi aşağı süzülüyordu. Bir şeyin eksildiği belliydi, ama dünya bunu umursamıyordu.

Ve rüyalarda, papatyaların olmadığı o boşlukta, yüzü olmayan biri, sonsuza dek sessiz kalmaya mahkûmdu.

Bir zamanlar sesi olan biri… Bir zamanlar var olan biri… Artık yalnızca bir gölgeden ibaretti.

( Tımarhane Günlükleri (Gün Beş) başlıklı yazı fidan-yesim-polattan tarafından 15.03.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu