
‘’Herkes balkonda unuttuğu
Şiirini geri alsa
Kalsa kalsa
Bana evlerden Behçet
Balkonlardan Sezai…’’(H. Ergülen)
Mutlak s/ezgiler, lacivert teninde
gezegenin yaslı heceler ve sözcük birikintileri ve işte düş bozumu aşk, rengin
en külüstürü siyah, debdebeli hayatlardan arda kalan reçine: ıssızlığa kul köle
olan resmin beyaz ve şeffaf halesi, gayri kabulü rücu bir vazgeçilmezlik
koynunda gecenin eflatun düş esintileri.
Latife yapan sevgili, söyle nedir
neşriyatın?
Hecelediğim adında mı saklı isyanın?
Göğün nöbeti elbet dikiş tutmaz
titri.
Bir yanılsama ise içine gömüldüğüm
şehrin müebbet sefilliği, haydi haykır sevgili!
İndinde yalnızlığın bir sabi olsam ne
ki?
Vatan aşkına hürmeten teyellediğim
her esinti,
Mavidendir rütbem, sevgili
Kuru sözcüklerin yanında yaştan
yeşeren imgeler ve sağalttığım besteler şimdi diken üstüne yürek, salkım saçak
öbeklerden aşırdığım her bir zerre ve naylon düş torbaları, akıl sağlığımda
gidip geldiğim kekremsi şarkılardan sızan nakarat gibi ses tellerimi aforoz
eden keman sesi.
Lalezar şiirler.
Kimliksiz şairler.
Bir avcıydım zamanın birinde: av idi
tecelli eden zifiri teninde korunun, her böğürtlende saklı eflatun coşku.
Sancılı evren.
Ne gam, sevgili eğer ki sen varsan
yanımda usulca titreyen dizlerimin bağı çözülse kime ne bana ne!
İbibikler kutsalmış madem…
Öten her saatte mi kurulu tahtım ve
bahtım?
Tarhında göğün, kala kaldığım her
köşe başı bir Hüzzam şarkı çalarken uzağın gergin tellerinde biten sayısız nota
sayısız düş kebiri: bir gerçek bir sahte; bir hazan bir de bahar gecesi
pembenin evrildiği gök kubbe sarkan ipinde lanetin, Rabbine âşık sefil bir
faniyim.
Gizli geçitler.
Düştüm yola düştüm gözden düşe kalka
büyüdüm madem babasızlığın kollarında yankılanan hücre hapsinde evladiyelik
düşler biriktirdim ben çeyiz sandığımda.
Hazan, sevgili: senin adın Hazan.
Büyüyen kalbim oysaki kuş gibiydi
senden önce.
Matem, sevgili: senin adın Matem
örülü saçlarında evrenin bir uyduysam eğer ki ben sana tabi ve işte uyruğu
acıların solmazken gözünde Tanrının, uyuduğum ömrün resmini çektim seninle ben.
Yangın, sevgili: senin adın Yangın.
Bozguna uğrayan naylon evimde eridi
de benliğim her kıvılcıma rest çekmeyi unuttuğum senin ateşinle tutuşup
kavrulduğum.
Mehdi yürek.
Mahşeri sevdam.
Kul kölesi olduğum binlerce rüya.
Miadı doldu mu sahiden bu aşkın,
sevgili?
Sen ki bir nazenin seyyah.
Ben ki kibirli bir yafta ile
serildiğim cennet bahçesinde aşkın kapıldığım rüzgâra âşık oldum, sevgili.
Senin adın Rüzgâr ve ben eften püften
bir yaprak nihayetinde solan çöl çiçeği yakamda saklı künyem; atıl yüreğin
seferi rengi.
Canhıraş bir fıtrat, kekelediğim.
Köhne bir tekne dibi su alan.
Tekelinde aşkın payidar kılan elbet
Mevla’m.
Göğe kanat açtığım mahşer öncesi bil
ki sana ettiğim bu, ilk ve son vedam hele ki görmüşken seni dünya gözüyle,
seferi renklerin buz mavisi çölünde hatırşinas tüm kelam sana olsun feda…