
bir sözcükten çok fazlasısın:
asılı kaldığım kanatlarım var,
kanmaya yakın bir gülüşüm var benim
bazense sefilce serildiğim o yırtık
kilim
Düşlerini katla, Zübeyde yetmedi
gerçekleri kırp ve saklan içine…
Mevsimlerden rüzgârlar biçtim: aşkın
halesinde yandım tutuştum bazen dik başlı mizacım bazense dik açılı benim
acılarım ve yumuk yumuk gözleri akşam karanlığı çökerken gözlerimi ovalıyorum.
Biliyorum işte göğün yırtık
retinasında saklandığını…
Günü uyuttum gece ise sırça köşküm.
Hükümranlığında Rabbimin bazen zıt
düşüyorum evrene ve kıt kanaat geçinenlere inat bonkörce seviyorum ben
insanları bazen mutluluktan uçtuğum bazense yere çakılıp binlerce mürekkep
lekesine takıldığım ve takındığım o ruh hali.
Güneşin çeperinde saklı bir yıldızım
misal ama sönmek istiyorum ben ve de söndürmek içimdeki ateşi: lanet olsun ki
büyüyen bir ateş bu, bense sıradan varlığımla sıra dışı yüreğimle sıçrıyorum:
bazen hiddetlendiğim bazen sakinleştiğim ve sakil bir yürek değil benimki
bilakis hızlı çarpan ve gümbürtüsü dışarıdan duyulan.
İfrata kaçıyorum ve de severken.
İtikadım sayesinde yere göğe
sığamıyorum ve sığdıramıyorum içimden geçenleri ve kâğıda duyduğum aşkla deli
gibi not alıyorum aklımın ritminde yürek iklimimde ve kaza eseri saplanıyor o kurşun
tenime.
İçimdeki seyyah radar ve kalp gözümle
asılı kaldığım kâh kabrim kâh kalbim kâh kadir bilmez insanlar yüzünden içine
düştüğüm o tuzak.
Bazen uzak addedilen bazense benden
bir parça ve ılıman bir iklim diliyorum Tanrıdan sonra da kuş olup uçmak en
yükseğe.
Sözcüklerde saklı sırlarım ve ser
verip sır vermediğim elbet yazarken ihya olduğum yazgımla sürtüşmeden ve
merakla ve coşkuyla yarınların ne getireceğini bilemesem de ben insan olarak
elimden geleni yapıyorum.
Sızan ışık kapının arkasından ama
ardına kadar da açmadığım bir kapı ve işte o iki kapılı handa ortalarda bir
yerde koşturup duruyorum.
Nice hurafe.
Nice şehir efsanesi.
Nice nida ve öykündüğüm sessizlik
bazen sona geldiğim bazen başa sardığım.
Bir imleç olduğumu hayal ediyorum
bazen.
Bazense coşkulu ve şen sesimle şan
dersi alan sopranolar gibi avaz avaz şarkı söylemek ama dünya öyle bir hal
almış ki içime akıtıyorum notaları ve gözyaşlarımı en çok da günde beş vakit
ç/ağladıkça ç/ağlıyorum.
Mutluluk pek kibirli ama sevgiyle
dokunduğum her karede adeta bir simülasyon ekibiyle ifa ediyorum ben
boyutsuzluğumu bazense boyut atladığım en çok da Araf’ta kaldığım ve işte
ikilem yüklendiğim bu zaman aralığında doğuyor şiirlerim ve gecenin körü düşler
ekiyorum karanlığa ve her hayal benim için ayrı bir ömür gibi belki de
haletiruhiyemle çatışıyorum ne zamanki duygularım depara kalksa bozuntuya
vermeden saklamıyorum da: ne coşkumu be üzüntümü ne de umudumu.
Göçebe kalemime konan kuşlar var kimi
zaman başa çıkamadığım o s/onsuzluğa d/okunma isteği ve aşkın eriştesi
yalnızlığın feriştesi ve işte rüzgar olup estiğim; aşk olup coştuğum.
Kadınlar var misal tanımadığım.
Göçmen kuşların hüznü saklı içimde en
çok da içerlediğim yeryüzü ve mıntıkam belli ve elbet apoletlerim.
Rütbemse şair ve usta kalem bana
uzaklardan fısıldarken…
Adım mı ne?
Bazen Feriha.
Kulaklarım tıkalı ama kalp gözüm açık
ve soruyorlar bana: adın ne?
‘’hişt hişt sen misin
benim Feriha
yorgun
saati söyler misin
çok var sabaha
neden sordun’’
Aşkın tutanağına işlenmiş iken yaralı
yüreğim ve adımda saklı mevsim.
Sevecen bir esinti aşkın akışkan
titrinde ve şairin çatlamış dudaklarından dökülen belki de özlemin k/eli
görünen.
Bekle, beni bekle, diyen birisi ve
adımı sürgün ettiğim:
‘’zeynep beni bekle
yalnızlık mı? Mutlaka değiştireceğim
bir yaprak halinde süzülüp saçlarına
Zeynep beni bekle mutlaka döneceğim
Söyle kim önleyebilir buluşmamızı.’’
Sözcük ırkında bolca nasiplendiğim
İlhan’ın penceresine konan kuşlar gibi belki de kelebek ömürlü şiirlerim ve
sevincim:
Aşkın şehla gözlerinde yanıp
söndüğüm…
Adım mı ne?
Belki de en sevdalısından Ayten.
Bazen en delişmen sevgi ve rüzgar.
Yıldız olduğumsa aşikar ve içimdeki
gül bahçesinde hüküm sevdiğim nasıl da davetkar…
Ah, sevgili şairim: bensiz bir şiir
ise yüreğime ilişen.
Ah, sevdalı yüreğim söküklerini asla
dikemediğim.
Direndiğim kadar hayat denen izlekte…
Adım mı ne?
‘’Aysel’in gölgesine saklandım
Hep susamışım su içiyorum
Geceler bitmiyor neden bitmiyor
Uykumun arasında bekliyorum
Aysel bütün gece gözünü kırpmıyor
El yordamıyla yokluyorum
Kapıları karanlığa açılmış
Avcunda diken diken şiirlerim’’(A.
İlhan)
Adım mı ne?
Bazen Süreyya bazen Süreya bazense
k/ayıp bir mevsim ve işte şah damarımdan yakın sevdalandığım Mevla’m ve nice
insan kadir kıymet bilmez ve esefle kendime seslendiğim…
Adımdan size ne hem?
Devasa dağlarda şadırvan yüreklerde
ve asılı kaldığım kavak ağacında elbet ben evrenin ve kalemin ve kendimin
tekelindeyim bazen sızdığım bazen sustuğum ama en çok kalemimi konuşturduğum ve
nemalandığım binlerce şiir, göğün çeperine tutsak bir yıldız belki de bahçede
açan gülüm ben ve ismimle yaşarken…