
Bir seyriâlem gibi indi gece,
Göğün belirsiz eşiğinden süzüldü zamanın unutulmuş sesi.
Yıldızlar, rükûda duran suretler gibi
Sessizce eğildi göğsüme.
Ben,
Bir nâ-kâm rüyanın kıyısında oturuyorum,
Dilimde kelâm yok,
Ama içimde kırk yüzyılın yankısı var,
Her biri mağrur bir suskunlukla dolu.
Şu müşevveş düşünceler içinde
Aklım bir sânî-i zıll gibi dolaşıyor gölgemi,
Bazen ben miyim ben olan
Yoksa yalnızca kendime düşen bir efkâr-ı sergerdan mıyım?
Bir vâveylâ gibi yankılanıyor içimde geçmiş,
Her hatıra bir sürûr-ı hazîn.
Ne tam acı, ne tam sevinç.
İkisinin arası,
İnsanın en çok içini yakan yer.
İnançlarıma örülmüş duvarlar var,
Taşları müheyyiç,
Harcı sâkit.
Ve ben o duvarlara her gece
başımı yaslıyorum,
Duvar konuşmuyor,
Ama ben, çok şey duyuyorum.
Bir firâk sofrası kurdum içimde,
Konuklarım:
Unutulmuş ihtimaller,
Ve adı konmamış özlemler.
Hepsi aynı çataldan
Aynı boşluktan tadıyorlar.
Gözlerimi kapadım:
Bir tefekkür târîhi başladı ruhumda,
Yeni bir takvimde yaşamıyorum artık ben,
Zamanı içimde gömenlerdenim.
Yarınlar?
Belki gelirler,
Ama içimdeki bu kendiyle hemhal adam,
Her gün biraz daha
Kendi yokluğuna alışıyor.
05.05.2025
* Seyriâlem: Dünyayı gezip görme, içsel ya da dışsal yolculuk.
* Nâ-kâm: Emeline ulaşamamış, yarım kalmış.
* Mağrur: Gururlu, kendini yüce gören.
* Müşevveş: Karışık, düzensiz, dağınık.
*Sânî-i zıll: Gölgesinin suretini üreten hayal, ikinci bir varlık gibi.
*Efkâr-ı sergerdan: Başıboş, yönsüz düşünceler, dalgınlıklar.
*Vâveylâ: Feryat, haykırış.
*Sürûr-ı hazîn: Hüzünlü sevinç, buruk mutluluk.
* Müheyyiç: Tahrik edici, duyguları harekete geçiren.
* Sâkit: Sessiz, suskun.
* Firâk: Ayrılık, yitirme hali.
* Tefekkür târîhi: Derin düşüncenin zaman çizelgesi, zihinsel kronoloji.
* Hemhal olmak: Bir duyguyla iç içe geçmek, kaynaşmak.