BALIKESİR'DE BİR KADIN 46
Günce – 11 Mayıs 2025
Günün yavaş yavaş ağarışını ve sessiz sedasız sokağı seyrediyorum. Pencereyi açıyor, ciğerlerime soğuk havayı doldururken kuşların seslerini dinliyorum. Uyandığım ev, ebeveynlerimin...
Evlatlar konuk oluyormuş anasına, babasına.
Nereden mi biliyorum?
Boş ver, sevgili güncem, boş ver...
Sana bunları fısıldarken, tüm içtenliğimle kelimelerimi kurarken, ilmek ilmek işliyorum cümlelerimi. Bakıyorum da şu anda saat 05:48. Ve sanıyorum ki uyanalı bir, bir buçuk saati bulmuş. Ana baba ocağında olmanın huzurunu hatırlayacağım, ilerde dönüp okuduğumda bu satırları... Çocukluğumdan bir sahne düşüyor aklıma: Annemin, kendi elleriyle yaptığı kuyruk yağını sobanın üstünde kızartıp ekmeğime sürüşü... O sıcak ekmek kokusu, odanın her köşesine sinerdi. Şimdi o anı hatırlarken içimi tarifi zor bir sıcaklık kaplıyor.
Bugün Anneler Günü.
Elektrik direklerinin titrek ışıklarıyla aydınlanan, sabahın ilk ışıklarıyla buğulu bir hâl alan boş caddeye bakarak geçirdim bayağı bir vaktimi. Sokağın taşlarına düşen solgun ışıklar, geceyle gündüzün birbirine karıştığı o ince çizgiyi fısıldıyordu adeta. Anne olmanın bilinmezliği içinde yol almamış mıydım bunca sene?
Ne okulu vardı ne de öğreteni...
Doğanın akışına mı bırakmıştım kendimi?
Uyku mu? İki günden beri firari...
Uykuları terk etmemiş miydim iki evladım için?
Ya şu anda diğer odada uyuyan annem; aynı fedakârlıkla büyütmemiş miydi beni?
Çoğu zaman uykum kaçınca televizyon yerine okumayı tercih ederim. Evin sessizliği, sayfaların arasında kaybolmam için en uygun zemini hazırlar. Saatin tik takları, arada bir ötüşen bir kuş sesi… Başımı kaldırdığımda, sokak lambalarının aydınlattığı boş caddenin solgun ışıkları.
Yeni başladığım kitabı, kulübümüzce Mayıs ayında irdeleyip enine boyuna tartışacağız. Nobel ödüllü yazar Han Kang’a ait bir kitap... Kore bana yıkılmaz bir dostluğu çağrıştırıyor. Kore Savaşı’nda Türk askerinin destek için oraya gidişi, bu iki ülke arasında güçlü bir bağ kurmuştu. Birbirine uzak ama kalben yakın iki milletin hikâyesi... Bu yüzden Kore’yi düşündüğümde, içimde tarif edilemez bir dostluk hissi beliriyor.
*"Veda Etmiyorum"*un kar yağışı içindeki sayfalarında, baş karakterle birlikte yol alıyorum.
Göz kapaklarıma ve ağzımın kenarına dokunan kar taneleri, bir hikâye fısıldıyor kulağıma.
"Anne, anne, anne..."
Annelerin öyküsünü fısıldıyor belki de Güney Kore’de delice esen o rüzgâr...
Ve 78. sayfadayım:
Küçükken, bir kar tanesinin oluşması için çok ince toz veya kül tanelerinin gerektiğini okumuştum. Bulutların sadece su molekülleri ile oluşmadığı; yeryüzünden buharlaşarak yükselen toz ve kül taneleriyle dolu olduğunu yazıyordu...
Ve öğrendiğim ilk kelimeyi düşünüyorum...
Annem, usulca yatak odasının kapısını aralıyor. Tuvalete doğru adımlarını atarken bana kısa bir bakış atıp sessizce geçiyor. O bakışta, çocuklarını özleyen bir annenin derin hüznü ve tarifsiz sevgisi saklıydı. Gözlerimiz buluşmasa da, kalbimin bir köşesine o sıcaklık yerleşip kaldı.
Sevgili güncem, bugün anneme onu ne kadar çok sevdiğimi söylemeliyim. Aynı zamanda babama da... Tüm içtenliğimle fısıldamalıyım sevgi sözcüklerini.
Yılların yorgunluğunu itiraf eden o kırışıklıklara saygı duyarak, yanaklarını öpüp iyileştirmeliyim içlerindeki onca yarayı...
H. Çiğdem Deniz
(
Balıkesirde Bir Kadın 46 başlıklı yazı
çitlembik tarafından
11.05.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.