BALIKESİR'DE BİR KADIN 57
Günce – 1 Haziran 2025
Küçük İskender’in o içe işleyen cümlesi, tam da bazı insanların ruhen nasıl yavaş yavaş söndüğünü anlatır gibi:
> “Yaşarken ölenler mezarlıklara gömülmüyor.”
Annem ve babamı her gördüğümde bu söz geliyor aklıma. Artık gözlerinde yaşam kıvılcımı sönmüş ve yılların yükünü sessizce taşıyorlar gibiler.
Belki de kendi içlerine çekilmiş, hayata küsmüşler… Ama hâlâ nefes alıyorlar.
Kelimelerin bazen güç verdiği, bazen de içindeki kırılganlığı yüzeye çıkardığı anlar vardır ya...
İşte ben bugün o ikincisini yaşıyorum.
Bu kelimeleri karalayıp bıraktıktan sonra, bir süre akşamın derin karanlığına sığınıyorum.
Sessiz bir müzik ve birkaç kadeh kırmızı şarap hiç fena olmaz, diye mırıldanıyor iç sesim.
Müzik, bazen bir battaniye gibi sarar insanı; bazen de usul usul içindeki düğümleri çözer.
Cep telefonumdan Spotify’da birkaç parça seçiyorum:
Jóhann Jóhannsson – Flight From The City
Bir hüzün var ama umut da eksik değil, diyorum.
Yiruma – River Flows in You
Piyano tınılarıyla içimden akan bir nehir görüyorum.
Max Richter – On the Nature of Daylight
Zamanın yavaşladığı bir odada, düşüncelerimle baş başayım.
Erkan Oğur – Feryadı İsyanım ya da Telvin'den bir parça
Köklerden gelen bir sızı gibi; ama içli ve yumuşak.
Aydın Esen – Memories
Bir pencere kenarında geçmişi izliyormuş gibiyim...
Yorgunluğum sadece bedenimde değil, belki ruhumda da.
Cam silmek, yemek yapmak, geçmişle yüzleşmek, ebeveynlerimin halini defalarca fark etmek…
Bir de üzerine bu kadar derin duygularla yazmaya çalışmak…
İnsanın içindeki tüm enerjiyi söküp alabiliyor.
Ellerinde hâlâ güç var.
Gözlerinde zaman zaman bir ışık da çakıyor.
Ama içlerinde bir yer, çoktan kapılarını örtmüş gibi.
Annem ve babam…
Eskiden gülmeyi bilen, kahve içerken birbirine laf yetiştiren,
sofrada eksik tabak bırakmayan o iki insan...
Şimdi sanki sadece yaş alıyorlar.
Yaşarken eksiliyorlar.
Sessizliğe gömülüyorlar.
Ama kimse onlara bir mezar kazmıyor.
Çünkü onların ölümleri belgelenmiyor.
Çünkü o ölüm bir çöküş değil, bir geri çekiliş.
Bir uzaklaşma.
Bir suskunluk.
Ben onların yanına gidip camlarını siliyorum,
çünkü pencereleri açılırsa belki içeri biraz hayat girer diye.
Yemek yapıyorum, çünkü belki bir tabakta geçmişin kokusu gelir diye.
Ama o sessizlik…
Bazen duvardan bile daha kalın oluyor.
Sevgili güncem,
Kendimi kelimelerin gücünden değil, sessizliğin şefkatinden geçirmek…
İmkânsız olmasa gerek.
H. Çiğdem Deniz
(
Balıkesirde Bir Kadın 57 başlıklı yazı
çitlembik tarafından
3.06.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.