Kerbela'nın Gölgesinde Aşure
Ey gönlü ağırlaşan, yüreği Kerbela’nın kızılıyla sarsılan
dost…
Kelimelerin gözyaşına dönüştüğü yerdeyiz şimdi.
Bir çöl suskunluğu var bugün,
Aşure kaynıyor hüzünle.
Tarçın değil, gözyaşı kokuyor
Kazanlarda,
On iki kapta on iki acı,
On iki damla sabır...
Kerbela…
Toprağına düşen gölgeden
Tanıdık bir baş eğilişi.
Bir çocuk su ister,
Ama Fırat, mahzun akıyor.
“Ey susuzluk, adını Hüseyin koydum,”
Diye haykırıyor bir anne
Ve çadırlar
Alev değil, dua oluyor gecede.
Aşure pişiyor şimdi,
Birlikten değil,
Bölünmüş gönüllerden…
Her tat bir hikâye,
Her harf bir şahadet…
Bugün, hatırlamak için değil,
Yeniden susmamak için pişiyor kelam.
Çünkü Hüseyin’in sesi
Sözden öte,
Bir direnişin yankısıdır hâlâ.
Gecede yürüyen bir yürek var,
Yalın, ama sarsılmaz…
Hüseyin'in adımları çölü titretiyor,
Bir çadırda sükût var şimdi,
Ama içinde Zeyneb'in dirayeti.
Düşmüyor yere umut,
Çünkü sabır, en güzel silah.
Fırat, seni bekleyenlere küskün…
Su değil artık sığınaktır.
Her damla, bir şehidin düşü
Abbas susuz gitti,
Ama kardeşlik doya doya içti o anı.
Aşureyi karıştırıyor anneler,
Ama tat değil dert pişiriyorlar.
Birlik değil yalnızlık karışıyor içine,
Çünkü Hüseyin yalnız bırakıldı.
Ve biz…
Her lokmada bir vefa mı arıyoruz,
Yoksa unutulmuş bir yası mı örtüyoruz?
Aşure, ağızda değil artık,
Kalpte pişiyor.
Birlik kazanında
pişen gönül
Aşureyi
karıştırıyor eller,
Her malzeme ayrı, ama niyet bir.
Çocukluk, yaşlılık, özlem, dua...
Hepsi kaynıyor aynı kazanda.
Bu kazan, sadece yemek değil,
Bir milletin hatırası, bir ümmetin duası.
On çeşit değil belki,
Onlarca kalp, yüzlerce sızı…
Kerbela’dan gelen gözyaşı
Damla damla düşüyor içine.
Zeyneb’in sabrı, Hüseyin’in direnişi,
Abbas’ın vefası...
Hepsi birer kıvam,
Birlik için pişiyor.
Birlik, aynı olmak değil...
Farklılıkla aynı gönülde buluşmak.
Her çerez başka, her tat ayrı,
Ama kaşık birleşince tek bir lezzet doğar.
Bugün gözyaşıdır çorbası bu milletin,
Ama içine atılan niyet
Yarın rahmete dönüşsün diye…
Mehmet Aluç