“İnsan insan derler idi, insan nedir şimdi bildim.”
Bu şarkı bu sıralar kulaklarımda çınlar oldu. Havanın ateşi, ateşin kavruğuyla maalesef bir oldu! Gözlerime serildi yeşil memleketimin siyaha boyanışı. Yüreğime dokundu daha güçlü ekipmanların olmayışı! İşte şimdi her yer yangın yeri… Eskişehir, İzmir, Sakarya, Afyon, Manisa ve doğduğum toprak! O kadar çok üzülüyorum ki ifademe dokunacak bir damlanın bile o ormanlara su serpmesini istiyorum! O kadar çok Yaradan’a sığınıyorum ki her gün annemle yağmur duasına çıkıyorum. “Ya yağmur ya, bize bereket getir. O tarlaya, bu tarlaya, her yere ya; bize bereket getir.” diye. İçimde umut kırıntılarıyla çağırıyorum iyiliği; güzelliğe. Ama maalesef vaziyet ortada! Güzel memleketimi memleket yapan o ağaçlar… Kısa sürede tutuşan nadide çamlar… Büyümesi yüzyıllar süren, kaybetmesi anlardan ibaret olan o nadide kavaklar… Türkiye’nin en büyük blok ormanlarının bulunduğu ve ağaç çeşitliliği en bol olan ilim tutuştu! Oysa sorumluluğu üstlenmesi gerekenlerin etekleri tutuşmuyor! Neden? Bir ihmal varsa eğer o fikrimce önlemsizlikten başka bir şey değil! Keşke bir bilseler, bin düşünseler!
Mesela şöyle düşünün. Her ay 5 şişe su kazanıyorsunuz, dişinizle tırnağınızla. Bunun 3 şişesini düzenli olarak babanıza veriyorsunuz, çünkü baba! Bazen kazayla bir şişeniz kırıldığında babanız sizden 4 şişe su istiyor, mecbur veriyorsunuz. Ve böyle durumlarda 1 şişeyle bir ay idare ediyorsunuz. Bir gün geliyor ki o elinizdeki bir şişe su hararetinizi dindiremiyor ve dönüp babanızdan borç su şişesi istiyorsunuz, ne tuhaf ama! O da 2 şişe ödeme koşuluyla size veriyor, yok utanma/arlanma! Ardından sussuz kalıyorsunuz ve babanıza “Ben senden bir parçayım bana su verir misin?” diyorsunuz. Buna hakkınız var çünkü o su şişelerini siz kazanıyorsunuz. O da dönüp size “ Bende su kalmadı!” diyor. Ve siz susuzluktan 3 gün yaşayıp hayata gözlerinizi yumuyorsunuz.
Bu anlattığım hikayede kim devlet, kim millet siz çözün! Ama şu açık ki bu hikayedeki çocuk; yanan ormanlarımız! Ve onlar 3 günden fazladır yanıyorlar! İniltilerini duyabiliyor musunuz babalar? Rüyalarınıza girip tırmalıyor mu kulaklarınızı? Can çekişmenin o derin acısını hiç tattınız mı? Küçük bir ayının sığınışı, geyiklerin kaçışı, kaplumbağaların kabuklarından başını kaldıramayışı ve orada yaşayan nice hayvanlar…
Evlerinden tahliye edilmiş insanlar… Göz gözü görmeden çalışan, didinen fedakar itfaiye çalışanları, sağlık çalışanları ve ellerinde aynı bir şişe suyla bir ayını idare etmeye çalışan nice halk!
Yapılacak çok şey var ama söyleyeceklerim de bu kadar!
Umarım bir an önce toprağa sakinlik, havaya serinlik gelir.
Geleceğe mirasımız olsun demek değil bu aslında
Dediğim tek nokta, bizi biz yapan bizden şeyleri koruyabildiğimiz müddetçe varız.
İşte o zaman o mirasla o “çocuğu” yaşatırız.
Ateş yanıyor içimde, beşten büyüktü hani dünya!
Oysaki ateş yakmaz hiçbir canı eğer 5 şişe suyun varsa…
Tuğsel KARAKIRIK
(
Karabük Yanıyor başlıklı yazı
Tuğsel Karakırık tarafından
25.07.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.