Mondros’tan Sevr’e-3. Bölüm-
Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla, evet dünya tarihinde ilk kez bir barış değil ateşkes antlaşmasıyla hem de Osmanlı gibi bir ülke parsel parsel işgal edilirken Türk Milleti - düzensiz de olsa- Milli Mücadeleyi başlatmıştı.
Mustafa Kemal on beş gün ikamet ettiği Pera Palastan, arkadaşı Salih Fansa’nın evine, oradan da Aralık başlarında Şişlideki evine taşındığı günlerde Hatay’ın Dörtyol İlçesinde Fransız gavuruna, yani ülkemizi işgal eden düşmana ilk kurşun sıkıldı. ( 19 Aralık 1918’de Kara Mehmet Çavuş adında bir vatandaşımız düşmana ilk kurşunu sıktı. )
Bu ilk kurşun sıkıldıktan beş ay kadar sonra Mustafa Kemal, 15 Mayıs 1919’da Hasan Tahsin’in İzmir’de Yunan ‘a ilk kurşunu sıktığı günün ertesi günü( 16 Mayıs 1919 ) Milli Mücadeleyi başlatmak için İstanbul’dan Samsun’a hareket etti.
Kafanız mı karıştı?
Benim tam otuz üç sene kafam karıştı bu ilk kurşun ve Milli Mücadelenin başlaması konusunu anlatırken. Biraz da sizin kafanız karışsın çok mu?
Evet, Mustafa Kemal Paşa 16 Mayıs 1919’da Samsun’a gitmek üzere İstanbul’dan yola çıkmıştır ama bu yolculuktan aslında hiç de memnun değildir.
Şimdi ‘’ Yahu hocam saçmalama. İspat et memnun olmadığını ‘’ Diyenler olabilir. Vallahi ben değil bizzat kendisi söylüyor. Hem de en önemli eseri olan Nutuk’ta. Aynen şöyle:
‘’……….Bu geniş salahiyetin, beni İstanbul'dan sürmek ve uzaklaştırmak maksadıyla Anadolu'ya gönderenler tarafından, bana nasıl verildiği garibinize gidebilir! Derhal ifade etmeliyim ki, bana bu salahiyeti onlar bilerek ve anlayarak vermediler. Ne olursa olsun benim İstanbul'dan uzaklaşmamı arzu edenlerin icat ettikleri sebep, "Samsun ve havalisindeki asayişsizliği mahallinde görüp tedbir almak için Samsun'a kadar gitmek" idi. Ben, bu vazifenin yerine getirilmesinin bir makam ve salahiyet sahibi olmaya bağlı olduğunu ileri sürdüm. Bunda hiçbir beis görmediler.’’
Bu görevden hiç de memnun olmadığına başka delil gerekir mi bilemem. Bizzat kendisi sürgün diyor.
Neyse, ana konudan çok uzaklaşmamak için bazı olayları atlıyorum.
4 Eylül 1919’da Sivas’ta toplanan Kongre’de alınan kararlar içinde biri çok dikkat çekicidir.
‘’ Meclis-i Mebusan derhal toplanmalıdır. ‘’
Padişah tarafından görevinden alınmış, hakkında tutuklama kararı olan bir Mustafa Kemal’e neydi kapalı olan Meclis-i Mebusanın yeniden açılması?
Haydi onu geçtim, padişah Vahdettin, Mustafa Kemal’in emir eri miydi ki hemen Sivas Kongresi biter bitmez 11 Eylül 1919’da Parlamentonun yeniden açılması için tüm yurtta seçim kararı aldırmıştı?
Adamı görevinden almışsın, (ayrıca kendisi de istifa etmiş.) hakkında tutuklama kararı çıkartmışsın ama o ‘’ Meclis-i Mebusan derhal açılmalıdır’’ Diyor sen de Meclis-i Mebusanı derhal açıyorsun. Sizce de haddinden fazla tuhaf değil mi bu durum?
Ülkenin her tarafında seçimler yapılıyor ve 12 Ocak 1920’de Meclis-i Mebusan tekrar açılıyor.
Şimdi sorulabilir: ‘’Ülkede tüm bunlar olup biterken İngilizler uyuyor mu?’’
Evet, Dünyanın en sağlam gizli haber alma örgütüne sahip olan İngiltere garip bir şekilde uyuyor.
Mustafa Kemal, Samsun’a giderken uyuyor ve o kıyıdan kıyıdan giderek Samsun’a varıyor.
Samsun’a vardığında daha karaya ayak basmadan vuracak konumda olmalarına rağmen uyuyorlar, vuramıyorlar.
Hele de Samsundaki İngiliz İşgal kuvvetleri komutanı Mr. Salter’in o çelik mavisi gözleri görünce heyecana kapılıp askerleriyle birlikte Mustafa Kemal’e teslim olması olayı var ki evlere şenlik. ( İngiliz İşgal Kuvvetleri komutanı Salter değil Yüzbaşı L. H. Hurst’dür. Böyle bir teslim olma tabii ki söz konusu bile değildir. )
Osmanlı parlamentosu yeniden açılırken de uyuyorlar zira ‘’Türkler sonunda barışa yanaşıyor. Biz onlara barış masasında istediğimiz her şeyi imzalatırız’’ düşüncesiyle uyuyorlar.
Derken efendim 28 Ocak 1920’de Cemile ve Münire Sultanların ( II. Abdülhamit’in kız kardeşleri ) saraylarında ( Çifte Saraylar da denir bu saraylara ) yani II. Abdülhamit’in Osmanlı Parlamento binası yaptığı sarayda ( Dolmabahçe Sarayına yakındır bu saraylar) çok önemli altı kararı mebuslar oy birliği ile kabul ediyorlar ve bu kararlara ‘’ Misak-ı Milli ya da Ahd-ı Peyman deniliyor.
Misak-ı Milli yani ‘’Milli Yemin’’ denen altı maddelik metinde mebuslar, Türk Milleti adına nereleri Türk Devletinin toprakları olarak gördüklerini, nerelerden vazgeçebileceklerini açık açık ortaya koyuyorlardı.
*****
Şimdi Misak-ı Milli belgesini cebimize koyalım ve çok sık sorulan bir soruya cevap verelim: Lozan hezimet midir yoksa zafer mi?
Altı maddelik Misak-ı Milli Belgesinde Akdeniz ve Ege’deki adalar hakkında tek kelime yoktur. Bunun ne manaya geldiğini siz değerli okuyucularıma bırakıyorum. Misak-ı Millide yer almayan adalar Lozan’da 12.- 13.- 14.-15. ve 16. Maddeler olarak karşımıza çıktı ve Akdeniz ve Ege’de Türklere ait ada neredeyse hiç kalmadı.
Misak-ı Millide Mısır ve Sudan’ın adı geçmiyordu. Hal böyle olunca Lozan’da 17. Madde ile Mısır ve Sudan üzerindeki bütün haklarımızdan vazgeçtiğimizi taahhüt ettik.
Misak-ı Millide Kıbrıs yoktu, Lozan Antlaşmasının 20. Maddesiyle Türkiye, İngilizlerin Kıbrıs’ı 5 Kasım 1914’de ilhak etmiş olmasını tanıdı
Misak-ı Millide Trablusgarp ( Libya ) yoktu dolayısıyla Lozan Antlaşmasının 22. Maddesi ile Türkiye, Trablusgarp üzerindeki bütün haklarından vazgeçti.
Hatta bu belgede yani Misak-ı Millide Kars, Ardahan, Batum ve Batı Trakya’dan bile vazgeçebileceğimiz belirtiliyordu ( Yapılacak bir oylamada bu bölge halkı Türklerle yaşamak istemediklerini beyan ederlerse vazgeçebilecektik. )
O sebeple bence ‘’Lozan hezimet midir, zafer midir?’’ Diye sorulmasın.
Eğer Misak-ı Milli bizim kırmızı çizgimizse { Ki hangi görüşte olursa olsun insanımız Misak-ı Millinin kırmızı çizgimiz olduğu ortak paydasında birleşir. ( Ben ve bir avuç başka insanlar hariç )} Lozan bir zaferdir. Çünkü Lozan ile Misak-ı Milli sınırları olarak belirlenmiş yukarıdaki haritada gösterilen sınırların en az %80’i ( hatta fazlası ) gerçekleştirilmiştir.
Bir diğer soruya da cevap vereyim bu arada.
Kut el Amare’de İngilizlerin canına okuyan, ordularını ve komutanlarını esir alan biz, bir kaç ay içinde nasıl perişan olduk, yenildik?
Yüzde yüz böyledir diyemem ama eğer ordu kumandanları ‘’ Arabın toprağını savunmak için, bizi sevmeyen, sürekli arkamızdan vuran hainler için değmez bunca çabaya. ‘’ Düşüncesine idilerse ( ki daha sonraki Misak-ı Milli kararları bunun böyle olduğunu gösteriyor. ) savaşa asılmadılar.
****
Gelecek bölümde inşallah İstanbul’un resmen işgali, TBMM’nin açılışı, aynı gün yapılan San Remo Konferansı ve Sevr üzerinde duracağım…
Mondros’tan Sevr’e-3. Bölüm- başlıklı yazı Sami Biber tarafından
11.08.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 10
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.