GÖKTEN ÜÇ ELMA DÜŞTÜ
12 Aralık 2025
H. Çiğdem Deniz
Bu konserin sunucusu olarak ördek yeşili, kadife bir tuvalet giymeyi planladım. Daha önce Sakarya Musiki Derneği konserinde, ardından da bir düğünde giymiştim. Yani bu iyi bir fırsattı; bir daha ne zaman giyerdim, tahmin etmek zor. Hele ki kilomun yıllar içinde değişkenlik göstermesi düşünülürse, bu konser için en uygun seçimdi.
Önceki güncelerimde de değindiğim gibi, konser hazırlıkları tatlı bir telaştır; bazen de olmaz, olduramazsınız. Çünkü içinizdeki o kadını aynada görememiş olmanın sıkıntısı çöker insanın üzerine; deyim yerindeyse afaganlar basar. Bu kez hazırlık aşamamda hiçbir sıkıntı yaşamadım. Gizliden çarşıya çıktım; hani şu tüllü, tüylü aksesuar tokalardan aldım. Genellikle nikâh masasına gidenlerin tercih ettiği türdendi ya, işte oydu beni tamamlayan. Bir eldiven, bir inci kolye ve küpeler… O anda, tarihin içinden çıkıp gelmiş bir karakter olacaktım mikrofonun başında.
Soyunma odasına geldiğimde inci kolyemin yanımda olmadığını fark ettim; bir dost eli bu eksiği tamamladı. Tüllü kepim vardı ama yine de seçenekler sunuldu bana; hatta siyah eldivenler bile getirildi. Benim de vardı aslında, fakat sunum sırasında zorluk yaşarım diye yanıma almamıştım. Rujum açık tonlardaydı; bu kez rujlar seferber edildi. Koronun içinden bir ruj sürdüm dudaklarıma. Ve artık, dostların deyişiyle, afet-i devran olmuştum.
Etrafımda dostlarım dört dönüyordu; bir fotoğraf karesinde anılar biriktirmek ister gibiydiler. Biraz şımarmış mıydım? Hayır. Benimkisi düpedüz mutluluktandı. İçimdeki çocuk, rahmetli "Neriman Köksal" bir film yıldızıyla el ele tutuşmuş; çaça, kanto, tango yapıyordu adeta. Sahnenin kenarında zaman durmuş, gülüşler karelere sığmaya çalışıyordu.
Bigadiç’in Kuyu Mahallesi’nde büyüyen kızların, yıllar sonra aynı sahnede yer alacağı kimin aklının ucundan geçerdi? Bunun hayalini kurmak bile mümkün değildi. Yıllar öncesinden, Malkara’dan tanıdığım; farklı apartmanlarda ama aynı lojman alanında yaşadığımız, çocuklarımızı birlikte büyüttüğümüz bir dostla yine yan yanaydık. Hayat, yolları bunca kez ayırıp sonra böylesine incelikle birleştirince, insan kendini şanslı hissetmeden edemiyor. Galiba ben çok şanslıydım.
Balıkesir Musiki Derneği’nin saygıdeğer başkan yardımcısını referans alarak selamladım. Bir elim nazikçe havadaydı, diğer elim eteğimin ucunu tutuyordu; zarif bir reveransla karşılık verdim. Sanırım bir arkadaşım bana “kontes” demişti. O anda, Hasan Can Kültür Merkezi’nde bulunan herkes bir masal kahramanına dönüşmüştü. Bal kabağı arabaya dönüşmüş, zaman askıya alınmıştı. Ne vakit eski hâline dönerdi, kim bilebilirdi? Camdan ayakkabıyı denemeye hazırlanan kadınlar, tatlı bir heyecan içindeydi.
Giderek gözyaşları isyana dönüşen engelli kıza çevrildi bütün bakışlar. O, mikrofonu ve sahneyi seviyordu; şarkı söylemek için gelmişti. Koro şefimiz camdan ayakkabıyı aldı ve o minik ayağa giydiriverdi. Ve masalımızın kül kedisi sahnedeydi artık. Işıkların altında zaman durdu.
O ses yükseldiğinde masal tamamlandı.
Gökten üç elma düştü;
biri sahneye çıkan kül kedisine,
biri o anı kalbine yazanlara,
biri de hâlâ masallara inananlara…
(
Gökten Üç Elma Düştü başlıklı yazı
çitlembik tarafından
13.12.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.