İçerdeki İçe Derin Bir Yolculuk
İçerdeki İçe Derin Bir Yolculuk
Sincan’ın dar sokakları akşamın serinliğine bürünmüştü. Taş
kaldırımların üzerinde günün yorgunluğu hâlâ hissediliyordu; ayak sesleri
azalmış, sadece rüzgârın sürüklediği yaprakların hışırtısı kalmıştı. Sokak
lambaları titrek bir ışıkla yanıyor, gölgeler birbirine karışıyordu. Kuşlar,
günün son uçuşlarını yapmış, çatılara sığınmıştı. Birkaç serçe hâlâ cıvıldıyor,
sanki insanlara “geceyi unutmayın, sabah yeniden doğacak” diyordu. Sokağın
sonunda, eski bir kahvehane vardı. Kapısının önünde birkaç tahta sandalye,
duvarında solmuş afişler… İçeriden çayın buharı ve sobanın çıtırtısı
yükseliyordu. Kahvehanenin içi, dışarıdaki soğuktan kaçanların sıcak
sığınağıydı. Ağalar gibi oturan yaşlılar, ellerinde tespihleriyle sessizce
sohbet ediyordu. Gençler ise masalarda tavla taşlarını hızlı hızlı çeviriyor,
arada kahkahalar yükseliyordu. Çayın kokusu, sobanın sıcaklığı ve kuşların
dışarıdaki sessizliği birleşiyor; kahvehane, gündelik hayatın kalbi gibi
atıyordu. Burada konuşulan her söz, sıradan görünse de bir derinlik taşıyordu.
Akşam kahvehanedeki sohbetten sonra herkes evine dönmüştü.
Ali, küçük odasında ışığı kapatıp yatağa uzandı. Çayın kokusu hâlâ burnundaydı.
Birden kendi kendine değil, yüksek sesle sordu: Mehmet’in söylediği o sözler
aklındaydı
— “Nasıl evden çıkılmadan yolculuk yapılır?”
Mehmet’in sözleri zihninde yankılandı, sanki odada
yanındaymış gibi.
— İnsan bazen en büyük
yolculuğu, evin kapısından çıkmadan yapar.
Ayşe’nin sesi de hatırına geldi, o da cevap verir gibiydi.
— Bir dostun yüzündeki
yorgunluğu fark etmek, bazen bütün kitaplardan daha öğreticidir.
Ali düşündü. Yolculuk dediğin sadece trenlere binmek, otobüs
duraklarında beklemek değildi. Bir kitap açmak, eski bir şarkıyı dinlemek,
çocukluğunun sesini hatırlamak da yolculuktu.
Sonra kendi kendine mırıldandı.
— Evden çıkmadan
yapılan yolculuk, kalbin içinde yürümektir. Hatıraların sokaklarında dolaşmak,
sessizlikte yeni şehirler keşfetmektir.
O gece Ali, hiçbir yere gitmeden uzun bir yolculuğa çıktı.
Ali yatağında gözlerini tavana dikmişti. Kahvehanedeki
konuşmalar hâlâ zihninde dönüyordu. O soruyu sormuştu.
— Nasıl evden
çıkılmadan yolculuk yapılır?
Cevaplar zihninde yankılanırken, kalbi kendi yolculuğuna
çıkmaya başladı.
Çocukluğunun sesi geldi önce. Annesinin mutfakta çıkardığı
tabak sesleri, babasının akşam eve dönerken kapıyı açışı… O an, odasının dar
duvarları genişledi; Ali kendini eski evlerinin avlusunda buldu.
Sonra gençliğinin hayalleri geldi. İlk defa sevdiği kıza
yazdığı mektubu hatırladı. O mektubu hiç verememişti. Ama şimdi, yıllar sonra,
o mektubun kelimeleri yeniden kalbine dokundu.
Birden gözleri doldu.
— “Demek yolculuk,
hatıraların içinden geçmekmiş,” diye fısıldadı.
Ayşe’nin sesi kulaklarında çınladı.
— “Bir dostun
yüzündeki yorgunluğu fark etmek, bazen bütün kitaplardan daha öğreticidir.”
Ali düşündü: belki de evden çıkmadan yapılan yolculuk,
başkasının yüzünde kendi hikâyeni görmekti.
O gece Ali, odasında hiç kıpırdamadan; çocukluğuna,
gençliğine, dostluklarına ve sessizliklerine doğru uzun bir yolculuk yaptı. Her
hatıra bir şehir, her duygu bir sokak oldu. Ve sabaha kadar, evden çıkmadan
dünyaları dolaştı.
Ali yatağında hâlâ düşüncelere dalmışken, kendi kendine yeni
sorular sormaya başladı.
— İnsanın en büyük yalnızlığı ne zaman başlar?
Mehmet’in sesi zihninde belirdi.
— Kalabalıkların ortasında
kendini anlatamadığın da.
Ayşe’nin sesi de eklendi
— “Bazen yalnızlık,
kimsenin seni anlamaması değil; senin kendini anlatmaya cesaret edememendir.”
Ali sustu, sonra başka bir soru sordu.
— “Mutluluk nedir,
nerede bulunur?”
Mehmet cevap verdi.
— “Mutluluk, bir yolun
sonunda değil; yolun kendisinde gizlidir.”
Ayşe ekledi.
— “Bir bardak çayın
buharında, bir dostun gözlerindeki ışıkta bulunur.”
Ali derin bir nefes aldı. Sorular çoğaldıkça cevaplar da
çoğalıyordu. Her biri gündelik hayatın içinden çıkıyor, ama insanca bir
derinlik kazanıyordu.
Sonra bir soru daha sordu.
— “İnsan neden
konuşur?”
Mehmet
— “Konuşmak, kalbin
yükünü hafifletmektir.”
Ayşe
— “Ama bazen en büyük
konuşma, sessizliktir.”
Ali yatağında gözlerini kapatmıştı. İçinde bir ses daha
yükseldi:
— “İnsanın en büyük kaybı nedir?”
Mehmet’in sesi zihninde belirdi.
— “Kayıp, bir eşyayı
yitirmek değil; kendini unutmak, kendi sesini duyamamaktır.”
Ayşe’nin cevabı ise daha yumuşaktı.
— “Bazen kayıp, bir
dostun gülüşünü hatırlayamamak olur.”
Ali derin bir nefes aldı. Sonra başka bir soru sordu:
— “Umut nerede
saklanır?”
Mehmet
— “Umut, gelecekte değil; bugünün küçük ayrıntılarında
gizlidir.”
Ayşe
— “Bir çocuğun gözlerindeki ışıkta, bir annenin sessiz
duasında saklanır.”
Ali’nin gözleri doldu. Sorular çoğaldıkça kalbi daha da
derinleşiyordu.
Birden kendi kendine fısıldadı:
— “Sevgi nedir?”
Mehmet
— “Sevgi, bir kelime
değil; bir yükü paylaşmaktır.”
Ayşe
— “Sevgi, sessizlikte
bile anlaşabilmektir.”
O gece Ali, evinden çıkmadan; kayıpların, umutların ve
sevginin sokaklarında dolaştı. Her sessiz bir soru bir kapı, her cevap bir yol
oldu. Ve sabaha kadar, kendi iç dünyasında insanca bir sefer name yazdı ve
zihninde canlandırarak izledi.
Ali sabaha karşı hâlâ uyanıktı. Gözleri tavanda, kalbi
sorularla doluydu. Birden kendi kendine sordu:
— “İnsanın en büyük
yolculuğu nereye varır?”
Mehmet’in sesi zihninde belirdi:
— “Yolculuk, bir yere
varmak için değil; kendini bulmak için yapılır.”
Ayşe’nin cevabı ise daha yumuşaktı:
— “Bazen yolculuk, bir dostun gözlerine varmaktır.”
Ali sustu, sonra başka bir soru sordu:
— “İnsanın kalbi neden kırılır?”
Mehmet:
— “Kalp, beklentilerle ağırlaştığında kırılır.”
Ayşe:
— “Ama kırık kalp,
ışığı daha çok geçirir.”
Ali’nin gözleri doldu. Sorular çoğaldıkça cevaplar da
çoğalıyordu. Her biri gündelik hayatın içinden çıkıyor, ama insanca bir
derinlik taşıyordu.
Sonra bir soru daha sordu:
— “İnsanın en büyük
gücü nedir?”
Mehmet:
— “En büyük güç, affetmektir.”
Ayşe:
— “Ve affetmek, kendini yeniden bulmaktır.” Vesselam.
Mehmet Aluç
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.