Bir düşe filan özet geçecek değilim
en çok da çürük gülüşlerin ceketine ilişik bir rozet gibi iken sözcüklerim ve
ısrarla yazdığım ısrarla sevdiğim en çok da yüreğe meyleden o duruş ve işte
cinnet akşamlarından geçen o yolcu.
Cennet bildiğim kadar da hayatı.
Duraksamadan sevebilmelerin meali
elbet tetiği basılı ruhum biraz yorgun biraz savruk ama inanılmaz kararlı.
Soyut bir zaman dilimi iken de yaşam
merkezli dünya.
Oysaki insanlar somut: bazen
duyguların hücumuna uğrayan bazen iki arada bir derede kalan:
İyi de o derenin suyu kurudu çoktan
ve dere yatağındaki su çekildikçe insanların gerçek yüzü çıkmakta ortaya…
Körüklü ya da körüksüz duygular çok
da umurumda hani bu saatten sonra ve işte alarmını kurduğum mantığım ve geniş
ölçekli dimağım az sonranın hicreti yarınların ikbali ve kurşun ağırlığında
yorgun bir günce sabırla diktiğim sökükler şefkatle sevdiklerim, ah, nerede
şimdi?
Cevabı asla umurumda değil üstelik
bir soru cümlesine sığınan belirsizlik gücüme filan da gitmiyor hani ama güme
giden çok şey var alabildiğine de gürültülü iken hayat ve işte suskuyla
süslenmiş yalancı yürekler işveli nidalar…
Günahı boyunu aşmış madem…
Gel gör ki sanırsın ki hidayete ermekte
her Âdem…
Ya, Havva nerelerde o uzun kış
uykusundan geç de olsa uyandı ya kök söktüren bir tohum misali ve işte koca
ömrü toprağa ektiğim yüzümde açan güllerse soldu artık ama dikenleri hala
batmakta yüreğime.
Sivri dilli savruk.
Şifası Allah’tan şükür.
Garbın isyanı şarkın şavkı en çok da
şiirlerin beyanı…
Aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem
şiir ve işte dizeler arasında gezindiğim kadarım belki bir fazla belki bir
eksik.
Şaibeli sözcükler durağı neyse
maksadı ise artık yalnız kılanın ve dökümlü eteklerinden dökülen her taşı hep
mi başına yer insan?
Külüstür bir coğrafya.
Mıntıka belli.
Rehavet yüklü masallar.
Akıbet ise kader ehli.
Mimozalar açmıyor artık ne de olsa
tüy sıklet tüm çiçekler ve o Çingene kadın yine dayadı burnuma: neydi adı sahi?
Kokina?
Bir cesaretle giriştim ki savaşa yeni
yılın esintisi şimdiden titretirken yüreğimi ve bol keseden sevdiklerimden öte
artık sevebildiğim kadar seveceğim kendimi…
Hangi renksem ya da neyse cüssem ya
da cübbem…
Ve vakur bir eda ile salınıyorum
mademki yol da yakın ve işte vakit varken firar edeceğim eski seneden: ha şimdi
ha yarın ne de olsa tembihliyim atadan babadan ne de olsa koymuşlar bir kere
adını…
Ya, sizin nedir koyduğunuz ad, yeni
seneye?
Frapan bir gülüş ısmarlayıp da
fistanı pembe bir duruşla sıvazlıyorum sırtını en çokla özdeşleşip aza da razı
olduğum kadar elbet yazgımın ve yazacaklarımın derdinde telaşında herkese iyi
seneler diliyorum…
Yeni senede görüşmek adına…