Çocuk kalmayı becermiş bir yetişkin:
ne öznesi yitik ne de elleri terli…
Aşkın hulasası değirmende ağarmadı
elbet yitenlerin ne saçı ne yası
Özlem bir tefrika hem şahsına
münhasır olmalı insan
Kıyılsa da içi
Derli toplu olmalı dışı
Ah, be zalim hayat zanların esiri
olsa ne ki mazlumun ta kendisi?
Ya da âlimler gibi arşınlarken hayat
yolunu
Çetrefilli işkencelere maruz
kaldığımın tam da ertesi
Terk etti diyarı yüreğimi
En çokla en azın kapıştığı
Bir zaman tünelinde saklı yüreğin
nazı niyazı
Ama artık yok işte:
Anne sesi anne sevgisi
Çeken sadece o idi üstelik dinmez
nazımın esintisi
Bir çan eğrisinde salınan ruhum:
Çocuk kalmanın artık yok çıkar yolu
Uydum da yok uydurmadığım kadar
Kandırmadığıma şahit iken Yaratan ve
melekler
Bir Allah’ın kulundan da yok fayda
Ne esiriyim nefsin ne de eseri
Defansın o dimdik kalesi
Kalem elbet sefil yüreğin ihtişamlı
neferi
Bir gün bir ay bir yıl
Aşılası yollar yürekse kâmil
anladığından fazlası
Nasıl da adamı yorar
Artık anlatmakla mükellef olmasam da
Bir müddet daha eseceğim umudun
Rüzgârlı tepesinde
Ayan beyan süregelen
Soldan sap sağda engellen
Dipçiği ruhun
Zalimin nifak sokan kötü tohumu
Elbet açık alnım açık da olacaktır
yolum
Ne dervişim ne sıradan ne de sıra
dışı
Şahsına münhasır bir yangında adeta
gözlerim çakmak taşı
Ar bildim edep bildim asalet bildim
Yaşamaksa insan olmanın meali
Ne yorgunum
Ne de yutkunduğum
Elbet değil haram lokma:
Ben anamın, babamın kızıyım
Öğretiler ve nice anlatı
Hüzün olsa bile zaman zaman yüreğin
dillenen feryadı
Arzım ve talebim
Ve işte ortak noktasında ruhumun
kesiştiği
Bir çan eğrisi
Nasıl ki makbulüm saklı Rabbin
katında
Ve bir anda açan çiçeğin poleni kaçtı
mı da ruhuma
Özüm
Yoktur özrüm
Yanlışım da yok yalanım hiç
Hiçliğin değil var olmanın biçilmiş
kaftanı
Surlar
Serler
Yoktur da sırlar
Kalp kemale erdiği kadar
Bazense iblis ve eşrafı köpek gibi
hırlar
Dönüp de bakmam ki yüzüne
Yolun aydınlık: kıymaz Rabbim, O’nu
en çok sevene
Kıyan kıysın kırılan değil artık
Ne kalbim ne mısralarım
Kırmadığım kadar dostun kalbini
Elbet yıkmadığım kadar da Kâbe’nin
asil mabedini
Bir imgeden çıktığım yolda
Aşkla erdiğim hidayet uğruna
Göğün tefi
Yerküredeki zemheri
Anamın yiten tatlı dili
Nasıl ki hala küpe kulağıma
Ar bildim edep bildim hayatı
Debelenen kâfirin kabul olmayacaktır
elbet muradı
Bir gönyem var ki,
Kalemin erbabı
Bir de künyem babadan yadigâr
Aşkla
Umutla eşelediğim toprak dahi firarda
Daha da çok yol var önümde
Öykündüğüm sadece sevgidir Allah
katında
Benzemediğim kadar da bir Allah’ın
kuluna:
Ne yastayım ne firarda
Acımı gömdüğüm kadar derine
Akıldır sirayet eden
Kimine göre ne çok zafiyet reva
görülen
Afiyettedir ruhum
Aşkın közünde ansızın da vurulduğum
Ne de olsa sevmeyi öğrendim ben
biricik yuvamda
Edepli ebedi mısraları bir bir
dizerim de kale duvarlarına
Kalem ise müebbet yediğim bitimsiz
sevda
Göz görmeyince gönül öyle bir görür
ki
Yeter ki insan şerh düşsün umuda ve
doğruya…