Ah Be Gülden


Ah Be Gülden

 

Sami kardeşimin gelişiyle aşk dolu okul yılları yeniden hatırlandı. Onun yazdıklarını görünce, ben de kendi çocukluk aşkımı kaleme almak istedim. İlkokul sıralarında yaşanan o saf ve komik duygular, yıllar geçse de içimde taptaze duruyor. Ah be Gülden… Hâlâ içimde bir yerlerde minik bir köşe kapmış oturuyor o kız. Şimdi şöyle uzun uzun, içten içe, biraz da utanarak anlatayım size o yılları. Otur rahatına, çayınızı kahvenizi alın, çünkü bu hikâye biraz uzun sürecek, duygusu da bol. Üçüncü sınıf mıydı, dördüncü mü tam hatırlamıyorum ama 9-10 yaşlarındayız işte. Okulumuz eski tip devlet okulu; önlükler mavi-beyaz, yakalar her zaman kirli, teneffüs zili çaldığında koridorlar savaş alanına dönerdi. Sınıfın en ön sırasında otururdu Gülden. Saçları hep iki yandan örülü, uçlarında kırmızı ya da bazen pembe minik tokalar. Önlüğü ütülü, yakası tertemiz, defteri açsan sanki bilgisayar fontuyla yazılmış gibi düzgün. Bizim sınıfın yarısı kalemle karalanmış defter, yarısı da buruşturulup atılmış kâğıt toplarından ibaretti. 


O ise başka bir dünyadan gelmiş gibiydi. İlk “vay be” anım şu oldu: Matematik dersi. Öğretmen tahtaya kaldırdı beni, soru basit: 8×7 kaç eder? Kafam bomboş. Normalde umurum da olmazdı, “bilmiyorum” der geçerdim. Ama o gün arkadan hafif, sadece benim duyabileceğim bir ses: “Elli altı…” Gülden’di tabii. Fısıldamıştı. Ben o an tahtada donup kaldım, cevap verdim, indim yerime. Eve dönerken yol boyunca aklımda tek şey: “Gülden bana fısıldadı… Gülden bana yardım etti… Gülden beni fark etti.” 9 yaşındaki beyin işte, her şeyi aşk filmi sahnesine çeviriyor. Sonra yavaş yavaş belirtiler başladı. Kantinde onun her zaman aldığı çilekli sütü görünce ben de almaya başladım. Midem kaldırmıyordu aslında, o pembe şey bana hep yapay gelirdi ama yine de içiyordum. Çünkü o içiyordu ya… Erkek adamız sonuçta, dayanırız. Bir keresinde silgisi yere düştü, yerden alıp uzatırken ayakkabımın bağcığı çözüldü, bildiğiniz gibi yüzüstü kapaklandım. Bütün kantin koptu. Gülden de güldü ama sonra eğilip “İyi misin?” dedi. O “iyi misin” cümlesi benim için Oscar’lık replikti resmen. Kalbim o an bildiğin göğsümden fırlayacak sandım. Defterimin kenarlarına minicik “G” harfleri çiziyordum. Sonra yakalanırım korkusuyla üzerini karalıyor, sonra tekrar çiziyordum. Defterim resmen aşk-yok etme savaş alanı gibiydi. 



Bir de 23 Nisan şiir okuma günü vardı. Sıra bana geldi, şiirin yarısını unuttum. Tam ağlamaklı olacaktım ki arkadan yine o ses, yavaş yavaş şiirin kalanını fısıldadı. Ben okudum, sınıf alkışladı, ama benim kulaklarımda sadece onun sesi vardı. O an kendimi kahraman gibi hissettim, sanki o olmasa rezil olacaktım, o kurtardı beni. En büyük cesaret anıma gelelim. Büyük teneffüs. Okulun arka bahçesinde kocaman bir çınar ağacı vardı, altında gölge olurdu, çocuklar genelde top oynardı ama ben romantik plan yaptım. Gülden’i çağırdım oraya. Geldi. Kalbim kulaklarımda atıyordu, ellerim buz gibi. Ben (sesim titreyerek, gözlerim yere bakarak):
“Gülden… Ben… Şey… Seni çok seviyorum ya. Gülden bir saniye durdu, sonra o sakin, yumuşak sesiyle:“Aaa… Ben de seni seviyorum an dünya durdu. Kazandım mı? Oldu mu yani? Beynimde havai fişekler patlıyordu. Ama sonra devam etti: “Ama ben herkesi seviyorum ki. Annemi, babamı, babaannemi, kedimizi, kuzenlerimi, sınıf arkadaşlarımı, öğretmenimizi… Seni de seviyorum.”…
Sessizlik.


Uzun, utanç dolu bir sessizlik. O cümleyle beraber bütün o destansı aşk filmi, komik bir kısa filme dönüştü. Ben ona “özel” bir şey söylüyorum, o bana “sen de diğer 87 kişiden birisin” diyor. 9 yaşında egom aldı darbe, ama öyle tatlı bir darbe ki… Kızmadı, üzülmedi, sadece dürüstçe, çocuk saflığıyla söyledi. O günden sonra aşkım bitmedi aslında. Sadece şekil değiştirdi. Artık ona bakarken içimden “ulan bu kız herkesi seviyor, ben niye kendimi özel sanıyorum ki” diyordum. Yine de kantinde çilekli süt almaya devam ettim. Alışkanlık oldu. Bazen gizli gizli ona bakıyordum, gülümsemesini izliyordum, sonra başımı çevirip “aptal aptal gülümseme lan” diyordum kendime. Şimdi yıllar geçti. 60’lu yaşlardayım, hayat bambaşka. Ama hâlâ bazen bir yerde çilekli süt görünce duruyorum. Alıyorum elime, bakıyorum. İçimden şöyle diyorum: “Helal olsun be Gülden… Sen daha o yaşta, tek cümleyle bir erkeğin bütün romantik hayallerini hem yıkıp hem de tatlı tatlı gülümsetmeyi başarmışsın. ”Ve gülümsüyorum. Çünkü bazı aşklar gerçekten bitmiyor. Sadece büyüyor, olgunlaşıyor, komikleşiyor, sonunda da insanın yüzüne tatlı bir tebessüm bırakıyor.

İşte benim ilk aşkım böyleydi. Saf, cahil, acayip komikti, vesselam.

Mehmet Aluç

 

Not: Gülden Resimdeki kadar güzeldi...
( Ah Be Gülden başlıklı yazı kul mehmet tarafından 10.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu