gün doğumları bir ihbar hattı şimdi
güneşin doğuşuna değil batışına inanıyorum
her hece bir kırık bardak gibi
gecemin ağzı kanıyor
dünya devasa bir musalla taşı
yaşamaksa imla hatalarıyla dolu bir şiir
her sabah ishak kuşunun selalar okuduğu
"ey hayatı bir imge saltanatı sanan bedbahtlar"
içimdeki çocuk
ihtiyar bir adamın gözleriyle bakıyor hayata
oyunlar bozuldu, oyuncaklar dağıldı
çünkü bu hayatın dili çok ağır
grameri çok zalim Ela'ra
rahminden düşmüş sahipsiz bir sancıdır bu dünya
tut ki hükmü verilmiş bir cellat şafağında asılmış rüzgâr
kendi sesine sağır bir sanrının dilsiz itirafı bu yer
varlık dediğin yokluğun kursağında bir lokma keder
şehirler birer ur gibi yapışmış yüzüne
bakma artık o mazi denilen masalların gerisine
çocukken kurduğumuz parlak cümlelerin altı çizildi
hangi dizeye koysak eğreti duruyor iyiliğimiz
kötülük ise tam ölçüsünde tam vaktinde giriyor söze
''-huzur, çığlığı basanda
huzur, isyanda saklıdır''
aşk dediğin
bir şiirin en tehlikeli teşbihidir
hüzün ise her sofrada baş köşeye kurulmuş bir davetli
sevmek, en güzel dizeyi celladına hediye etmektir bazen
seni vurdukları yerden çiçeklenmeni bekler
gelmesi geciken trenler çoktan devrilmiş raylarından
ve makinistler ölüme dair türküler mırıldanıyor
ölüler kervanı dediğin
aslında okunmuş kitaplar mezarlığıdır
bak, ömrümüz birer imge kaybından ibaret
burada yaşamak değil
hayatta kalmaya çalışmak asıl büyük günahımız
ve bir ses
bizi son bir secdeden men ederken
ey ahali!
hüküm verildi, kalem çoktan kırıldı derken
bu gezegende şair olmak zor
sen sakın bakma o sahte sabahlara El'ara
karanlık henüz ışığını keşfetmedi