
Münzevi bir gölgeydi öncesi:
İzzet-i ikramlarda bulunduğum ah ki
ah,
Koca sofranın da güncesi.
Metruk zincirlerden boşalırdı ahali
vakit o vakit ki…
Gök gürledi
Yeryüzü semirdi
Ve biledikçe biledi zalim kükreyen
nefretini, kinini
Oysaki öğün atlıyordu kâinat
Aşka delalet uçuşan kuşların da kırık
iken kanadı
Övünçle sevdiğim sevildiğim mademki
bir rivayet
Sözcüklerle el ele gezindiğim
Günü kurtaran kim ise kini ile
iştigal
Aşkla beyhude sevgilere kanat açan şu
yürek nasıl ki hemhal
Sadece kendiyle önüne b/aktığı kadar
kanayan yaralarına
Merhem miydi yoksa şiirler?
Kandığı kadar
Kanatmadığı kadar da içi dışı dolu
iken asalet
Fışkıran kanına tek tanık yüce Rahman
Göğün müridi nice ümidi
Savsaklayan kimse yakınında uzağında
Ve gürleyen yaşları
Gülümsemeye de ant içmişken dudakları,
Andığı kadar dününü özlemle.
Kanıksanası bir d/okunuş
Mahal verense zemheri
Açmaya doyamadığı kadar da içinde
saklı nice tohumu
Ekmekle iştigal hayata
Edindiği kadar tüm terbiye ve sadakat
Müzmin o yolcu ki uzaklarda adeta bir
hayalet
Gelmekle gitmek arasındaki farkı
bilense sadece Rabbi
Bir ant
Bir anı
Bir anda yüzüne çemkiren o inat dolu
iblisi
Görmekten ziyade
Gönül gözünde saklı dirhem dirhem
sevgiyi
Sunmaksa layığı ile
Sevmekse alnının akında
Şiarı o mevki rastlaşmamak adına
Ne dün ne de gün söverken o karanlığa…
Varsa yoksa
Yarınlara meylettiği
Aşkla ve gururla
Yâdında ne ise bir teselli
Aramadığı kadar ahvalinde
Tecelli edecek yeni günü ve ümidi
Duaları kabul olur diye tez elden…