
Hangi düş’ tün bir düşün istersen
içerleme de asla içine düşülesi bir aşkı da bağrına b/asmışken varsın ağrına
gitsin cümleler tahayyül ettiğinden de öte o duygu s/elinin içinde ellerim
uzaklardan uzanırken sana ve bir hadise ki yaşam hadislerden uzanan yasam ve
yasım ve yaşımı da kurutmuşken ve işte Rabbim, sana dönük yüzümle geldim
huzuruna bana verdiğin ve vereceğin huzurun her katresinde asılıdır benliğim ve
tüm dualarım, aşkla erdiğim ereceğim hidayetin öncesi yansa da canım defalarca
çünkü sensin Sen tüm yakarışım, yanan canıma merhem Varlığın ve tüm mülküm tüm
yüküm tümden gelen aciz ve sefil varlığımla Sana geldim Rabbim…
Öncesiz düşlerim yok artık ve
misafirhanede ağırladığım kadar yorgun dualarım asılı olduğum göğün askıda iken
de ruhum ve en sevdiğim:
Askıda ekmek.
Askıda nimet.
İçselleşen insan sevgim Rabbime de
kavuşmakla delalet bir zerreden olsam da ibaret ve işte sevdiğim bazen
şuursuzca kapıldığım bir rehaveti dünde bırakmanın verdiği mutlak bir huzur ve
mutlulukla çaldım kapını, Ramazan davulcusu ise henüz çalmamışken kapımı.
Bir koşu Kapındayım.
Bir koşu Huzurunda.
Aşkın evrelerinden geçtiğim koca ömrü
hiçe saydığım ne ki yaşadığım acıların yanında ve ben Sana baş koyduğum sevgili
Hünkârım biricik Allah’ım.
Bir düş gördüm öncemde.
İçine düşülesi bir kuyu belki de ve
işte o kuyunun kapağını açan hangi zalimse önce ben düştüm ama yetmedi derken
bir deli kuyuya taş attı ve o taşı çıkarmak adına kırk akıllı kuyunun başında
yetmedi:
Başıma atılan taşların her biri de
çarpmışken inanç denen zırha…
Kavisli yollar.
Kanaviçeler saklı her durakta.
Annemin sesi ise kulağımda ama kalbim
Sana emanet tıpkı annemi de Sana emanet ettiğim kadar ben yine ve sadece Sana
emanet.
Renklerdir kirini yıkadığım havlunun
beyazında iken alnımın akı.
Ruhumdur uçuşan kelebek misali ve bir
kelebek diye yazdığım iken şiiri b/öldüğüm her gününde ömrün ve kelebek mizaçlı
olsa da ne ki şiirlerim aslında genele sirayet eden ve kimse reva görmeyen
huzuru bana bense sadece Sana koşarken ve Huzuruna her çıktığımda sadece Sana layık
bir kul olmaktan öte yoktur dileğim.
Sonralar.
Öncesiz fısıltılar.
Aklım başımda aklımı alan acılar
dışında koştuğum yine Sen.
Renklerse öcünü almakta karanlıktan
kararan güne methiyeler yazan zalimden yanadır davam ve kutsanmış her gün her
gece aşkla ibadet etmenin neticesinde ve işte kurulu iken yürekler Eşref
saatine bense aşka kurduğum kadar kalbimi arındığım kadar sarmalında ömrün
savurduğum sessiz nidalar ve suskunluğumu dindiren benim yerine konuşan yine
Sensin sadece Sen, yüce Mevlam.
Düşler değil hayal gücümden taşan
sadece.
Gerçekler ve hakikatin dilemması.
Mübarek Ramazanda kutsandığı kadar
Mümin ve ettiği dualar ve işte aşkı kolaçan eden bir kalem ile yazmaya durduğum
şu imsak vakti ve beklemede olsa da iç ses, yazmakla ilintili dış sesin dinmezken
öfkesi.
Ölümsüzlüğe rücu eden bir imge iken
de hayaller.
Sınırları aşan gerçekler.
Gerekçeler sunmuyorum artık sevmek ve
yaşamak için çünkü özgürce bıraktım kalbimi boşluğa ve umutla ektiğim her tohum
erişken bir çiçek olmaya da aday iken ve asla da çiçek kimliğimden ödün
vermediğim.
Ne solgunum.
Ne de s/üzgün.
Diri ve dingin bir varlığa
meylettiğim.
Yaşadığım kadar da şükrettiğim
aldığım her nefese ve gözümü açtığım her güne bir rol modelse sunduğum varsa
yoksa âlemlerin Peygamberi yüce Muhammed.
O iken cihanın övüncü.
Ve O iken Rabbinin en sevdiği Kulu.
Kulluğa binaen kula kulluk yapmadığım
ve de minnet etmediğim kadar yolumdayım, yolundayım kâinatın.
Bazen taşlı.
Bazen engebeli.
Biraz da yaslı.
Yaslandığım ise kadrinden sual
olmayan biricik Rabbim.
Mübarek Ramazanın her gününde ve her
anında içselleşen duygularım kaleme döktüğüm ömrün eş güdümlü ve eş zamanlı
çağrısı elbet ağrımı dindiren yine Huda ve yolumu açan daha da açacak olan.
Bense aciz bir kul olmanın bilincinde
sadece hamt ettiğim ve şükrettiğim sabrıma da delalet iken ömür ve günce…