Kurtarma Sözlüsü Sorusu Kadının Görevleri Nelerdir
KURTARMA SÖZLÜSÜ SORUSU: KADININ GÖREVLERİ
NELERDİR?
Öğretmenlik hayatımda 20 seneyi doldurduktan sonra artık öğrencilere karşı daha
müsamahakar( Yani hoşgörülü ) bir insan
olmuştum. Hatta sıfırcılıktan bol kepçeciliğe terfi
etmiştim.
Eskiden bir savaşı tam
anlatıp da tarihini
yıl, ay, gün
olarak tam yazamayan
öğrenciye basardım sıfırı
ama şimdi ucundan
kıyısından bir şeyler
yazana, söyleyene tam
puan veriyordum.
Evet, önümde bir tomar yazılı sınav kağıdı vardı yine
Soru: Prut Zaferinin önemini anlatınız.
Öğrencim Murat döşenmiş cevabı:
’’ Osmanlı ordusu ile düşman ordusu karşı karşıya geldi. Düşman kralı ’’
Önümüzde Türkler, arkamızda bataklık, aha da ayvayı yedik’’ Diye kara kara
düşünmeye başladı. O böyle düşünürken karısı ’’ ben seni bu durumdan
kurtarabilirim ama sen azıcık boynuzlanacaksın. Kabul mü ?’’ diye sordu. Düşman
kralı ‘’ Sanki yapmadığın şey.
Bir kez daha yapmandan
bir şey çıkmaz’’ dedi. Bunun üzerine kraliçe bizim ordu komutanın
çadırına gitti.
Bizim komutan, manken gibi hatunu görünce önce ’’Uhhh’’ dedi…Gözleri parladı,
ağzının suları akmaya
başladı. ’’
Sonrasında Murat, ballandıra ballandıra bir halvet
olayı anlatmıştı ki resmen
+18’lik.
Eskiden olsa muzır neşriyat
yaptığı için disiplin
kuruluna sevk eder en
az beş gün
okuldan uzaklaştırma cezası
almasını sağlardım ama
şimdi ‘’ En azından
Prut Savaşında düşmanın önünde
Türk Ordusu, arkasında
bir bataklık olduğunu bilmiş, tam
puan ‘’ diyordum.
***
’’Kurtarma yazılısı ’’ denen kavramı bilmeyen yoktur sanırım. Bir öğretim yılı boyunca kendisini kurtarmak için hiç bir çaba sarfetmeyen öğrenci milletinden bazıları, öğretim yılı sonu gelip çattığında ’’ Hocam bir kurtarma yazılısı ?’’ diye öylesine boyun büker, öylesine bir duygu sömürüsü yapar ki Hitler, Neron, hatta Kazıklı Voyvoda Vlad olsanız bile o Küçük Emrah misali boyun büküş karşısında yüreğiniz erir de ’’ Peki tamam ’’ dersiniz ve işin garibi her sene sonunda bu numarayı yersiniz.
Bazen de yazılı kağıdı okumak sıkar öğretmeni. Kurtarma yazılısı değil de kurtarma sözlüsü yaparsınız ki ben daha çok kurtarma sözlüsü yapardım.
Genelde çok basit tek bir soru… Lakin çoğu kez ’’ Hocam ne olur bir tane daha sorun. Bunu bilemedim ama soracağınız bir başka soruyu bileceğim’’ olurdu ya da bakın aynen şöyle olurdu:
- Hüseyin ! Evladım Tarihten çakıyorsun.
- Aaaa? Yapmayın hocam. Zaten Matematik, Fizik, Kimya garanti. Bir de Tarih olmasın.
-Hımmm. Kurtarma sözlüsüne kalkacak mısın peki?
Hüseyin’in aslında kurtarma sözlüsüne kalkmak gibi bir niyeti yoktur. Düşünsenize tarih dersinden sınıfta kalmak üzere olduğunun bile bilincinde olmayan Hüseyin, soracağınız hangi soruya cevap verebilir ki? Ama yine de arkadaşlarının ’’ Hüseyin, Hüseyin ’’ tezahüratlarına dayanamaz..
-Evet Hocam. Kalkacağım.
Hüseyin tahtaya kalkar. Ben o tek soruyu sorarım.
-Evet Hüseyin, anlat bakalım bize Sakarya Savaşını
-Hocam ! Başını bir hatırlasam gerisi gelecek de...
-Hımm. yardım edeyim. Yunan ordusu Eskişehir- Kütahya Savaşlarında elde ettikleri başarıdan sonra Ankara’ya doğru ilerliyorlardı. Buradan devam et.
-Hocam ! Ankara’da ne işleri vardı ki?
-Evladım. Meclisi ele geçirip milli mücadeleyi tamamen bitireceklerdi. Amaçları buydu. Anlatmıştım. Unuttun mu?
-Eeee. Onlar ilerlerken bizimkilerin elleri armut mu topluyordu? Bizimkiler neden gerekli önlemleri almıyorlardı?
-Elbette bizimkiler de gereken önlemleri almışlardı.
-Ne gibi önlemler Hocam?
-Evladım anlatmıştım ya hani. Mesela Mustafa Kemal’e Meclisin tüm yetkileriyle birlikte Başkomutanlık yetkisi verilmişti. Tekalif-i Milliye Emirleri denilen bir dizi kanun çıkarılmıştı. Doğu ve Güney Cephesinde savaşan kuvvetler Batı Cephesine kaydırılmaya başlanmıştı.
-Hocam ! Bu tedbirler iyi, güzel, hoş da iki takım sahaya çıktığında taktik lazım. Bizimkilerin taktiği neydi?
- Taktik? Oğlum ! Anlatmıştım hani. Eskişehir- Kütahya Savaşlarındaki geri çekilmemiz aslında bir taktikti aynı zamanda?
- Nasıl yani hocam?
-Atatürk, Yunan ordusunu Sakarya kıvrımı içine çekiyordu. Aynen Alparslan’ın Malazgirt Savaşında yaptığı gibi...Türklerin meydan savaşlarında uyguladığı Turan taktiğini uyguluyordu yani?
-Vaaayyy. Müthiş taktik..
-Evet öyle. Biliyor musun, Turan taktiği en son bu savaşta uygulandı.
-Bilmez olur muyum Hocam ! Atatürk bu savaşta ’’ Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri ’’ demişti.
-Yok, onu Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesinde demişti. Bu savaşta ’’ Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır.O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça düşmana terkedilemez ’’ Demişti.
- İşte biz bu karar sayesinde savaşı kazandık değil mi hocam?
-Evet Hüseyin. Şimdi otur yerine.
-Hocam kaç puan aldım?
-Konuyu çok güzel ve eksiksiz anlattığın için 100 tam puan. Aferin Hüseyin.
Durumu öğretmenler odasında anlattığımda özellikle genç meslektaşlarım yerlere yatıyorlardı gülmekten ve ‘’ Hocam ! Yaptığınız çok yanlış ‘’ diyorlardı ama öğrenci mutlu, ben mutlu olduğuma göre bir yanlışlık yoktu bence.
Hiç unutmam. İşte yine böyle bir kurtarma sözlüsünde sormuştum Mahmut’a.
-Mahmut evladım ! Anlat bakalım kadının görevleri nelerdir?
-Hocam ! Öncelikle bana bu kadar basit bir soru sorduğunuz için çok teşekkür ederim. Kadının başlıca görevleri yemek yapmak, bulaşık yıkamak, elbiseleri yıkamak, ütü yapmak, evi temizlemek, ortalığın dağınıklığını toplamak, kocasına güler yüz gösterip onu rahatlatmak, çocuklarına iyi bir anne olmak, kocasının ailesine karşı güler yüzlü ve hürmetkar olmaktır. Bu arada çocuklarına karşı adaletli olmalı tabii ki de...
Mahmut’la Osmanlı döneminin yöneticilerinden olan kadı hazretlerinin görevlerinin bunlar olmadığını tartışarak zaman kaybedemezdim. Zira kurtarma sözlüsü yapacağım daha en az on beş öğrenci vardı. Mahmut kadı ile kadını karıştırmıştı besbelli ama o kadar zırvanın içinde tek bir kelimeyi cımbızla alıp 100 tam puanı verdim bu sorunun cevabına : Adalet...Evet, anne nasıl ki çocuklarına karşı adaletli olmalı idiyse Kadı dediğimiz görevlinin en önemli işi adaletti. Yani Mahmut bir ucundan da olsa konuya yaklaşım sağlamıştı (!) Dolayısıyla Mahmut da 100 Tam puan almıştı kurtarma sözlüsünden.
Haydi bir Kadı fıkrası ile bitirelim.
Adamın biri ölmeden önce bir vasiyet bırakmış ve vasiyetinde ’’ Sahip olduğum develerin yarısı büyük oğluma, kalanın üçte ikisi ortanca oğluma, kalanın yine üçte ikisi de küçük oğluma verilsin’’ demiş. Ancak adam öldüğünde bakmışlar on yedi devesi var. Bunun yarısı da sekiz buçuk deve ediyor. Olay karışmış tabii ki. Derken Kadı Efendinin huzuruna varıp bu deve taksimini babalarının vasiyetine uygun bir şekilde halletmesini istemişler.
[Burada bir deveyi ortadan ikiye bölmeden meseleyi nasıl halledeceğinizi biraz düşünmenizi istiyorum. Zira kadı efendi hiç bir deveyi kesmeden, bölmeden meseleyi halletmiş. ( haydi başlayın düşünmeye bakalım işin içinden çıkabilecek misiniz? Çözümü sonra okusanız da olur.)]
Evet..Kadının( Kadın değil kadı ) çözümü şöyle:
17 deveniz var. Bir deve de ben ödünç vereyim. Ne oldu? 18 deve.
On sekiz devenin yarısı büyük oğlana. Yani dokuz deve ona.
Kaç kaldı? Dokuz.
Dokuzun üçte ikisi ortanca oğlana yani altı deve...
Kaç kaldı? Üç
Üçün üçte ikisi küçük oğlana. Yani ona da iki deve.
Kaç kaldı? Bir.
O bir de benim size ödünç olarak verdiğim deve olduğundan tabii ki bana...
Not: Hesabı iyi yapın. Bunu çok anlatmışımdır ve dinleyenler içinde pek çok kişi ’’Vay uyanık kadı vay. Bir deveyi haybeden kendi hesabına geçirmiş ’’ der. Oysa kadının hesabına geçen bir deve yok.
RESİMLER:
SOLDAKİ RESİM: Kadının görevlerine mizahi bir yaklaşım
SAĞDAKİ RESİM: Son dönem Osmanlı Kadılarından Çanakkale Gazisi - Galata Kadısı Çerkeşi Şeyhzade Bahaddin Efendi.
- Yorumlar 8
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.