Hatice Diyor ki Bir Cin Hikayesi 1 Bölüm
HATİCE DİYOR Kİ / BİR CİN HİKAYESİ-1.BÖLÜM
İlk kez 25 Ağustos 2016 da Yayınladığım tamamen gerçek bir anı.
*************
Yaklaşık olarak otuz sene önceydi. Yani üçüncü çocuğum Yunus’un Celebral Palcy denen bir kas hastası, sık sık geçirdiği krizlerin de Epilepsi ( Sara) krizleri olduğunu öğrenmemizin üzerinden henüz bir kaç sene geçmişti.
Doktor tedavisinden yogacılara, yogacılardan biyoenerji uzmanlarına ‘’ Bir umut’’ diye Yunus’u götürmediğimiz hiç kimse kalmamıştı neredeyse. Öyle ki kim ‘’Çare bende ‘’ diyorsa peşine düşüyorduk. Haliyle şifacılar bu kadar çok olunca yolumuz Reikicilerden şakracılara, şakracılardan medyumlara, medyumlardan, yogacılara, yogacılardan cinci hocalara kadar herkese uğramaktaydı.
Ben tüm bu düzenbaz taifesine asla inanmasam da eşim ‘’ Ya, bakarsın belki çare ondadır’’ Diyor ve ne kadar isteksiz olursam olayım beni de peşinden sürüklüyordu.
Türlü şarlatanlardan hiç bir sonuç alamamıştık elbette. Son umudumuz ise İzmit’te yaşayan bilmem ne hoca idi. ( Biz de İzmit’te ikamet ediyorduk o sıralarda.)
Eşim bilmem ne hocadan bahsettiğinde şiddetle karşı çıkmış olmama rağmen ‘’ Gel bir kere. Kendi gözlerinle gör. Eğer yine de inanmazsan söz bir daha ağzımı bile açmayacağım’’ Deyince çaresiz bilmem ne hocanın evinin yolunu tuttuk.
İnsanların kapısında kuyruğa girdiği bir hocanın muazzam bir villada oturması gerekiyordu. Oysa gele gele geldiğimiz yer çatısı eternit kaplı basit bir gecekondu idi.
Gecekondunun kapısı önünde benim Yunus’un yaşlarında sakat bir çocuk toza toprağa belenmiş vaziyette oynamaktaydı. Hanıma sordum ‘’ Kim bu çocuk?’’ Hanım ‘’ Hocanın çocuğu’’ dedi. İşte o an ‘’Aha da sakallarına sıvadım namussuz hoca. Kendi çocuğuna şifa olamamışsın benim çocuğuma mı şifa olacaksın?’’ Dedim içimden ve bu kozu hocaya karşı kullanmaya karar verdim.
Derken içeri girdik. Aman Allah’ım. O minicik gecekondu insan kaynıyordu. Herkesin kendine göre bir derdi vardı.
Oturduk dertli bir ailenin yanına. Tabii ki herkes birbirine soruyor ‘’Siz niçin geldiniz?’’ Diye. Bize de sordular, anlattık.
Yanımızda oturan vatandaşlara da eşim sordu: ‘’Siz niçin gelmiştiniz?’’
Efendim, gelenler bir bayan, bayanın kaynanası ve bayanın kocasından mürekkep bir üçlüydü. Güya bayanın öz annesi büyü yaptırmıştı o yüzden de bayan tutturmuştu ‘’ Kocamdan ayrılacağım.’’ Diye. Kaynanasının zoruyla Hoca efendiye büyüyü bozdurmaya gelmişlerdi.
Bayana bir baktım kadın tam bir afet-i devran. Hani bir hocanın malikanesinde olmasak ‘’ Yangın var yangın var ben yanıyorum.’’ Diye kanto yapacak. Kocaya baktım : Mübareği al, tıp fakültelerinde kadavra olarak kullan. Adamın yanında hapşırsan anında nezle olacak bir tip. Olayın büyüyle müyüyle alakası yok yani.
En sona bu aile ile biz kalmıştık. Hocanın olduğu odaya önce bayanı çağırdılar. Bayan girdi, beş dakika sonra bayanın kaynanası girdi ve elinde bir muska ile çıktı. Hoca şıp diye çözmüştü meseleyi. Zavallı bayana cinler musallat olmuştu.’’ En son olarak cin de içeri girdi..Pardon bayanın kocası yani. Hoca ona da küçük bir pet şişe su vermişti. Bu suyu bir kova suyun içine döküp banyo edecek böylece hanımına musallat olan cinler kuş gibi uçup gidecekti.
Derken efendim bizi çağırdılar ve hoca efendinin huzuruna çıktık nihayet.
O da ne? Hoca sakalsız makalsız bildiğin devlet memuru tipli bir herif.
‘’Hay Allah. Hoca deyince ben şöyle altmış yetmiş yaşlarında sakalları göbeğinde birini bekliyordum. Oysa siz devlet memuruna benziyorsunuz’’ Deyince Hoca güldü: ‘’Devlet memuruyum zaten. PTT de çalışıyorum’’
‘’Ulan anasını satayım. Biz öğretmenlerin pazarda limon satmak için tezgah açması milletin dilinde sakızdır da bu heriflerin tezgahları kimsenin dikkatini çekmez.’’ Diye geçirdim içimden. Adam, önünü evine gelen bizim gibi biçarelere, arkasını devlete dayamıştı resmen.
Hanım, sanki sorunumuz oymuş gibi atıldı: ‘’ Hocam. Benim kocam cinlere inanmıyor’’
Hoca kaşlarını çatarak bana döndü:
-Efendi ! Önce anlaşalım seninle. Kur’an'a inanır mısın? Eğer inanmıyorsan ne sen yorul ne de ben.
Cevap verdim:
-İnanırım elbette.
-Peki Kur’an'da Cin suresi diye bir sure olduğunu da biliyor musun?
-Elbette biliyorum.
-O halde neden cin yoktur diyorsun?
-Yahu ben cin yoktur demiyorum ki. İnsanın başına gelen her musibetin altında cin tasallutu aramak doğru değildir. Diyorum. Başım ağırdı cin tasallutu, kuşum ötmüyor cin tasallutu, kabız oldum, cin tasallutu.
Hoca başladı garip tikler yapmaya. N’ooluyor lan? Adam elektrik çarpmış gibi hareketler yapıyor.
-Bakın hoca efendi. Ben hoca kısmının gaipten haber verebileceğine inanmıyorum asıl. Gaybı yalnız Allah bilir.
Hoca daha da titreyerek cevap verdi.
-Amenna ve saddakna. Gaybı yalnız Allah bilir. Biz sadece ve sadece Yüce Rabbimin bize bildirdiklerini biliriz.
Cevap verdim:
-Yüce Rab size doğrudan doğruya mı bildiriyor?
Hoca birden top gibi gürledi:
- Hatice ! Bak seni kül ederim. Edebini takın.
Allah Allah. Odada Hatice diye biri yok. Bir ben, bir eşim bir de hoca var. Merakla sordum:
-Hatice kim?
Hoca sanki beni duymuyordu. Devam etti:
- İbrahim ! Rahat dur. Tepemin tasını attırma.
‘’Haydaaa. Bir de İbrahim çıktı’’ diyemeden hoca yine acayip tiklerle birlikte emretti:
-Kâsım ! Oturt şunları bir yere yoksa çok fena yapacağım.
Biz şapşal şapşal bakarken masasındaki bir bardak sıvıyı midesine gönderdikten sonra bize döndü hoca:
-Benim cinler… Seni dövmeye kalktılar. Ben müdahale etmesem ağzını burnunu yamultacaklardı. Çok uğraştım. Takatimi kesti namussuzlar. Bu bal şerbetini içmesem enerjimi toplayamam. Size de tavsiye ederim muhterem. ( Tavsiye vardı ama ‘’buyurun bir bardak da siz alın’’ yoktu.
Taşı gediğine koymanın zamanı gelmişti:
-Hocam gördüğüm kadarıyla emrinizde üç tane cin var: Hatice, İbrahim ve Kasım. Bu cinleriniz vasıtasıyla her derde deva buluyorsunuz. İyi hoş da neden kendi derdinize derman olamıyorsunuz? Neden kendi evladınız sakat?
Hoca yine bağırdı:
-Hatice dedim sana ! Sen karışma ! Otur oturduğun yerde edeplice!
Belli ki Hatice denen cin benden fena şekilde gıcık kapmıştı. ‘’Afedersin Hatice ama soru da mı sormayalım yani?’’ Deyince hoca efendi yerinden kalkıp İbrahim ve Kasım’ı omuzlarından tutarak yerlerine oturttu(!) Belli ki onlar da gıcık kapmıştı benden ve her an saldırabilirlerdi. Eşim ise çimdik üstüne çimdik atıp ‘’ Ya bi sus’’ Diyerek etlerimi mosmor etmişti. Aslında cinlerin saldırmasına hiç de gerek yoktu.
Hoca bir bardak daha bal şerbetini mideye gönderdikten sonra cevap verdi:
-Muhterem ! Keramet ve mucize sahipleri, yani nebiler, resuller, evliyalar kendi soylarından olanlara şifa veremiyorlar. Öyle olmasaydı Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selem efendimizin Hazreti Fatıma dışında tüm çocukları hep hastalıktan ölür müydü?
Yahu herif her soruya karşı gerekli önlemi almıştı. Şimdi böyle bir savunmaya ne diyebilirsin ki. Ancak ve ancak ‘’ Lan gavat ! Sen resul müsün, nebi misin evliya mı?’’ Denirdi ama işin içinde Hatice, İbrahim, Kasım vardı. Hele de Hatice...
Devamı var tabii ki.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.