Makale / Tarihsel Makaleler

Eklenme Tarihi : 2.03.2026
Okunma Sayısı : 205
Yorum Sayısı : 5
Allah  Markalı  Alman  Likörü
ALLAH  MARKALI  ALMAN  LİKÖRÜ

KARDİNAL ARAP  MAHMUT’TAN HACI  WİLHELM’E  GİZLİ  MÜSLÜMANLARIMIZ.-3. BÖLÜM-

Müslümanları  kafaya  almak  için  öncelikle  onların  halifesini  kafaya  almanın  şart  olduğunu  anlayan  II. Wilhelm, 1889  Yılında  Türkiye’ye  ilk  ziyaretini  yaptı.  Bu  ziyaretinde  Osmanlı  Padişahı  ve  İslam  Aleminin  Halifesi  olan  II.  Abdülhamit  ile  tanıştı  ve  işinin  hiç  de  kolay  olmadığının  farkına  vardı.

Ancak  bir  şeyin  daha  farkına  vardı: Genelde  Müslümanlar,  özelde  ise  Türkler ‘’  Sen  bir  tanesin,  sen  aslansın,  sen  kaplansın,  sen  canımızsın,  sen  ciğerimiz,  dalağımız,  böbreğimiz,  bilumum  sakatatlarımızsın ‘’ türü  övgülerle  çabuk  gaza  geliyorlardı. O halde  Türkleri  gaza ve  ‘’  Alamanya  dostumuz,  feda  olsun  postumuz’’  kıvamına  getirmek  gerekiyordu.  

Bunun  için  1700’lü  yılların  sonlarında  Fransa’da olduğu  gibi  1800’lü  yılların  sonlarında  da  Almanya’da  Oriantalizm  başladı  ve  Almanlar  bu  işi  öylesine  abarttılar  ki  Türk  işi  tütün  tabakalarından  tutun  da  Türk  fesli  hatıra pullarına  kadar… Hele  bir  de Kaiser  Wilhelm,  Türk  Paşası  kıyafetiyle yağlıboya  tablosunu yaptırdı, o  kıyafetle poz  poz  fotoğraf çektirdi ya biz  Türkler  resmen  eridik;  adamı  yanaklarından  öpmemek  için  kendimizi  zor  tuttuk.

Evet,  öylesine abarttılar ki  Türkler  ve  Müslümanlar  gibi  Allah’ı  ne  kadar  sevdiklerinin  bir  nişanesi  olmak  üzere (!) ürettikleri  likörlere  marka  adı  olarak  ALLAH   adını  verdiler.

Evet,  II.  Wilhelm, genelde  Müslümanları,  özelde  Türkleri nasıl  kafaya  alacağını,  gaza  getireceğini  gayet  net  anlamıştı.  İlk  ziyaretinden  9  Yıl  sonra  bir  kez  daha geldi  Türkiye’ye  ama  bu  seferki  gelişi  ilk  gelişinden  çok  farklıydı.  Her şeyden  önce  bu  gelişinde karısı Augusta  Victoria da  yanındaydı.  Ayrıca  bu  sefer  sadece  İstanbul’u  ve  Padişah  II.  Abdülhamit’i  ziyaret  etmeyecekti.  Bu  gezi Suriye  ve  Filistin’i  de  kapsamaktaydı  ve  Kaiser  Wilhelm nazarında  bir  Haçlı  Seferiydi.  Haçlı  Seferi  ille  de  Müslümanlarla  savaşmak  demek  değildi  ona  göre.

18 Ekim 1898’de imparator ve imparatoriçe "Hohenzollern" yatıyla İstanbul’a gelip, top atışları ve "yaşa, varol" sesleri arasında Dolmabahçe’de karaya çıktılar.

İkinci gün İstanbul müzeleri gezildi, Alman Büyükelçiliğinde bir kabul resmi düzenlendi, imparatoriçe aynı gün, çok merak ettiği sarayda, Harem’de padişahın eşleri ve kızlarını ziyaret etti.

Üçüncü gün atla İstanbul surları gezilip, başkentteki elçiler kabul edildi. Nihayet Sultanla uzun bir görüşme ve akşam bir tiyatro temsili...

Dördüncü gün Hereke Halı fabrikası ziyaret edildi, imparator ve maiyetine cömertçe halılar hediye edildi.

Beşinci gün, padişahın resmi kabulü ve gala yemeği programı doldurdu.

Son gün imparatoriçenin doğum günü kutlandı. 22 Ekim 1898’de imparator ve ailesi Hayfa’ya hareket ettiler

İmparatorun asıl Haçlı Seferi Hohenzollern yatı 25 Ekim’de Hayfa’da demirledikten sonra başladı. Yöneticileri, eşrafı ve ruhanî reisleriyle bütün Suriye, imparatoru görülmedik bir tantana ile karşıladı. Yol boyu resmî görevliler dışında, Katolik ve Protestan Alman kolonisi kendisine eşlik ettiler. İmparatora yüksek rütbeli 127 Osmanlı memur ve askeri refakat ediyordu. Kendisini karşılamak için Hassa Ertuğrul Alayı önceden Hayfa’ya hareket etmiş, hepsine yeni üniformalar giydirilmişti.

İmparator ve kalabalık maiyeti 29 Ekim’de atla Kudüs’e ulaştı. İmparatoru bu beldede bütün ruhanî reisler karşıladı. O simdi bir hacı rolündeydi. ( Yanlış anlaşılmasın Hacı Wilhelm derken bu hacılığı kast etmiyorum. Burada Hıristiyan hacı oluyor. Müslüman hacı olması az sonra… )

Ruhanî reislerin hepsine bol bol ihsanlarda bulundu. Sadece Protestanların değil, Katolik Almanların da imparatoru olduğunu göstermek için, Katoliklerin ruhanî reisi Kardinal Piavi’ye en yüksek nişanlardan biri olan Roiher Adlerordcn’i tevcih etli. Katolik misyon reisleri ise; "imparatorun tarihî toprakları şereflendirmesinden kıvanç duyduklarını ve gelecek için umutlarının arttığını" belirttiler.

İmparator hac seferi sırasında, Filistin-Alman kolonisinin (Alman Yahudileri dahil) misyon reisleriyle ayrı ayrı görüştü, her birine vaat ve ihsanlarda bulundu. Ağlama duvarını, Rum Ortodoks Kilisesi’ni ve  Mescid-i Aksa’yı ziyaret etli.

31 Ekim’de Kamame Kilisesi (Holy Sepulchre) yanındaki Alman kilisesini ayinle açtı (Erlöserkirchc). Bu Kudüs’ün en büyük kilisesi idi ve güzel bir mimarî eser sayılmasa da bir prestij anıtıydı.(  Kilisenin  yapıldığı  arazi  II.  Abdülhamit  tarafından  Kaiser’e  hediye  edilmişti )  Sonra Hayfa’ya hareket etti.

12 Kasım’da Beyrut’ta  gitti. Buradan trenle 13 Kasım’da Şam’a geçti. Emeviye Camii’nde Selâhaddin Eyyubî’nin mezarını ziyaret edip onun hatırasına bir ziyaret plaketi çaktırdı.

Şam’da yöneticilerin, "hoşgeldiniz" söylevlerine cevap olarak meşhur nutkunu verdi:

"Burada bütün zamanların en kahraman askeri Sultan Selâhaddin’in mezarı önündeyim. Majesteleri Sultan Abdülhamid’e misafirperverliğinden dolayı teşekkür borçluyum. Gerek Majeste Sultan, gerekse Halifesi olduğu dünyanın her tarafındaki 300 milyon Müslüman bilsinler ki, Alman imparatoru onların en iyi dostudur.".

İmparator, Müslümanların koruyucusu (!) olduğunu böyle parlak bir şekilde açıklayarak gezinin asıl amacını sergiliyordu.

Dikkat edilecek olursa tam bir dinler arası diyalog(!) da yaşanıyordu ve belki de kendisi isim olarak kullanmasa da dinler arası diyalogun mucidi de Wilhelm’di.

Evet,  Alman İmparatoru II. Wilhelm’i ‘’Hacı Wilhelm’’ yapan işte Şam’da, Selahaddin Eyyubi’nin türbesi başında yaptığı bu konuşmaydı.

Gerek  Wilhelm’in İstanbul ziyareti, gerekse bu konuşma Almanya’da bazı basın organlarında ‘’İmparatorumuz nasıl olur da eli Ermeni kanına bulaşmış bir padişahın elini sıkar?’’ Diye sert tepkilere yol açsa da genel  olarak Alman  basını  tarafından oldukça  olumlu  karşılanmıştı.

Osmanlı topraklarında ise Wilhelm’in  bu  Şam  gezisi çok daha farklı yankılanmış ve Wilhelm’in Şam’dan sonra gizlice Mekke ve Medine’ye gittiği, burada gizlice Müslüman ve hacı olduğu şeklinde müthiş bir propagandaya dönüşmüştü. 

Şam’dan  esmeye  başlayan  ‘’Hacı  Wilhelm ‘’ rüzgarı  İstanbul  basınının  gönüllü  gayretleriyle kısa  sürede İstanbul’u  ve  tüm  Osmanlı  ülkesini  sarmıştı.  Çok kısa sürede tüm İslam Dünyasında Kaiser Wilhelm, artık Hacı Wilhelm olarak anılıyordu.

Kaiser  Wilhelm artık  Hacı  Muhammed Wilhelm-i Sânî  Hazretleriydi. Öyle  olunca  da Maide Suresinin  51. Ayeti bir sıkıntı yaratmayacaktı. Çünkü Wilhelm de en az bizim kadar Müslümandı.(!) Hatta bizden daha fazla Müslümandı(!) zira bizim padişahımız hacı değildi ama Wilhelm hacı bile olmuştu. (!)

Wilhelm’in de işin doğrusu bu hacılığa bir itirazı yoktu. Kudüs, Şam derken Hıristiyan ve Yahudileri bağladığı gibi bedavadan kendisine sunulan hacılık payesi ile Müslümanları da kafaya alması oldukça kolay olmuştu ve işin doğrusu buna oldukça ihtiyacı vardı çünkü yaşlı padişahı ‘’ Haydi aslanım gel şu küffar üzerine bir cihat ilan eyleyelim’’ diye ikna etmesi kendisinin de bir Müslüman olarak bilinmesi halinde çok daha kolay olacaktı.

******

Dedim  ya  Hacı  Wilhelm’in  hikayesi uzundur  biraz.  O sebeple  de artık  bir  bölüm  daha  mı  olur  yoksa  iki  bölüm  daha  mı  olur  bilemem  ama  devam  edeceğiz. 
( Allah Markalı Alman Likörü başlıklı yazı Sami Biber tarafından 2.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu