Üç Liralık Helal Para Dört Liralık Haram Paradan Büyüktür Alıntı
Ramazan muhasebesi: Üç liralık helal para dört liralık haram paradan büyüktür
04:0016/03/2026, Pazartesi Yeni
Şafak Mahmut Çelik / Yazar
En önemli konulardan biri, komisyonculardan gergi
dizginlerini Devlet’in eline alacağı Hal Yasası düzenlemesidir. Hal Yasası ve
Toptancı Hali Reformu yapılmaz ve şeffaf fiyat oluşumu sağlanmazsa, sorun
hiçbir zaman çözüme kavuşamaz.
On
bir ayın sultanı Ramazan gelince, tüm cihanda iyilik melekleri dolaşmaya
başlar. Müslümanların kalbinde çiçekler yeşerir, Cennet’e giden yolun kilometre
taşları döşeneceği için evlerde güzel bir hazırlığa başlanır hem Ramazan'ı
karşılamaya, hem de iftar ve sahurdaki misafirlere hazırlık için.
Tabiî
bu arada başkaları da hazırlanır Ramazan'a. Kimler mi? Elbette gıda fiyatlarını
belirleyen insafsız esnaf, üç harfliler, tarladaki mahsul ile besicinin etini
sütünü yok pahasına alanlar… Milletin kursağından geçeceklere zam yapmak için
sanki bugünleri beklercesine hızla etiketlere müdahale ederler. Tüm dünyada
özel günler için fiyatlar geri çekilirken, Ramazan ayında ülkemizde tüketim
artacağı için insafsız esnaf ve üç harfliler tarafından tüm fiyatlar yukarı
doğru hızla artırılır. Hatta bazıları Ramazan'dan 2-3 gün önce kuvvetli zamları
yapar ki sözde Ramazan boyunca zam yapmıyoruz algısıyla aklımızla dalga geçmek
ister.
FIRSATÇILIKLARINA UYDURDUKLARI KILIFLAR
Ramazan
ayında Türkiye’de gıda fiyatlarının yükselmesinin nedenlerini araştırınca, bu
durumun her yıl tekrar eden bir gelenek haline geldiğini gözlemleyerek bunun
hem ekonomik, hem de davranışsal faktörlerden kaynaklandığı sonucuna vardım.
Ramazan’da
iftar ve sahur sofraları nedeniyle gıda tüketimi normal dönemlere göre yüzde 10
-15 civarında artıyormuş. Özellikle pide, hurma, et, tatlı, sebze (domates,
salatalık, patlıcan gibi iftara özgü ürünler), güllaç malzemeleri, şeker,
baklagil, un, süt ürünleri ve hazır gıdalara yoğun talep olur. Bu anî ve yoğun
talep artışı, arzın kısa vadede yetişememesi bahanesiyle fiyatları yukarı
çeker. Bu ürünlere yönelik talep artışına rağmen söz konusu ürünlerin hiçbir
Ramazan'da yokluğuna rastlanmamıştır.
“Ramazan'da
zaten herkes alır” mantığıyla satıcılar, fiyatları önceden yükseltirler. Bu
fırsatçılık ve ahlaksızlık, bazı ürünlerde maliyet artışının ötesinde zamlara
da sebep olur. Özellikle kısa süreli stokçuluk veya fiyat şişirmeleri görülür.
“Ramazan'da ortaya çıkan anî talep artışı lojistik, depolama ve dağıtım
maliyetlerini artırıyor” bahanesi, sanki Ramazan ilk defa yaşanıyor tadında bir
bahane olarak sunulur. Özellikle “Taze sebze-meyve kısa sürede tükenir” gibi
sözlerle bu perçinlenir. Ama nedense hiçbir ürünün kıtlığını çekmeyiz.
Satıcılara göre bu da kalan stokun fiyatını yükseltiyormuş.
Ramazan
her yıl on gün yerini değiştirmesine rağmen satıcılar mevsimsel ve hava
koşulları bahanesiyle yıllardır fiyatları hep arttırırlar. Genel enflasyon ve
maliyet artışları bahanesi ise, enflasyon tek haneli rakamlardayken bile
aynıydı. Yani yine insafsızlar Ramazan'da sahnedeydiler. Mazot, gübre, yem,
enerji ve işçilik gibi girdi maliyetler başka aylarda düşükmüş de sanki
Ramazan'da yükseliyormuş gibi göstermek de işin cabası.
AHLÂK SORUNU ÇÖZÜLMEDEN KALICI ÇÖZÜM ZOR
Zahirde
konuşulan bu sebepleri toparlayacak olursak; büyük ölçekli talep artışı artı
ahlaksız fiyatlama artı mevcut enflasyon… Ramazandaki yüksek fiyatlar işte bu
üç faktörden kaynaklanıyor. Her yıl Ticaret Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı’nın
denetimleri artsa da ahlaksızlık bitmediği için sorun çözülemiyor.
Kalıcı
çözüm için yapısal sorunların (arz zinciri verimliliği, girdi maliyetleri
kontrolü) ele alınması gerekirse de ahlak problemini çözmek öncelikli
başlıklarımızdan olmalı. Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın şöyle bir
ifadesi var:
Üç
liralık helâl para, dört liralık haram paradan büyüktür. Helâl paranın bereketi
vardır. Haram parada bereket yoktur. Helâl olana haramı katınca bereket
gidiyor. O zaman para huzur vermiyor, derde şifa olmuyor. Helâl sıhhattir,
afiyettir, güzelliktir, hoşnutluktur ve sevgidir. Haram ise kötülüktür,
huzursuzluktur, tatsızlıktır. Bunu öğrenmemiz ve öğretmemiz gerekiyor.
GIDA ARZ ZİNCİRİ VERİMLİLİĞİ ARTIRILMALI
Kalıcı
çözüm için en etkili, yol teknoloji, altyapı ve kısa zincir üçlüsünü eş zamanlı
ilerletmek gibi görünüyor. Türkiye’de bu konuda Tarım Bakanlığı, FAO ve özel
sektör iş birliği artıyor, ancak kalıcı başarı için hem kamu politikalarının
tutarlı uygulanması, hem de çiftçi-market iş birliğinin artırılması şart. Bu
adımlar atılırsa, Ramazan gibi talep patlamalarında fiyat artışları daha
sınırlı kalabilir ve genel gıda enflasyonu frenlenebilir. Çözüm halkalarının en
önemlilerinden birinin, belki de birincisinin gıda arz zinciri verimliliğini
artırmak olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de özellikle Ramazan gibi dönemlerde
fiyat dalgalanmalarını azaltmak, israfı düşürmek ve genel gıda enflasyonunu
frenlemek için kritik bir adım olarak ele alınmalı bu.
Tarım
ve gıda ürünlerinin üretilmesi için tohum, fide, fidan, gübre, ilaç (tarım
zehri), işçilik ve finansman kaynağı yani para, mazot, traktör, hasat makinası,
arazi kirası, su ve enerji gibi birçok girdi kullanılır. Bu girdilerin
fiyatından dolayı bir maliyet oluşur. Çiftçi, bu girdileri kullanarak üretim
yapar. Elde ettiği ürünü satarak yaptığı masrafı yani girdi maliyetini
karşılamak ve geçimini sağlayarak üretimi sürdürebilecek bir gelir elde etmek
ister. Bunu yapamazsa zarar eder ve üretim yapmaktan vazgeçer. Bu nedenle girdi
maliyetleri ve ürün fiyatı çok önemli. Girdi fiyatları artarken ürünün fiyatı
aynı oranda artmadığı için, çiftçi zarar ediyor. Zarar eden çiftçi üretimi
azaltıyor veya tamamen çekiliyor. Üretim azalınca fiyat artıyor.
MİLLÎ GÜVENLİK MESELESİ
Tarım,
bir millî güvenlik ve egemenlik meselesidir ve yapılacak tüm çalışmalar bu
ciddiyetle düşünülerek yapılmalıdır. Ancak tarım arazileri daralıyor, çiftçinin
ortalama yaşı 55-60’a yükseliyor ve çiftçi sayısı düşüyor. Ayrıca tarıma Hazine
desteği, bütçe giderlerinin içinde çok düşük bir oran. Bu verileri tarımın
ehemmiyetini aktarmak için sıralıyorum. Zira her ne kadar sınırınızda sizi
koruyacak silahlarınız olsa da o silahı kullanacak kişinin yiyeceği bir aş yok
ise, savaşı da kazanamazsınız.
Son
günlerde İran ile ABD-İsrail arasındaki savaşla birlikte Körfez’deki lojistik
krizinin sadece akaryakıt veya askerî bir mesele olmaktan çıkıp doğrudan gıda
tedarik krizine de dönüştüğünü görüyoruz. Yarınlar için en önemli konular
enerji bağımsızlığı ve savunma sanayii başlıkları, ancak gıda bağımsızlığının
yani kendi kendine yeten ülke olmak konusunu tekrar ve canlı canlı yaşamak,
ibret verici.
YAPAY ZEKÂ İLE TARLADAN SOFRAYA
Gıda
zincirinin (tarladan sofraya) birçok basamaktan oluştuğunu görüyoruz. Üretimden
hasada, oradan depolamaya, taşımaya, işlemeye ve dağıtım derken nihayet
perakende ile satışa sunulan bir zincir… Burada verimliliği artırmanın
yollarından biri, teknoloji ve dijitalleşmeyi kullanmak olmalı. Bu altyapının
kurulması halinde, yapılacak çalışmalarla ciddi tarım yatırımlarından 1 ilâ 3
yıl arasında sonuç alınabilir gibi görünmektedir. IoT sensörleri (internet
üzerinden diğer cihaz ve sistemlerle veri bağlantısı ve paylaşımı amacıyla
sensörler, yazılımlar ve diğer teknolojilerle gömülü olan fiziksel nesnelerin
ağı ) ve soğuk zincir takip çalışmasıyla taşıma ve depolama sırasında ürünlerin
sıcaklık/nem takibi yapılabilir ve böylece ürünlerin bozulma oranı da
azaltılmış olur.
Yapay
zekâ tabanlı talep tahmini yaparak market ve toptancıların aşırı stok
yapmasının önüne geçilip stok tükenmesi azaltılarak fiyat istikrarı
sağlanabilir. Ayrıca blockchain tabanlı ürün izleme yapılarak (bir ürünün
üretimden son tüketiciye kadar olan tüm tedarik zinciri sürecini
değiştirilemez, şeffaf ve güvenli bir şekilde dijital kayıt altına alır) ürünün
nereden geldiği anında takip edilir ve sahte/kaçak ürün azalır. Böylece piyasaya
olan güven yeniden artar. Bu arada, dijital tarım ile tarladaki verim artarken
su/gübre israfı azaltılabilir.
Soğuk
zincir ve depolama altyapısının güçlendirilmesi, ilk yönteme göre daha
maliyetli. Ve sonuç almak 3-4 yıl gibi daha uzun soluklu bir çözüm sunuyor.
Ancak yapılan çalışmalara göre bu yöntem de alternatif bir uygulama. Öyle ya,
Türkiye’de meyve-sebze kaybının yüzde 25 ilâ 40’ı depolama ve taşıma sorunundan
kaynaklanıyor. Modern kontrollü atmosfer depoları bu anlamda
yaygınlaştırılabilir.
KÖYDEN ŞEHRE SEVKİYAT MESELESİ
Türkiye’de
üretim ve tüketim noktaları arasındaki mesafelerin uzunluğu ise maliyetleri ciddi
biçimde etkiliyor. Örneğin ülke nüfusunun yüzde 20’sinin yaşadığı İstanbul’un
domatesinin Afyonkarahisar’dan, meyvesinin Antalya ve Mersin’den gelmesi,
sürece artan maliyetler bakımından etki ediyor. Şehirlerin gıda ihtiyaçları
için gıda OSB’lerine ihtiyaçları var adeta. Bu anlamda kısa tedarik zincirleri
ve doğrudan satış modelleri oluşturarak üretim-tüketim mesafesi
yakınlaştırılabilir. Bu zeminde ayrıca planlı ve havza bazlı üretimi teşvik
sistemi mutlaka kurulmalı. Ziraat, ticaret ve mühendislik odaları dâhil
ettirilerek valilikler koordinasyonunda yerel/lokal imkân/konsept bazında
çalışılmalı. Tabiî kamu kurumları tarafından sağlanacak imkânlarla yerel gıda
sistemleri (köyden şehre direkt sevkiyat) desteklenebilir. Bu anlamda Tarım
Kredi Kooperatifleri’nin çalışmalarıyla ciddi bir verim elde edilmiş olsa da
çiftçinin komisyoncuya bağımlı hale gelmesi sorunun devam ettiğini de
göstermektedir.
HAL YASASI DÜZENLEMESİ DAHA FAZLA GECİKMEMELİ
Aslında
en ucuz ürün, tasarruf edilen üründür. Yani israfın bitirilmesi ve çöpe atılan
gıdanın azaltılması, sonuca doğrudan katkı sağlar. Türkiye’de üretim
sürecindeki gıda kaybı yüzde 15-20, perakendede ise yüzde 5-10 civarındadır.
Standart paketleme, son kullanma tarihi optimizasyonu ve gıda bağış/geri
dönüşüm sistemlerinin reforme edilmesi hem israfı azaltır, hem de piyasası
bereketlendirir.
Ve
en önemli konulardan biri, az evvel bahsettiğimiz komisyonculardan gergi
dizginlerini Devlet’in eline alacağı Hal Yasası düzenlemesidir. Hal Yasası ve
Toptancı Hali Reformu yapılmaz ve şeffaf fiyat oluşumu sağlanmazsa, sorun
hiçbir zaman çözüme kavuşamaz. Elektronik hal kayıt sistemi tam anlamıyla
uygulanmazsa, ne yaparsak yapalım, sonuç almak imkânsızdır.
TÜKETİCİYE DÜŞEN GÖREV
Hayat
pahalılığı, yani yüksek enflasyon, bir gerçek. Aynı şehir sınırları içindeki
sosyete semtinde ürünler yüksek fiyata satılırken, çevre semtte aynı
nitelikteki ürün daha düşük fiyattan işlem görebiliyor. Kamu denetimi elbette
önemli, ama asıl etkin olanı “tüketici denetimidir”. Müşteri bir tür boykota
giderek; satın almayacak, tezgâha gitmeyecek, yok sayacak, görmezlikten gelecek
ve uygun olanı arayacak. Bu arada tüketici lehine kontrol ve takip unsurları
içeren bir kanun olarak market düzenlemesi yapılarak piyasa, zincir marketlerin
egemenliğinden kurtarılmalıdır.
Aynı
ürün farklı marketlerde aşırı farklı fiyatlardan satılabiliyor. Tüm
marketler/işverenler ürün fiyatlarını kamunun koordine ettiği bir portal
üzerinden girişlerini yapabilir (otel müşterisi bilgisi gibi).
Vatandaşlarımızın bu fiyatlara internet erişimi olursa, herkes hangi ürünün
nerede daha ucuz olduğunu görür ve otomatik rekabet başlar. Devlet her şeyi
görmüş ve takip etmiş olur. Vatandaşımız doğru olmayan fiyatı bildirir. Böylece
kapı kapı gezerek kontrol etmeye gerek kalmaz.
Zincir
marketlerin binlerce şubesi oldu. Kamunun elindekilerle ya da yerel
marketlerle, bakkallarla bunlara karşı rekabet etmek zor. Ancak Anadolu’da
isimsiz pek çok süpermarket yahut bakkal, bahsettiğimiz sistemle, üzerinde
fiyat yazan temel gıda maddesi tedarikini böylece yaparak rekabet yeniden
düzenlenebilir. Elbette Devlet her türlü tedbiri alacak ve millet her türlü
takibi yapacak. Ama en önemlisi, haram ile helâl karışmayacak.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.