Statüko Din
STATÜKO-DİN
Statüko: Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre “ Süregelen düzenin
korunması durumu; sürer durum” anlamında kullanılan bir kavram. Algımdaki
anlamı ise Statü sahibi kişilerin “Bir kimsenin, bir kurum veya bir toplum
içindeki durumu.” oluşturdukları nev’i şahsına münhasır gelenek.
Statüko eskiden beri herkesin bir tür hakaret için
kullandıkları bir kelimedir.
Toplum içinde yaşayan insanlar yaptıkları iş, fikirleri,
eğitimleri ve servetleri gibi bazı ayırıcı özellikleriyle kendilerine ve ya
guruplarına özel bir gelenek oluştururlar. Mafya dilinde buna “racon” deniyor. Bu
kapsamda değerlendirmek gerekirse dünyadaki tüm toplumsal ögelerin (dini,
siyasi vb) kendi raconlarıyla oluşturdukları bir statükoları vardır.
İslam dininin de kendine özgü bir statükosu vardır. Bu
statüko Peygamber Efendimiz tarafından Vahiy temellidir. Kur’an-ı Kerim esas
alınarak oluşturulmuştur. Peygamber Efendimiz(sav) bir hadis-i şeriflerinde
şöyle buyurmaktadır: (“Dikkat edin, bana Kitap ve onun bir misli
verildi. Dikkat edin, karnı tok bir adamın koltuğuna yaslanarak size; «Bu
Kur’ân’a uymanız gerekir. Onda helâl bulduklarınız helâl, haram bulduklarınız
haramdır (başka kaynağa ihtiyacınız yoktur!)» demesi yakındır. Dikkat edin!
Allâh’ın Elçisi’nin haram kıldıkları, Allâh’ın haram kıldıkları gibidir.” (Ebû Dâvûd, Sünnet 6; İbn-i Mâce, Mukaddime 2; Tirmizî, İlim
10; Ahmed b. Hanbel, 6/8) Kur’ân Bize Yeter mi? | İslam ve İhsan
(islamveihsan.com)
Peygamber Efendimiz’in (sav) dinde kural koyuculuğu
Kur’an ayetleriyle sabittir. (“O, nefis arzusu
ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine
bildirilen bir vahiydir.” Necm 3-4) [De ki: "Eğer Allah'ı
seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.
Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. De ki: "Allah'a ve
Peygamber'e itaat edin." Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kafirleri
sevmez. ” (Âl-i İmrân 31-32)}; [“Kim Peygambere itaat ederse Allah’a itaat
etmiş olur. Kim de itaat etmez ve yüz çevirirse bilesin ki Biz seni onlara
bekçi olarak göndermedik” Nisâ 80]
Bu ayetlere göre
bir Müslüman İslam Statüko’sunun ikinci unsuru olan Hadis (Sahih) ve Sünnet’i
inkar edemez. Hz. Peyamber(sav) fiziki olarak ümmetin başındayken sorun yoktu.
Ashab merak ettiği her konuyu bizzat Hz. Peygamber (sav) den öğrenme imkanına
sahipti. Sahabe duydukları her şeye imam ve itaat etti. Peygamber Efendimizin
(sav) “Refik-i Ala” ya irtihalinden sonra, İslam coğrafyasının genişlemesine
bağlı olarak insan fıtratı da devreye girince bazı şeyler değişti. İslam
devletlerinde bir takım yeni ilim dalları, görevler ve
görevliler-ücretli/meccani- ortaya çıktı. (Mezhep imamları, kadılar,
müctehidler, müfessirler, hadis alimleri, kelamcılar vb.)
Bu ilim dalları
ve ilim adamlarının etrafında Ehl-i Sünnet inancı dediğimiz statüko oluştu.
Ehl-i Sünnet ekolü dediğimiz ekol İslam dininin hurafelere esir olmaması ve
asli haliyle yaşanmasını esas alır. Modernistler, reformcular ve Kur’an’ın
tarihselliğini iddia edenlerin yani İslam statüko’sunu kendi fikirlerine göre
yeniden oluşturmaya çalışanların en argümanları uydurulmuş hadisler ve ikinci
olarak ta mezhep imamları ve takipçisi İslam alimleridir. DİNDE REFORM
İDDİASINDAKİ BİRİNİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL BUNLARDIR.
Uydurulmuş Hadis Sünnet konusunda insanlara hak veriyorum. Bu
konuda iki örnek vermek istiyorum. Yıllar önce iş arkadaşım bir bayan bana
hadis olarak duyduğu bir şey söyledi: Sevecekseniz erkek çocuğunu sevin, kız
çocuğu kendisini sevdirir. Böyle bir hadis olmadığına kesin kanaatim var.
Peygamber Efendimizin (sav) yaşam tarzını az çok bildiğimi düşünerek ayrımcılık
kokan bu sözün hadis olmadığını düşünüyorum.
Pek çoğumuzun bildiği bir tırnak kesme şekli vardır. Sünnet
olduğuna inanılan bu tırnak kesme şekliyle ilgili olarak İhya’da okuduğum bir
bölüm var: İmam Gazali sahih hiçbir kaynakta bu tür bir rivayete rastlamadığını
ama Peygamberimizin(sav) böyle tırnak kesmiş olacağını-yine Hz. Peygamberin
(sav) yaşam tarzına göre- yazmaktadır.
Burada görev ilim sahiplerine düşer. Elimizdeki muteber hadis
kitapları-Kütübü sitte- tarayarak tasnif edilebilir. Uydurma olduğu belli olan
hadisler rahatlıkla ayıklanabilir. Bunu yapmak yerine tüm hadisleri inkar etmek
“Hadsizlik” tir.
Yukarıda belirttiğimiz üzere toplumumuz içinde “Hoca” olarak
bildiğimiz kişilerin kendi eğitim ve düşüncelerine göre itikadi olarak
“tehlikeli” bir statüko oluşturdukları da bir gerçek.
Şu zikri şu kadar yaparsanız günahlarınız affolur veya her
isteğinize ulaşırsınız veya zengin olursunuz gibi ifadelerin İslam statükosuna
aykırı olduğunu düşünüyorum. Bu tür ifadeler (haşa) Allah-ü Teala’yı (cc)
mecburiyetlerle sınırlamak anlamına geleceği için imana zarar verebilir.
Allah-ü Teala (cc) bildiğim kadarıyla mahlukatın yalnızca “rızk”ına kefil
olmuştur. Acizane “şu kadar zikir çektim cenneti hak ettim, zengin olacağım
gibi beklentiler imana zarar verir kanaatindeyim. İslam statükosu’nun temeli
iman’dır. Amasız, lakinsiz, fakatsız iman. Kulun görevi itaat, tevekkül ve dua
etmektir.
Yine Yüce
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de kendisine en çok alimlerin saygı
duyduklarını(haşyet-yahşa) bildirmektedir. (“Allah'a
karşı ancak; kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar…”Fatır 28)
Haşyet/yahşa: “büyüklük karşısında duyulan heyecan ve
korku, zarar görmekten değil, hakkını verememekten kaynaklanan endişe” İslam statükosunun en önemli unsuru bu ayette
bildirilir. Alim olmak ve haşyet (ayette aynı kökten türeme “yahşa” kelimesi
kullanılır. Haşyet, sevgi ve saygı temelli, hayranlık içeren ciddi bir
korku ve ürperti halidir.)
Ayette geçen
alim ve ilimden de kısaca bahsetmek gerekirse: Ayette kast edilen Alimlerin, meslek olarak
bilimsel faaliyet icra edenler veya birtakım bilgileri öğrenip belleklerine
yerleştirmiş olanlar değil, zihnî çabalarını Allah’ın evrendeki kudret
delillerinden sonuçlar çıkarabilme düzeyine yükseltebilmiş kişiler olduğu
anlaşılmaktadır. Günümüzde Ateist olduğu bilinen pek çok bilim
adamı vardır. Bilimsel faaliyetlerde uzmanlaşmak iman etmekle doğru orantılı
değildir maalesef. Toplumsal her gurubun bir raconu, statüko’su olduğu gibi
“Din Adamlarının” da kendilerine özgü bir statükoları var. İslam statükosu ile din
görevlileri ve halkın oluşturduğu statüko arasında benzerlikler ve ayrılıklar var.
Buna bir örnek
vermem gerekirse, kılanlar bilir, Cuma namazının hemen ardından Zühri ahir diye
dört rekatlık bir namaz-ben kılmıyorum-kılınır. Bildiğim kadarıyla bu namaz
Asr-ı Saadet’ten sonra ihdas olunan bir namazdır. Cuma namazı kabul olmadıysa
bari öğle namazını kılmış olalım mantığıyla kılınır. Ben ibadette şüphe olmaz
mantığıyla kılmıyorum. Geçmiş yıllarda bir müftüye sorduğumda kılınsa iyi olur
dedi.
Diyanet tv de Din işleri yüksek kurulu uzmanı Zühri
ahir namazının kılınmasına gerek olmadığını, kılanlara da kılmayanlara da bir
şey denilemeyeceğini söyledi. Aynı şekilde Iskat-devir meselesi de bazı
kişilerin ve “hoca” olarak bilinen insanların yaptıkları bir uygulama. Uzman “Namazın”
fidyesi olmadığını açıkça belirtti. Statüko gereği pek çok bölgede bu uygulama
devam ediyor.
Yine bildiğiniz
üzere İslam dininde görevler, sorumluluklar, cezalar ve haklar kadın ve erkek
için eşittir. Kuran-ı Kerim’de miras ayetleri son derece açık olmasına rağlen ülkemizde
bazı bölgelerde kadınlara mirastan pay verilmiyor. Halkın örfle bağlantılı
oluşturduğu statüko,
Ve yine bilhassa
bazı ilahiyatçıların “En doğrusunu ben biliyorum mantığıyla oluşturdukları ve
dine zarar verecek boyutlara gelmiş statüko. Bu statüko da söylenenleri kabul
etmezseniz doğrudan şirk ile suçlanma ihtimaliniz var. Kendisine selefi diyen
bir gurupta kendileri gibi düşünmeyenleri açıkça şirk ile suçlarlar. Velhasıl ülkemizde
yaşayan Müslüman olan-olmayan 85 milyon kişinin algısında farklı-benzer bir
İslam düşüncesi ve statükosu var. Bunların kaç tanesi geçekten İslami anlamakta
zor. Vesselam.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.