Abdullah
ABDULLAH
Kelime anlamı “ Allah’ın kulu”
olan Abdullah İslam dünyasında en çok kullanılan isimlerden birisidir. Bunda en
önemli etken Peygamber(sav) Efendimizin babasının adı olması ve
Efendimiz(sav)in ihtida edenlere öncelikle bu ismi vermesidir. Bu yüzden
bilhassa Osmanlı tarihi araştırmalarında devşirmelerin baba adlarının Abdullah
olması referans kabul edilir. (Tarihi belgelerde baba adının Abdullah olması
kişinin devşirme kökenli olduğu şeklinde yorumlanır.)
Kul kelimesinin İslam hukuku ve
devlet hukukundaki karşılığı hemen hemen aynıdır. Devlet hukukunda “Kul’luk”
tabiri yerine tabiyet-uyruk kelimesi kullanılır. Tabiyet veya uyruk kişinin
siyasi, koruma ve vatandaşlık bağıyla bir devlete bağlı olmasıdır. Kişi
kimliğini aldığı devletin teorik olarak aynı zamanda kuludur. Toplum algısı
sebebiyle “Kul” kelimesi tercih edilen bir kelime değildir. Algımızda her zaman
farklı çağrışımlar yapsa da tarihte bir kul devleti vardır. 267 yıllık ömrü
olan Mısır Memluk devleti bir “Kul” devletidir. Çerkes ve Türk kökenli savaş
esirleri, Memluk idaresinde “kul” statüsüne yükseltilerek özgürlükleri verilmiş
ve kabiliyetlerine göre hükümdarlığa kadar yükselmişlerdir. Osmanlı idaresinde
de devşirme olarak adlandırılan “Kul”lar bürokraside en üst makama kadar
yükselmişlerdir. (Sokollu Mehmet Paşa, Köprülü Mehmet Paşa vb)
Gerek “Kul” gerekse “özgür-tebaa”
kişiler; hukuki olarak tabi olduğu devletin belirlediği sınırlar içinde “özgür”
kişilerdir. Mülk edinme, miras bırakma ve devletin verdiği diğer hakları
istediği gibi kullanır. Dünya da hiç kimse sınırsız özgürlüğe sahip değildir.
Böyle bir hak iddiasında bulunamaz. Devlet hukuk sistemiyle özgürlükleri ve
sınırlarını belirler. Uymayanları da cezalandırır. Bunun için kimseyle sözleşme
yapmaz. Vatandaş olan devletin kurallarına uymak zorundadır.
İslam literatürün de de “Kul” un
karşılığı aynıdır. Allah Teala (cc) insanları ve cinleri kendisine kulluk
etmeleri (Abdullah) için yaratmış,(Zariyat suresi 56.ayet) ve rızıklarına kefil
olmuştur.(Hud suresi 6. Ayet) İnsanları ve cinleri halk eden Allah-ü Teala
Abdullah’ı iman edip etmemek konusunda serbest bırakmıştır. (De ki: "Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin,
dileyen inkar etsin." Kehf 29) ve Şüphesiz biz onu (ömür boyu
yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek
kateder. İnsan 3) ve (Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice
ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen
sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Bakara
256)
Yazımızın
konusu anlaşılacağı üzere “Abdullah”. Yani Allah-ü Teala’nın (cc) bir amaca matuf
olarak yarattığı, eşref-i mahlukat olan İnsan.
Allah-ü
Teala Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde tek yaratıcı’nın kendisi olduğunu
açıkça beyan ediyor. Ayetlerde hem kainatın yaratılışı hem de insanın
yaratılışı anlatılır. (O, gökleri ve yeri,
hak ve hikmete uygun olarak yaratandır. En’am 73) O, gökleri ve yeri hiç
yoktan, eşsiz ve benzersiz şekilde yaratandır. En’am 101) (İşte sizin Rabbiniz
Allah. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O her şeyin yaratıcısıdır. En’am 102) Şüphesiz
sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan ve Arş'a
kurulan(ayette geçen istiva kelimesini= müfessirler, müslümanlar arasında
antropomorfik (cismanî ve insan benzeri) bir tanrı anlayışının
yaygınlaşmasından kaygı duydukları için “arşa istivâ”yı
“Allah’ın, bütün mevcudattan üstün ve aşkın bir hâkim-i mutlak olarak evrene ve
evrendeki her şeye hükmetmesi; evreni ve onda bulunanları en üstün, en mükemmel
bir şekilde düzenleyip yönetmesi; bilgisi, iradesi ve gücüyle bütün varlık ve
olayları kuşatması” gibi anlamlarda yorumlamışlardır geceyi, kendisini
durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna
tabi olarak yaratan Allah'tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız
O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın şanı yücedir. A’raf 54)
(Allah bütün
canlıları sudan yarattı. Nur 45) Siz cansız (henüz yok) iken sizi dirilten
(dünyaya getiren) Allah'ı nasıl inkar ediyorsunuz? Sonra sizleri öldürecek,
sonra yine diriltecektir. En sonunda ona döndürüleceksiniz. O,
yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi
gök halinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir. Bakara
28-29) O ki,
yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı. Secde 7) ve (Ey insanlar! Ölümden
sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç
şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir
"alaka"dan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir
"mudga"dan yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım.
Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir
çocuk olarak çıkarıyor, sonra da (akıl, temyiz ve kuvvette) tam gücünüze
ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.) İçinizden ölenler olur. Yine
içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir
şey bilmez hale gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz onun üzerine
yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift
bitkiler bitirir. Hac 5)
Yukarıda
sıraladığımız ayetler yaratılış ayetlerinin sadece bir kısmı. Şu unutulmamalı
Kur’an-ı Kerim 15 asır önce nazil oldu. Ayetlerde bildirilen her şey, 15 asır
sonra günümüz bilimi tarafından teyit edilmiştir. Bütün bu ayetlere ve bilimsel
verilere göre her şey açık seçik ortada iken hala Bir kısım Abdullah’lar binlerce yıldır tek hücreden tesadüfen! nasıl
evrimleştiğini araştırıyor. Kainat ve içindekilerin tesadüfen oluştuğunu iddia
ve ispat etmeye çalışıyor. (Bu duruma cuk oturan bir darbı mesel vardır: Bizim
oğlan hesap okur, döner döner tekrar okur. Demek ki neymiş; İman bilgi
değil kalp işidir. Her zeki olan iman etmeyeceği gibi her iman edenin de zeki
olması gerekmez. Kısa bir araştırma yaparsanız “ Parlak zekalı “ bilim
adamlarının arasında Ateist sayısının çok olduğunu görebilirsiniz. Örnek: Isaac
Asimov, Carl Sagan, Stephan Hawking vb. Ülkemizde bu oran daha fazla olabilir.
KALU BELA
Kelime
anlamı evet dediler olan kelime A’raf suresi 172 ayetinde geçer.(Hani Rabbin (ezelde) Ademoğullarının sulblerinden (sulb kelimesi, mecazi
olarak döl, soy, zürriyet ve nesil (özellikle erkekten gelen soy) manalarında
kullanılır.) zürriyetlerini
almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, "Ben sizin Rabbiniz değil
miyim?" demişti. Onlar da, "Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)"
demişlerdi. A’raf 172)
İslam
geleneğine göre (bildiğim kadarıyla) “Elestü bi rabbiküm”sorusu iki kere
soruldu.(Bu ahitleşme sırasında, zannımca Ruh ve Nefs bütünleşiktir.) Abdullah’ların cevabına göre insanlar 4
sınıfa ayrıldı.
1-Müslüman
doğup, yaşayıp Müslüman olarak ölenler,
2-Müslüman
doğup, yaşayıp Kafir olarak ölenler,
3-Kafir
doğup, yaşayıp Kafir olarak ölenler,
4-Kafir
doğup Müslüman olarak ölenler.
Kalu bela’nın ardından Allah-ü
Teala’nın bildiği bir zamandan sonra Abdullah, Adem adıyla beden, ruh ve
nefs’iyle yaratıldı. Cennette eşiyle yaşayan Abdullah (Adem) Murad-ı İlahi
gereği nefsine uyarak hata yapınca dünya ya gönderildi. Abdullah “Kul ” olması için
yaratılmıştı. (Ben cinleri ve
insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Zariyat 56)
Abdullah ile İblis-Şeytan (İblis,
Cin neslinden bir Melektir. Kur’an’ın açıklamasına göre de Cin nesli dumansız
ateşten yaratılmıştır. Cinleri/görünmeyen varlıkları da ateşin sıcaklığından
/enerjisinden yarattı. Melekler sadece ilahî düzen gereği verilen görevi yapmak
ve Allah’a ibad etmek üzere yaratılmış ve anladığımız manada cinsiyetleri
olmayan varlıklardır. İblis ve Şeytan denilen varlıkların da olduğu Cin nesli
ise, ateşten yaratılmış olmakla kendisini farklı ve ayrıcalıklı gören, buna
karşılık toprak-sıvı-çamur diye tanımlanan maddeden yaratılan Âdem nesli için
Allah’ın tüm Meleklere verdiği “Ona secde edin – yardımcı olun, destek
olun” emrine uymayan ve Allah tarafından lanetlenip kovulan, ancak insanoğlunu
Allah yolundan saptırmak ve bunun için onu kandırmak uğruna her şeyi yapmasına
jeolojik kıyamet ve insan neslinin sona erdirilmesi gününe kadar müsaade
verilen isyankậr bir İblistir/Cindir. Prof. Dr. Gazi Özdemir- Kur’ana göre şeytan
İslami Araştırmalar Dergisi) arasındaki mücadele Abdullah’ın yaratılması ile başladı.(“Hani,
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Muhakkak ben çamurdan bir insan
yaratacağım. Onu şekillendirip içine ruhumdan
üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin. Derken bütün melekler topluca
saygı ile eğildiler. Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kafirlerden
oldu. Allah, "Ey İblis! "Ellerimle yarattığıma saygı ile
eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi
oldun?" dedi. İblis, "Ben ondan daha hayırlıyım. Beni
ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın" dedi. Allah şöyle dedi:
"Öyle ise çık oradan (cennetten), çünkü sen
kovuldun." "Şüphesiz benim lanetim hesap ve ceza gününe
kadar senin üzerinedir." İblis, "Ey Rabbim! Öyle ise bana
insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver" dedi. Allah şöyle dedi: "Sen o
bilinen vakte (kıyamet gününe) kadar mühlet verilenlerdensin.". İblis, "Senin şerefine
andolsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç, elbette onların hepsini
azdıracağım" dedi. Sad 71-83)
Sad suresi bizlere Şeytan’ın
Ateist olmadığını, büyüklük tasladığı için ( kibir) huzur-u ilahi’den
kovulduğunu ve Kıyamet gününe kadar mühlet verildiğini açıkça beyan etmektedir.
Bu bakımdan Şeytan Ateistlerden daha akıllıdır.(Kur’ân-ı Kerîm’e göre insanı insan yapan, onun her türlü
aksiyonlarına anlam kazandıran ve ilâhî emirler karşısında insanın yükümlülük
ve sorumluluk altına girmesini sağlayan akıldır. Süleyman Hayri Bolay DİA)
Dünya macerası başlayan Abdullah’ın “Şeytan-Batıl’la” mücadelesi
asırlardır devam ediyor. Şeytan doğrudan Abdullah’a kötülük yapamaz. Ama bolca
vesvese verir. ("Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden,
arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu
şükreden (kimse)ler bulamayacaksın." A’raf 17)Ancak şeytan herkese hükmedemez. (“İblis, "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun
ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa
erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım" dedi. Hicr
39-40)
Şeytan kendisine uyanları ilk olarak Asr-ı saadet’te yalnız bıraktı.Şeytan kendisine uyanları ilk olarak Asr-ı saadet’te yalnız bıraktı. (“Hani şeytan onlara
yaptıklarını süslemiş ve "Bu gün artık insanlardan size galip gelecek
(kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım." demişti. Fakat iki taraf
(savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisin geriye dönüp, "Ben
sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler) görüyorum. Ben
Allah'tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır" demişti.” Enfal 48)
Şeytan Haşir
günü geldiğinde ise vesvese verip azdırdığı kişilerden tamamen uzaklaşacaktır. ( İnsanların hepsi Allah'ın
huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: "Şüphesiz
bizler size uymuştuk, şimdi siz az bir şey olsun Allah'ın azabından bizi
koruyabilecek misiniz?" Onlar da, "Eğer Allah bizi doğru yola
eriştirseydi biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek
de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur" derler. İş bitirilince
şeytan da diyecek ki: "Şüphesiz Allah size gerçek olanı söz verdi. Ben de
size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm
yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni
kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni
kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah'a ortak koşmanızı
kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır." İbrahim 21-22)
Abdullah nefs ve akıl sahibi olarak yaratılan en müstesna
mahluktur. Allah-ü Teala (cc) kullarını (insanları ve cinleri) imtihan için
Kıyamet’e kadar özgür bıraktı. Hayrı ve şerri Peygamberleri ve kitapları
vasıtasıyla kendilerine bildirdi. Allah’ın (cc) seçtiği peygamberler kendi çoğu
zaman kendi ırkları ve cinsleri arasından seçildi ki; Kafirler ve Müşrikler “
Peygamberler Melektirler biz onlar gibi olamayız” demesinler. Nefs sahibi olan
Abdullah belki de en önemli duygusu olan Hırs’ıyla ( İslâmî literatürde genellikle mal, mevki,
şöhret, ilim gibi maddî veya mânevî imkânları elde etme yahut daha genel olarak
belli bir amacı gerçekleştirme hususunda kişinin bütün benliğini saran tutkular
için kullanılır; sadece mal tutkusu için kullanıldığı da görülür.) meleklerden bile üstün makamlara çıkabileceği
gibi esfel-i safilin’e (aşağıların
en aşağısı- Tin suresi 5) de
inebilir.
Ateizm (Tanrı tanımazlık-reddetme) veya İlahi emre karşı gelme kuvvetle
muhtemel Hz. Adem (as) zamanında başladı. Abdullah nefs sahibi olduğu için kerameti
kendinden menkul “ Güc”e gereğinden çok meraklı ve meyilli. “Güç ve iktidar “
sahibi olmanın da her zaman belli kaynakları vardır. Zenginlik (altın, gümüş,
köle ve arazi çokluğu) “Baş” olup hükmetmek isteği ve fırsatı (buna günümüzde
“Güç zehirlenmesi” deniyor.) Zenginlik ve güç kaynakları arttıkça bazı
Abdullah’ların nefsi tavan yaptı. Zaman
geçtikçe de artarak devam etti. İnsan da fıtri olarak bulunan güç ve zenginlik
hırsı bunun sebeplerinden birisidir. Allah-ü Teala insanlara sekerat haline
kadar tevbe fırsatı verdiği için yaptıklarından dolayı hemen ceza almayan kafirler
bulunduğu hale devam etmekte beis görmemiştir. Peygamberleri inkar ederken de sık
sık bu argümanı kullanmışlardır. (“ Bir de senden, iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini
istiyorlar. Oysa onlardan önce ibret alınacak birçok azap gelip geçmiştir.
Şüphesiz Rabbin, insanların zulümlerine rağmen bağışlama sahibidir. Bununla
beraber Rabbinin azabı pek şiddetlidir.” R’ad
6) ve(“Peygamberleri
dedi ki: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Halbuki)
O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi
(imana) çağırıyor. Onlar, "Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi
babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil
getirin" dediler. İbrahim 10)
Öncelikle belirtmemiz
gereken bir husus var ki; Zaman yaratılanlar için vardır. Kainat’ın ömrü
vardır. Güneş’in ömrü vardır. Yaratılan her canlı cansız varlığın Allah (cc)
tarafından belirlenmiş bir ömrü vardır. Allah-ü Teala’ya (cc) zaman veya mekan
isnad etmek küfürdür. Bu bağlamda mahlukatın ömürleri Allah (cc) tarafından
belirlendiği için başlangıcını ve sonunu ancak Allah (cc) bilir. Kur’an da
insanın ve evrenin yaratılışı evre olarak bildirilmiştir. Şüphesiz sizin
Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan ve Arş'a
kurulan(ayette geçen istiva kelimesini= müfessirler, müslümanlar arasında
antropomorfik (cismanî ve insan benzeri) bir tanrı anlayışının
yaygınlaşmasından kaygı duydukları için “arşa istivâ”yı
“Allah’ın, bütün mevcudattan üstün ve aşkın bir hâkim-i mutlak olarak evrene ve
evrendeki her şeye hükmetmesi; evreni ve onda bulunanları en üstün, en mükemmel
bir şekilde düzenleyip yönetmesi; bilgisi, iradesi ve gücüyle bütün varlık ve
olayları kuşatması” gibi anlamlarda yorumlamışlardır geceyi, kendisini
durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna
tabi olarak yaratan Allah'tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız
O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın şanı yücedir. A’raf 54)
(“Şüphesiz
ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da
Arş'a kurulup (sümmesteva) işleri yerli yerince düzene koyan Allah'tır. O'nun
izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçı olamaz. İşte o, Rabbiniz Allah'tır. O halde
O'na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz?” Yunus 3)
Hepimiz biliyoruz ki, günümüz tarihçileri insanlığın ömrünü 7-10
bin yıl öncesine tarihlemektedirler. Bizlerin böyle bir tarihi kabul etme
mecburiyetimiz elbette ki yoktur. Göbeklitepe, Karahantepe gibi son yapılan
keşifler bu tarihi çok gerilere çekmekte ise de bunu sekülerlere kabul ettirmek
çok çok zor. Medeniyet günümüz
tarihçilerinin iddialarından çok önce vardı. Hz. Adem(as) ile başlayan insanlık
tarihi pek çok medeniyetin doğum ve ölümüne şahit oldu. Kainatın ve
içindekilerin tesadüfen oluştuğunu düşünen Ateistler için kainat ve içindeki
canlılar evrimleşerek mükemmel hale gelmişlerdir. Biz Müslümanlar Allah-ü
Teala’nın (cc) her türlü eksik ve kusurdan münezzeh olduğunu, mahlukatı da
mükemmel yarattığına inanırız. (“Âlemlerin
Rabbi olan Allah eksikliklerden uzaktır." Neml 8) Kadir-i mutlak olan
Allah-ü Teala’nın eksik işi olmaz.
İnsanlar yıllardır “ İnsanlığın ömrünü” araştırıyorlar. https://www. ekrembugraekinci.com /article/?ID=
1139&d%C3%BCnyanin-ya%C5%9Fi-ve-insanli%C4%9Fin-%C3%B6mr%C3%BC İnternet’te insanlığın ömrünün 7000-7500
yıl olduğuna dair bazı görüşler var. Yahudilere göre ilk yaratılış M.Ö 3761 yılında
olmuştur. 3761+2026=50787 Yahudi takviminde tarih 5787 dir. Dünyanın ömrüyle
ilgi pek çok rivayet ve sahih olup olmadığını bilmediğim hadis rivayet
edilmektedir. Mesele rivayetlerdeki yıl bildiğimiz yıl ile aynı mıdır? Orası
meçhul.
Kur’an-ı Kerim’de esnek bir zaman kavramı vardır. Mearic
suresinde (“Melekler ve Ruh
(Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.” Mearic 4), (“Gökten yere
kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin
yıl olan bir günde ona yükselir.” Secde 5) (“Bir de senden acele azap istiyorlar. Halbuki Allah asla
va'dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl
gibidir.” Hac 47)
Anlayacağınız
bu bir Gayb bilgisidir, Gaybı ancak Allah bilir. (“De ki: "Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler,
ancak Allah bilir. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de
farkında değildirler."Neml 65)
Abdullah’ların
ömrü bu tür malayani (din ve dünyaya faydası olmayan işler) işlerle heba oldu.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.