İlber Ortaylı Alıntı Karar Gazetesi
Görüşler
Tarihçiliğimizde İlber Ortaylı
15/03/2026 00:01Taha Akyol
Taha Akyol,
yitirdiğimiz yakın dostu tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın ardından yazdı.
Akyol, hayat hikayesinden öte, onun tarihçiliğini yazmak, akademik eserlerinden
bir demet sunmak istediğini söylüyor.
“Tarihçilik
müzik, resim, şiir gibi doğal yetenek ister... Tarihçi doğmayan tarihçi olmaya
çalışabilir, belki uluslararası iyi bir araştırıcı da olabilir. Gerçek tarihçi
olmak için öncelikle mütefekkir olmak gerekir.”
İlber
Ortaylı
Büyük
tarihçilerimizden merhum İlber Ortaylı’nın hayat hikayesini gazetelerde
okudunuz, TV’lerde dinlediniz. Ben onun tarihçiliğini yazmak, akademik
eserlerinden bir demet sunmak istiyorum.
Rusça,
Arapça, Farsça dahil dokuz dili bilir, konuşurdu. Bu dillerdeki arşivlerde
çalışmalar yapmıştı. Bunun ona nasıl bir geniş ufuk ve mukayese imkânı
kazandırdığını söylemeye gerek yok.
Nitekim
Ortaylı, bizde pek gelişmemiş olan “mukayeseli tarih” alanında gerçek
bir bilim otoritesidir. Öyle ya, tarihe hem Osmanlı arşivlerinden, hem
Petersburg, Londra, Paris, Berlin, Kahire arşivlerinden bakmak başka oluyor.
Ortaylı’nın
doçentlik tezi olan Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu’nu
yazmak için Osmanlı arşivlerinden başka Bonn, Londra ve Washington arşivlerinde
çalışmış, bu dillerde geniş bir kaynak taraması yapmış olması tipik bir
örnektir.
Ortaylı’nın
Haziran 1999’da Türk Tarihi’nin Kaynakları Semineri’nde “Rusya
Arşivleri ve Osmanlı Tarihi” başlığıyla sunduğu tebliğ onun bizde pek incelenmemiş
olan Rus arşivleri hakkındaki bilgisini gösterir.
Benim
gözümde Ortaylı’nın en mühim eserlerinden biri, beş yüz küsur sayfalık Osmanlı
İmparatorluğunda İktisadi ve Sosyal Değişim adlı kitabıdır. Birinci
cildi yayınlanan bu kitabında Ortaylı konuyla ilgili makaleleri toplamıştır.
Kaynaklarına baktığımızda Osmanlı arşivlerinden başka İngilizce, Fransızca,
Almanca ve Rusça kaynaklar da görürüz.
Onun içindir
ki, Ortaylı, ister popüler, ister resmi ideolojik olsun, bütün şablonlara
hapsolmadan, olaylara birçok pencereden bakabilen büyük bir tarihçimizdir.
‘Ortaylı
tarihçiliği’ni üç açıdan değerlendirmek mümkün.
- Arşiv çalışması ve
araştırma... Bu işin araştırmacılık tarafı, bilim yönü...
- İkincisi ‘mukayeseli tarih’
perspektifi... Mesela bizdeki II. Mahmut ve reformlarıyla Rusya’daki Petro
reformlarını mukayese etmek... Yahut Türk ve Japon modernleşmelerini mukayese
etmek... Yahut bizde Batı’dan kanunlar alınmasını incelerken, bütün dünyadaki
‘hukukun Romanizasyon’ sürecinin nasıl geliştiğini araştırmak ve mukayese
etmek...
- Ortaylı’nın üçüncü özelliği,
şiir gibi, musiki gibi doğuştan gelen bir kabiliyetidir, yani ‘tefekkür’ sahibi
olması, fikir üretmesidir. Mesela 19. Yüzyıl için İmparatorluğun En
Uzun Yüzyılı demesi tamamen bir tefekkür hadisesidir. Bu ismi taşıyan
kitabında kendisi de bakın ne diyor:
“Ülkemizin
modernleşme tarihini yazarken kaynak belgeler kadar tutarlı bir düşünsel
yaklaşım da gerekmektedir. Osmanlı modernleşmesi, modernleşen bütün ülkelerin
tarihi ile karşılaştırılarak düşünülmelidir.”
Karşılaştırmalı
tarih… Hamasetin ve ideolojinin boğduğu zihinlerimizde mutlaka ‘karşılaştırmalı
tarih’ penceresi açmak lazım.
ÇOK YÖNLÜ
TARİHÇİ
Bizde tarih
deyince genellikle siyasi ve askeri tarih akla gelir. Bu sınırlı alanın dışına
doğru tarihçiliğimizdeki ilk adımı, kültür tarihçiliği ile Fuat Köprülü attı.
İktisat tarihçiliği konusundaki öncü şüphesiz Ömer Lütfi Barkan’dır. İnançlar
tarihçiliğinde de Ahmet Yaşar Ocak.
Ortaylı,
tarihçiliğimizin alanını genişletti. İlk eserlerinden biri olan Türkiye
İdare Tarihi, Sasaniler’den başlayıp Bizans’a, Osmanlı’da Tanzimat’a
kadar çok geniş bir zaman akışı içinde idare, teşkilat ve hukuk kurumlarındaki
devamlılık ve değişmeyi inceler. “Mezopotamya tatlılarını Balkanlara
götüren, Osmanlı düzenidir” diyerek kültür tarihine işaret etmekten de geri
durmaz.
Kitabın son
baskısı Cedit Neşriyat’tan 2007’de Türkiye Teşkilat ve İdare Tarihi adıyla
yayınlandı. Osmanlı, Fatih’ten itibaren o çağın şartlarında bir ‘teşkilatlı
imparatorluk’tu fakat kamu hizmetlerinin geliştirilmesi anlamındaki modern
idari teşkilatlanma II. Mahmut ve Tanzimatla başladı. Merhum, bu kitabında
şöyle değerlendirir:
“Osmanlı
iradesinin son yüzyılı klasik bir imparatorluğun modern dünya şartlarına
intibak yolunda gerçekleştirdiği başarılı bir mücadelenin tarihidir. Hayatın
her sahasını düzenlemek ve tedbirler almakta Osmanlı bürokrasisi; gerek idareci
gerek hukukşinas başarılı bir rol oynamış ve bugünkü Türkiye idaresinin Asya ve
Orta Doğu hatta belirli alanları göz önüne alırsak Balkan ülkeleri arasındaki
imtiyazlı konumunu kazanmasını sağlamıştır.”
Bu ilmi
birikimiyledir ki, kurumsal planda Osmanlı-Cumhuriyet devamlılığının önde gelen
tarihçilerinden biriydi. Cumhuriyet adına Osmanlı’ya ya da Osmanlı adına
Cumhuriyet’e ideoloji gayretkeşliğiyle hücum edenlere daima karşı çıktı. Merhum
Ortaylı, hukuk tarihi alanında da önemli eserler verdi.
Merhumun Osmanlı
Devleti’nde Kadı adlı kitabından bir alıntı:
“Bazı
gayrimüslimler özellikle Anadolu kentlerinde mirasın taksimi için şer’î
mahkemeye başvurmaktadırlar. Demek ki, sosyal ekonomik şartlar geleneksel
toplum yapısı dahilinde İslam miras taksimini herkes için makul kılmaktadır...”
Buradaki
sosyo ekonomik şartlar kavramı bilhassa dikkat çekicidir.
AİLE TARİHİ
Aynı
kitabında, Osmanlı toplumunda çok eşliliğin, sanılanın aksine, “pek iltifat
görmediğini” belirtir ve “sosyo ekonomik şartlar”ın değişmesiyle,
zaman içinde Osmanlı’da hukukun nasıl laikleşmeye yöneldiğini de anlatır.
Bu noktada
Ortaylı’nın “aile” konulu eserini de muhakkak hatırlamak gerekir.
Tarihçiliğimde pek el sürülmemiş bir alandaki ilk eseri de Osmanlı
Toplumunda Aile adlı kitabı ile Ortaylı yazdı...
“Osmanlı
toplumunda olmayan unsur kadınla erkeğin beraberliğidir... Hiçbir zaman 16. -
17. yüzyıllarda İstanbul kadınının, Batı’daki kadınlardan daha çok baskı
altında olduğu, kafes arkasında kaldığı kanısında da değiliz ama bu toplumda
kadınla erkeğin beraberliği yoktu... Ayrı törenler, ayrı eğlenceler
düzenliyorlardı.”
Ve
Ortaylı’nın tarihçiliğindeki geniş perspektifini, mesela, kaç-göç geleneği
hakkında yazdığı şu satırlarda görüyoruz:
“Bu durum
aşağı yukarı Akdeniz coğrafyasındaki kültürel kuşağı kapsıyor. Müslümanı,
Hristiyanı ve Yahudisiyle hep bu kuşağın adamları... Doğulu Müslümanla Doğulu
Katolik toplumu insanı arasında hiç fark yok. Mesela Katolik Floransa’da
cariyelik diye bir müessese vardır ve senyörlerin cariyelerden çocukları
olmaktadır. Tıpkı bizdeki gibi Bizans’ta da vardı bu müessese. Hatta Bizans’ta
Harem ağası da vardı...”
Şu satırlar
da ‘Ortaylı tarihçiliği’nin bir örneğidir:
“Osmanlı
aile yaşamında farklılıklar dini olmaktan çok bölgeseldir, hatta etnik olmaktan
çok coğrafidir. Bosnalı Müslüman bir ailede kadının konumu, zevc ve zevce
ilişkileri, Musullu bir Keldani aileden daha serbest ve eşitlikçi bir görünüme
sahiptir. Bir Hollandalı aile ile Osmanlı Ermeni ailesi arasındaki fark, Ermeni
ile Osmanlı Türk arasındaki yakınlığa göre daha büyüktür...”
Ortaylı aynı
kitabında, din farklarını aşan bu kaç-göç geleneğinin sosyolojik ve ekonomik
sebeplerini belirtir, edebiyatımızı olumsuz etkilediğini de anlatır.
EN UZUN
YÜZYIL
Ve
Ortaylı’nın bence şah-eseri: İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı adlı
bu kitabı, 1983’te yayınlandığından bu yana defalarca baskı yaptı. Osmanlı
modernleşmesini, bunun iç ve dış faktörlerini anlamak için kesinlikle ‘anahtar
kitap’ değerinde bir eserdir. Sadece verdiği bilgiler bakımından değil,
bilhassa metodu ve getirdiği yorum (tefekkür) bakımından...
Tarihi zemin
olarak Tanzimat’ın yer aldığı tarih kesiti şöyledir: Sanayileşen Avrupa,
Osmanlı azınlıklarında uyanan milliyetçilik, Babıali’nin yani modern
bürokrasinin hakimiyeti, merkeziyetçi reformlar, hukukun ve eğitimin
laikleşmesi ve “reformcuların çıkmazı” gibi hayati önemdeki konular… Kitabının
6. Bölümümün başlığı, “Reformcuların çıkmazı”dır.
Şöyle
anlatır:
“19.
Yüzyıl ortalarında Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük kısmında demiryolu ve
karayolu şebekesi yoktu. Bu Akdeniz imparatorluğunda deniz ulaşımı da büyük
ölçüde yabancı kumpanyaların elindeydi. Ülkenin büyük kısmı otarşik bir üretim
sistemi içindeydi veya ticaret bazı bölgelerin kendi arasında kalmıştı. Orta
Anadolu’nun bazı vilayetleri Haleb’in dokumalarını alırken, Kars sancağı hiçbir
Osmanlı eyaletiyle Rusya ve İran’la olduğu kadar yoğun ticari ilişki
kurmamıştı. Tarım halen geri tekniklerle yapılıyordu. Yiyecek buğdayı Dobruca
ve Rusya’dan getirtilen Osmanlı başkentinin, biraz ötesinde boş ekim alanları
uzanıyordu…”
Osmanlı
modernleşmesi, böylesine zayıf, durgun, parçalı bir zeminde, ilkel bir ekonomik
yapıda devleti reforme etme çabasıydı.
“Osmanlılar
yeni çağın iktisadi, ticari uygarlığına adım atamamanın bedelini ödüyorlardı…
Tanzimatın çaresiz devlet adamlarını sorumsuzlar ve gafiller olarak nitelemek
mümkün değildir.”
Oysa solda
Doğan Avcıoğlu, sağda Necip Fazıl, “tarihçilik” denilemeyecek yazı ve
kitaplarında Tanzimat’ı emperyalizmin bir oyunu, bir yabancılaşma gibi
gösterdiler.
Ortaylı,
Tanzimat’ın önündeki “kaht-ı rical” yani yetişmiş adam kıtlığı, ekonomik
zeminin çürüklüğü ve milliyetçilikler çağında çok-uluslu imparatorluğu devam
ettirmenin aşılmaz zorluklarını da anlatır.
Ortaylı’nın Osmanlı’da
Değişim ve Anayasal Rejim Sorunu adlı kitabı da hem siyasi tarihimiz
hem anayasa hukuku tarihimiz bakımından önemli bir kaynaktır.
Merhumun,
popüler kitapları bir yana, ana akademik eserlerini bile burada özetlemek
mümkün değil. Cevdet Paşa için “asrın müçtehidi” dediğini belirtmeden
geçemeyeceğim.
Ortaylı’yı
ilk TV’ye konuk eden program yapımcılarından biri bendim. “Ortaylı’nın
popülerleşmesinde yaptığım katkılardan dolayı müftehir” olduğum doğrudur. Bu
programların bazıları kitap olarak da yayımlandı.
Zaman
Kaybolmaz adlı
nehir söyleşi kitabını da unutmamak lazım.
Aziz dostum
İlber Ortaylı’nın yeri uzun süre doldurulamayacaktır. Büyük kayıptır. Allah’tan
rahmet diliyorum. Fatiha gönderenleri ve okuyanları bol olsun.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.