Kar Tanesi... Hikaye...



Düşlerimin nakaratında geçiyor zaman aslında geçmek de bilmiyor bazen en çok da savrulduğum s/onsuzluk duygusu iken hayatın da bir pekiştireç olma ihtimali ve bodoslama dalıyorum hayata tam da ortasından adeta bir nirengi noktası asılı kaldığım.

Ulvi bir coşku içimi mesken edinen ve özgür kalma ihtimali bile nefeslerimi sıklaştırıyor.

Bir redif belki de içime kaçan.

Toz kondurmuyorum sözcüklere ve duygulara.

Nakşeden belli zaman aralıklarında yeşeriyor içimin sevinçleri ve yaşarıyor gök kubbe bense yaş alıyorum yas yükleniyorum ve insanlar bunun doğanın yasası olduğu hususunda hem fikir.

Çörekotu yakıyorum ama nazar sonlanmıyor.

Gözümü kırpıyorum ve devasa bir es veriyor evren.

Yetmiyor.

Yetmiyorum.

Kırklıyorum acılarımı susmuyor yılgılar dinmiyor yengiler bitmiyor yergiler.

Öz güveni kundaklanmış bir adamın mizacı içime diktiğim.

Bir kanaviçe belki de örülü saçlarımdan dökülen kepeklerle beyaz bir dağ inşa etme arzusu elbet yenik düşüyorum sonra burnum yanık kokusu geliyor ve sonra…

Öncem yok ki sonramı hatırlayayım hatta andaki mevcudiyetim bile yetmiyor net kararlara varmama ne de olsa netleşen neyse aslında azımsandığıma dair bense beylik bir hüzünle boynumu büküyorum ve elektrikler kesiliyor.

Akmayan su da cabası.

Elbet sönen soba.

Gözü seğiren güneş.

Kar atıştırmaya başlıyor ansızın oysaki kış uykusunda tabiat ana ve baba olmanın hakkını misliyle veren ergen sevinçlerimle nidalar savuruyorum ve esef ettiğim her ne ise içimdeki rüzgâr pek bir üşütüyor yüreğimi ve nabzını almaya çalışıyorum günün.

Gece pekmez kıvamında ve tadında.

Hüzünse yoldan çıkmış bir kadın gibi nasıl da musallat oluyor içimdeki bakir ovalara ve yıldızlı geceler adımı sayıklıyor oysaki ben bir çığlıktan öte hiçlikle yarışan varlığıma atıfta bulunuyorum ve şehrin çöken şebeke sisteminden arda kalan elektrik kaçağı gibi kaçık aklımla sekiyorum kaldırımlarda ve saka kuşlarına özeniyorum elbet doğduğum an itibari ile istila edilmiş özgürlüğüme misilleme yapıyorum ve mil çekiyorum gecenin gözlerine.

Koyudan bir gökyüzü lakin mehtap da saklı arasında bulutların ve ışığı sönmüş şehrin bir araya gelmeyen o iki yakası.

Yasa mahiyetinde her şey herkes.

Hiç kimse olmanın da muadili iken içimdeki o hıçkırık.

Sessizliğinse hicap yüklendiği bir çukur gibi içine düştüğüm.

Neşri ölüm olan bir günce.

Dikte ettiğim hayat ve ömür törpüsü iken kaderin sunumunda kederle eşleşen varlığım ve bir harfin çığlığı aslında tek heceli bir sözcük dilerken evrenden yüzümde doğan nur ve asılı kaldığım aşk ve birileri kulağıma fısıldıyor:

‘’Gül…’’

Mizacımla eşleşen acı.

Aşkın da inhisarında tek heceli ne varsa sökün ediyor ve bahtımın yaldızlı yolunda istişare ediyorum yalnızlıkla hür olmak adına meziyetlerimi sonlandırıp adeta bir eziyet addediliyor her bir yanımdan dökülen parçacıklarla inşa ettiğim yeni bir gelecek belki de mazinin tortusu birikmişken dipte adeta aş eriyorum yarınlara ve andaki mevcudiyetimi sonlandırıp kanat açıyorum göğe.

Sistematik acılar.

Sinemde saklı ve de nicesi.

Heceler kurdeşen döküyor aslında ruhun ıssızlığında tek tek heceliyorum içimden geçenleri ve mevzu bahis ne ise binlerce yeis içinde deşifre ediyorum ruhun her karambole düştüğünde zil takıp oynayan iblisin şerrine muhalif hüznümle sığınıyorum Rabbime.

Devamı geliyor ve de ve içselleşen duygularım çorap söküğü gibi ele geçiyor ruhumu ve bedenimi ve   tarumar edilmiş yüreğimde kırağı çalıyor acıları ve açılandıramadığım ne varsa miskince sitem ediyorum kadere ve delişmen ruhumla bir kar tanesi olmayı diliyorum evrenden en azından masum kalmanın da ibaresi iken yüreğimi ele geçiren o özgürlük diğer yandan aidiyet duygusu ile cebelleşiyorum kendimle.

Bir siren sesi uzaklardan kulağıma çalınan.

Siması çok tanıdık günün ya da gecenin aslında bodoslama atladığım bir pencere gibi bazen diklendiğim bazen direndiğim bazen dillendirdiğim ve işte yakamozların çağrısı ile frene basıyorum ve bir insandan dönüştüğüm o tek kar tanesi ile biliyorum da kimseye zarar vermediğimi ve gördüğüm zarar da geleceğin zimmetlisi bir hayale denk düşüyor.

Bense düşüyorum ve hiç olmadığı kadar üşüyorum.

Bir rüzgarsa beni savuran.

Bir hece ise s/avunduğum.

Bir somurtuk yüz ise soluduğum.

Ve yere inen tek bir zerremle biliyorum da ansızın çığ olup büyüme ihtimalimi.

İnsanlığımı sonlandırdığım.

İtikadımın gücünde ise dönüştüğüm tek bir kar tanesi ve ruhum uçuşurken perde perde yükselirken sesi kainatın aslında hiçliğime atıfta bulunduğumun ertesi bir tek zerrenin de mucizevi farkındalığında biliyorum da yaşama ve de aniden sonlanma ihtimali ile hayata kanat açarken ölümü de için için dilerken biliyorum işte her şeyin göreceli olduğunu.

Haiz olduğum o uç nokta.

Belki de üç noktalı bir yarına ermenin tek yolu iken hayatın bir anda kesintiye uğradığı.

Hayal dünyamda bir insandan bir kar tanesine dönüşmenin aslında gerçek olma ihtimali ile huzura kavuştuğum.

Gece çağlarken.

Bense üzerine örtü serdiğim coğrafyanın asil bir zerreye denk düşmenin verdiği güç ile güç bela da olsa idame ettiriyorum hayallerimi bazen insana dönüştüğüm bazense s/onsuzlukla dans ettiğim o bitimsiz coşkudan çıkıp da yola varmayı ertelediğim o yakanın da aslında içimde saklı olduğu varsayımı ile aralıksız yağan bir umut ile sarmalında hidayetin biliyorum da artık meçhul sonun değil de mucizelerin hâsıl olduğu bir kâinatta bana da yer ayrılmış olduğunu elbet sadece Rabbimden dilerken…

 


( Kar Tanesi... Hikaye... başlıklı yazı GÜLÜM-ŞİİRİN TEK H/ECESİ İKEN AŞK... tarafından 18.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu