
Düşlerimin nakaratında geçiyor zaman
aslında geçmek de bilmiyor bazen en çok da savrulduğum s/onsuzluk duygusu iken
hayatın da bir pekiştireç olma ihtimali ve bodoslama dalıyorum hayata tam da
ortasından adeta bir nirengi noktası asılı kaldığım.
Ulvi bir coşku içimi mesken edinen ve
özgür kalma ihtimali bile nefeslerimi sıklaştırıyor.
Bir redif belki de içime kaçan.
Toz kondurmuyorum sözcüklere ve
duygulara.
Nakşeden belli zaman aralıklarında
yeşeriyor içimin sevinçleri ve yaşarıyor gök kubbe bense yaş alıyorum yas
yükleniyorum ve insanlar bunun doğanın yasası olduğu hususunda hem fikir.
Çörekotu yakıyorum ama nazar
sonlanmıyor.
Gözümü kırpıyorum ve devasa bir es
veriyor evren.
Yetmiyor.
Yetmiyorum.
Kırklıyorum acılarımı susmuyor
yılgılar dinmiyor yengiler bitmiyor yergiler.
Öz güveni kundaklanmış bir adamın
mizacı içime diktiğim.
Bir kanaviçe belki de örülü
saçlarımdan dökülen kepeklerle beyaz bir dağ inşa etme arzusu elbet yenik
düşüyorum sonra burnum yanık kokusu geliyor ve sonra…
Öncem yok ki sonramı hatırlayayım
hatta andaki mevcudiyetim bile yetmiyor net kararlara varmama ne de olsa
netleşen neyse aslında azımsandığıma dair bense beylik bir hüzünle boynumu
büküyorum ve elektrikler kesiliyor.
Akmayan su da cabası.
Elbet sönen soba.
Gözü seğiren güneş.
Kar atıştırmaya başlıyor ansızın
oysaki kış uykusunda tabiat ana ve baba olmanın hakkını misliyle veren ergen
sevinçlerimle nidalar savuruyorum ve esef ettiğim her ne ise içimdeki rüzgâr
pek bir üşütüyor yüreğimi ve nabzını almaya çalışıyorum günün.
Gece pekmez kıvamında ve tadında.
Hüzünse yoldan çıkmış bir kadın gibi
nasıl da musallat oluyor içimdeki bakir ovalara ve yıldızlı geceler adımı
sayıklıyor oysaki ben bir çığlıktan öte hiçlikle yarışan varlığıma atıfta
bulunuyorum ve şehrin çöken şebeke sisteminden arda kalan elektrik kaçağı gibi
kaçık aklımla sekiyorum kaldırımlarda ve saka kuşlarına özeniyorum elbet
doğduğum an itibari ile istila edilmiş özgürlüğüme misilleme yapıyorum ve mil
çekiyorum gecenin gözlerine.
Koyudan bir gökyüzü lakin mehtap da
saklı arasında bulutların ve ışığı sönmüş şehrin bir araya gelmeyen o iki
yakası.
Yasa mahiyetinde her şey herkes.
Hiç kimse olmanın da muadili iken
içimdeki o hıçkırık.
Sessizliğinse hicap yüklendiği bir
çukur gibi içine düştüğüm.
Neşri ölüm olan bir günce.
Dikte ettiğim hayat ve ömür törpüsü
iken kaderin sunumunda kederle eşleşen varlığım ve bir harfin çığlığı aslında
tek heceli bir sözcük dilerken evrenden yüzümde doğan nur ve asılı kaldığım aşk
ve birileri kulağıma fısıldıyor:
‘’Gül…’’
Mizacımla eşleşen acı.
Aşkın da inhisarında tek heceli ne
varsa sökün ediyor ve bahtımın yaldızlı yolunda istişare ediyorum yalnızlıkla
hür olmak adına meziyetlerimi sonlandırıp adeta bir eziyet addediliyor her bir
yanımdan dökülen parçacıklarla inşa ettiğim yeni bir gelecek belki de mazinin
tortusu birikmişken dipte adeta aş eriyorum yarınlara ve andaki mevcudiyetimi
sonlandırıp kanat açıyorum göğe.
Sistematik acılar.
Sinemde saklı ve de nicesi.
Heceler kurdeşen döküyor aslında
ruhun ıssızlığında tek tek heceliyorum içimden geçenleri ve mevzu bahis ne ise
binlerce yeis içinde deşifre ediyorum ruhun her karambole düştüğünde zil takıp
oynayan iblisin şerrine muhalif hüznümle sığınıyorum Rabbime.
Devamı geliyor ve de ve içselleşen
duygularım çorap söküğü gibi ele geçiyor ruhumu ve bedenimi ve tarumar edilmiş yüreğimde kırağı çalıyor
acıları ve açılandıramadığım ne varsa miskince sitem ediyorum kadere ve
delişmen ruhumla bir kar tanesi olmayı diliyorum evrenden en azından masum
kalmanın da ibaresi iken yüreğimi ele geçiren o özgürlük diğer yandan aidiyet
duygusu ile cebelleşiyorum kendimle.
Bir siren sesi uzaklardan kulağıma
çalınan.
Siması çok tanıdık günün ya da
gecenin aslında bodoslama atladığım bir pencere gibi bazen diklendiğim bazen
direndiğim bazen dillendirdiğim ve işte yakamozların çağrısı ile frene
basıyorum ve bir insandan dönüştüğüm o tek kar tanesi ile biliyorum da kimseye
zarar vermediğimi ve gördüğüm zarar da geleceğin zimmetlisi bir hayale denk
düşüyor.
Bense düşüyorum ve hiç olmadığı kadar
üşüyorum.
Bir rüzgarsa beni savuran.
Bir hece ise s/avunduğum.
Bir somurtuk yüz ise soluduğum.
Ve yere inen tek bir zerremle
biliyorum da ansızın çığ olup büyüme ihtimalimi.
İnsanlığımı sonlandırdığım.
İtikadımın gücünde ise dönüştüğüm tek
bir kar tanesi ve ruhum uçuşurken perde perde yükselirken sesi kainatın aslında
hiçliğime atıfta bulunduğumun ertesi bir tek zerrenin de mucizevi
farkındalığında biliyorum da yaşama ve de aniden sonlanma ihtimali ile hayata
kanat açarken ölümü de için için dilerken biliyorum işte her şeyin göreceli
olduğunu.
Haiz olduğum o uç nokta.
Belki de üç noktalı bir yarına
ermenin tek yolu iken hayatın bir anda kesintiye uğradığı.
Hayal dünyamda bir insandan bir kar
tanesine dönüşmenin aslında gerçek olma ihtimali ile huzura kavuştuğum.
Gece çağlarken.
Bense üzerine örtü serdiğim
coğrafyanın asil bir zerreye denk düşmenin verdiği güç ile güç bela da olsa
idame ettiriyorum hayallerimi bazen insana dönüştüğüm bazense s/onsuzlukla dans
ettiğim o bitimsiz coşkudan çıkıp da yola varmayı ertelediğim o yakanın da
aslında içimde saklı olduğu varsayımı ile aralıksız yağan bir umut ile
sarmalında hidayetin biliyorum da artık meçhul sonun değil de mucizelerin hâsıl
olduğu bir kâinatta bana da yer ayrılmış olduğunu elbet sadece Rabbimden
dilerken…