Akşam Ağır Ağır Şehre İnmeye Yüz Tuttu
Akşam, ağır ağır şehre inmeye yüz tuttu.
Mart ayının o soğuk soluğu,
yerini ince bir yağmurun fısıltısına bıraktı.
Uzaklardan gelen bekçi düdükleri,
sanki bitmekte olan bir ömrün son nöbetini ilan ediyor.
Şehrin koridorları boşalmalı şimdi;
evet, artık bir müzeye dönen sokakların kapıları mühürlenmeli.
Son bir kez
Her şeyin bittiği o noktada,
saatlerin dahi hükmünü yitirdiği,
bir alacakaranlıkta duruyorum;
arkamda bıraktığım koca bir ömür,
önümde, uçsuz bucaksız bir sessizlik...
Islanmaya takatim,
kendimi bu sahte kalabalıkta ispat etmeye,
dermanım kalmadı.
Şimdi o eski tahta karyolaya,
çocukluğumun ve yalnızlığımın o harabat limanına dönecek
ve ilk iş olarak asırlık hatıralarımı ateşe vereceğim.
Bir gün olur da yeniden
"ben buradayım" deme arzusuna kapılırsam,
küllerimden başka sunacak bir şeyim olmadığını görmek için
yapacağım bunu.
Kendi viraneliğimin şahidi olacağım.
Kendimi gördüm; bütün o zavallılığın,
ıssızlığın suretini gördüm
Bu kadarı yetmeliydi…
Artık istesem de eskiye giden yolları bulamam.
Çünkü beni bana iade edecek,
dağılmış parçalarımı bir sevgi potasında birleştirecek
o tılsım yok artık.
Belki de o sureti ben var ettim,
kendi kimsesizliğimin üzerine bir hırka gibi örttüm;
ama artık o hırka delik deşik,
artık o anılar üryan ve derbeder
Hayret,
demek bir yerlerde akşamlar
o kurşunî kubbelere veda etmiyor artık.
Bir yerlerde buz grisi şafaklara ramazan rüyaları sinmiyor.
Her şey, her anı, bana yüzünü dönmüş
bir ifrit yuvası gibi günahlar saçıyor.
Dışarıda lodos,
mahşerî bir uğultuyla zamanı kanatıyor,
ağaçları sarsıyor
lakin tuhaf olan;
yapraklar düşmüyor,
bir kimse bile yasını tutmuyor bu terk edilmişliğin.
Mazinin yokuşlarından aşağıya süzülmüyor artık
o tanıdık hüzünler.
Ey gece bir mühlet ver!
Bu sazendeler makberin o ağır matemini taşıyamıyor artık.
Köşe başındaki çiçekçi kız selamı sabahı kesmiş,
belli ki o da anlamış mevsimin bittiğini.
Hiçbir köşkün camı kırılmıyor,
hiçbir ihtiyar o ulu çınarın altında
ölümün ensesindeki soğuk nefesini hissetmiyor.
ölüm bile sıradanlaşmış.
Bütün bu hayatlar,
bu yarım kalmış sevdalar,
neden yekpare ve topyekûn yaşanmıyor?
Neden hepsinin ağırlığı benim omuzlarımda?
Ne feci bir kaderdir ki;
bugüne kalmış son örnek,
o son tanık benim.
Tüm yaşananların hesabı benden soruluyor
Çıldırmak üzereyim.
Şimdi o daracık odadan fırlayıp
geceler boyu haykırmak,
rüzgâra karışıp sokak sokak savrulmak istiyorum.
Yıkılan her şeyin vaveylasıyla,
yüzmesini bilmediğim o derin ve karanlık sulara
dalmak istiyorum.
Keşke hiç yaşanmasaydı bu dram.
Keşke bu hayatın başrolü ben olmasaydım.
Keşke günler ,geceler boyu
Bir mihrabın önünde munisçe diz çöküp,
o manevi sessizliğe sığınsaydım keşke.
hangi kapıların arkalarından verildiği belli olmayan
O yalan sözler, o sahte vaatler gelmeseydi üzerime.
Bütün teşrifatıyla birlikte alt üst olmasaydım
böyle savunmasız kalmasaydım.
bu anlamsız dünyada.
acılarımı bir nakarat gibi tekrarlamasaydım,
tekrar tekrar…
Sanki hiçbir şey yaşanmamış,
sanki hiçbir şey olmamış gibi...
Görüyorum, bir yerlerde yeni hikâyeler filizleniyor.
Tıpkı benim yaşadıklarım gibi;
aynı sancıyla,
aynı sonla
ve aynı sessizlikle...
Ve biliyorum ki, yağmur dindiğinde
geriye ne o hikâyelerden bir iz kalacak
ne de yıllanmış küllerde bir köz
Dünya, kendi acısını dahi hatırlayamayacak kadar yorgun
ve bende,
bu sıradanlığın tam ortasında
kayıplardayım sessizce.
redfer
Akşam Ağır Ağır Şehre İnmeye Yüz Tuttu başlıklı yazı redfer tarafından
24.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 4
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.