
Can kırıkları…
Söyleyiniz, bayanlar ve baylar:
Sadece ayağa mı batar?
Acınınsa o şehvetli kırbacı
Nice insan nasıl isyankâr
Bakar da bakar
Kaf Dağından
Nüveler saçar
Sözüm ona
Reddetmişken neslini, soyunu sopunu
Hele ki
Öz ve de gerçek ailesini.
Can kırıkları
Yırtan delen yakan
Yalvaransa insan
Hele ki layığıyla yaşıyorsa dinini
Rabbine dönük yüzü ve vicdanı
Ne batıl ne atıl
Atık ruhların toplandığı
O konteynır
İzahı var da yok
Bitimsiz olsa ne ki arzu ve
istekleri?
Körükleyen şehvetini:
Bakınız;
Aşk demiyorum:
Ne de ruh
Uzaktan sevebilmenin gücünden
Yoksun
Bir tufan ki
Yokluk nedir bilmediği gibi
Şerh düşer:
Önce cebine ve paraya
Yetmez:
Şirk koşar tövbe haşa, Mevla’sına
Can kırıkları…
Gidenlerin ardında su dökmez yaş
dökmez
Sadece güler pişkince alkışlar ve de:
Cüret ettiği kadar nefsine
Kapasitesi bu kadar
Cahil cühela
Ateş ise düştüğü yeri yakar
Bilmez ki:
Hak etmediği haram
Sevmez ki
Özünü ve neslini
Belki de bir el’ i sever
Ki el, el üstünde
Aşkı ve masum duyguları es geçer
Es geçmediği kadar nefsini
Bir sirk cambazı ki:
Hayli endamlı cüssesi.
Bir rakkase ki:
Uyduğu baki k/uyruğu
Keşke olsaydı
Dünde kalan bir sabi.
Kibir ve öfke
Yalıttığı kadar ailesini ve neslini
Şanlı da bir maske
Hatta maskeler silsilesi
Lakin bilmez içini görenin bildiğini
Bilgiç ve ukala ve hayli cebbar
Esen rüzgarın attığı tokat
Dahi getiremezken onu kendine
Ve işte toprak altında yatan nesline
Yabancı olduğu kadar da imana itikada
Aşk değil mi ki uzağında
Oysaki bildiği tam da yanında
Aşk ne ki?
Cüret ettiği mazlumun masum yüreğini
Kırdığı bin bir parça
O can kırıkları ki:
Verecektir elbet hesabını Yaratana…
Yazarın
Önceki Yazısı