Kahve Molası
Bugün on nisan... 
Koca şehrin orta yerinde, 
Adımlarım o dar sokaklara düşüyor; 
Henüz ismini dahi bilmediğim bir özlemin peşinde, 
Üsküdar vapurunun yorgun pervaneleri gibi. 
Her adımım bir öncekinin izini silerken, 
Geriye sadece Kız Kulesi’nin 
O sessiz ve derin yalnızlığı kalıyor.

İşte bu yüzden attığım her adım; 
Aslında yalnızlığımın Boğaz rüzgârıyla dağılan Kadim bir tesellisi... 
Yıkık dökük düşüncelerle Üsküdar İskelesi’ndeyim, 
Masmavi denizin dalgalarına dalmışım.
Yorgun argın caddeleri tek başına adımlarken, 
İkindi; Çengelköy’de bitmek bilmeyen bir nakarat gibi 
Yineliyor kendini ulu çınarın altında. 

Boğaz’ın bağrından kopup gelen durgun sular gibiyim, 
Dip akıntılar peşime düşmüş; 
Görünenin ötesine, 
Boğaz’ın o dilsiz derinliğine doğru akıyorum.
"Dünya bir pencere" dediler; 
Oysa dünya, Kanlıca’daki o kahvede bakıp geçtiğim 
O camdan ziyade, 
Ruhumun üzerine çekilen o incecik perdeymiş... 
Durup dinlenmek sadece bedenimin değil, 
kalbimin de ihtiyacı. 

Çok iyi gelir bir kahve molası.
Her yudum alışımda 
şehre biraz daha yabancılaşıyorum; 
Her nefes verişimde hedefime biraz daha yaklaşıyorum. 
Her yeni eskir, her doğan zeval bulur; 
Zaman beni de kendi avucunda öğütüyor. 

Evet, bir gölgelik bu dünya işte; 
Bense o gölgede yolları adımlayan garip bir yolcu...
Varlığım; gitmekle kalmak arasındaki o ince çizginin üstünde, 
Kimi zaman mecalsiz, 
en çok da usanmış... 
Yürüyorum, kendi gurbetimde kendime rastlamayı umarak. 

Çocuklar sokaklardan çekilince, 
Akasya çiçekleri uykuya daldığında, 
Başım avuçlarımın arasında, Bırakıyorum kendimi o garip sessizliğe, 
Bir "of" çekerek içime.
Işığı, ayazı ve tüm varlığıyla upuzun bir cadde gece; 
Belki yaktığım o son sigaranın dumanında, 
Dakikaların o güzelim yok oluşunu seyretmekteyim.
Yani benim payıma düşen saatleri... 
Bir perde çekilirken gökyüzüne, 
Kalp sesimin yankısını dinliyorum sabah ezanına kadar.

Gidiyorum işte; solgun bir rüya gibi sessiz, 
Ardımda bir avuç kül bırakarak. 
Her şey tamam... 
Gün ağarıyor, gökyüzü beyaz bulutlara bürünüyor; 
İçinde bir sürü koyu düş saklı.

Yağmur çiseliyor... 
Nisan yağmurları her şeyi yıkayıp durulasa da 
Sinemde sönmeyen kor ateş; 
Kalbimin o derununda saklı kalan anlar, 
Bu gecenin en sadık bekçisi. 
Zira biliyorum, 
bugün yeni bir hikâyenin başlangıcı 
Ve biliyorum ki bugün, 
Dünkü zamanın içinden yeniden geçeceğim.

Sıradan bir zamanda; 
Ne yapmak istediğini bilmek 
Ya da yapılması gereken şeyin farkında olabilmek önemli. 
Gül gibi yaşayıp gidiyorum doğrusu; 
Yine de içe sinmeyen şeyler var. 
Ne bileyim; yeni fikirler mesela...
ne şekilde sağladığınıza 
Ya da bütünsel bir tutarlılık arz edip etmediğinize bakmıyor.

Lütfen artık birileri çıksın 
Ve bir şeylerin hâlihazırdaki gibi olmayabileceğini söylesin; 
Mümkünse ikna etsin beni.


redfer

( Kahve Molası başlıklı yazı redfer tarafından 11.04.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu