Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
5 (1 oy)

Rahman’ın Adıyla Aşk’a Başlamak


Rahman’ın Adıyla Aşk’a Başlamak

Eğer biri çıkıp “Bu denemeyi neden yazdın?” diye sorarsa, vereceğim cevap çok kısa ve çok samimi olur: Aşkın hasret ilinde ikamet ettiğimden dolayıdır. Çünkü ben şu anda aşkı yaşıyorum. Onu derinden, yakıcı bir şekilde özlüyorum. Kalbimde büyük bir boşluk var ve o boşluk, her geçen gün biraz daha derinleşiyor. Bu boşluk, insanı hem zayıf düşürüyor hem de tuhaf bir şekilde güçlü kılıyor. Hasret, bazen en keskin kalem olur. İnsanı yazmaya, düşünmeye, sorgulamaya iter. İşte bu deneme de o hasretin ürünüdür. Aşkı yaşayanlar onu coşkuyla anlatır.

 

Rahman’ın adıyla Aşk’a başlamak, insanın içindeki dağınıklığı toparlayan bir yön bulma çabasıdır. Çünkü merhametin kaynağını anmadan kurulan her cümle, eksik bir yankı gibi kalır. Belki de bu yüzden, içimizde kaybolan o derin bağı yeniden hatırlamak için önce O’nun ismini anmak gerekir.

İnsanın iç dünyasında bir zamanlar sessizce yanan o derin ateşin küle döndüğünü fark etmek zor değil. Kalabalıkların ortasında yalnızlaşan, konuşurken bile birbirine değmeyen ruhların çağındayız. Sözcükler çoğaldı, fakat anlamlar inceldi; cümleler uzadı, fakat yürekler kısaldı. İnsan, kendi içindeki boşluğu başkalarının varlığıyla doldurmaya çalışırken, aslında en büyük uzaklığı yine kendine kuruyor.

Oysa bir zamanlar duygular, insanı dönüştüren bir kudrete sahipti. Bir bakış, bir bekleyiş, bir sadakat; bunlar yalnızca yaşanan değil, insanı insan yapan değerlerdi. Şimdi ise çoğu bağ, ilk rüzgârda dağılan bir sis gibi. İnsanlar birbirine yaklaşırken bile hesap yapıyor; kalpler, tartıya çıkarılmış gibi ölçülüp biçiliyor. İçtenliğin yerini ihtiyat, bağlılığın yerini geçicilik almış durumda.

Bugün en büyük yanılgı, insanın içinde sınırsız bir alan olduğu düşüncesi. Oysa insanın özü, dağınıklığı kaldırmaz. İçinde birden fazla merkeze yer açtığını zanneden kişi, aslında hiçbirine tam olarak ait olamaz. Çünkü yönünü kaybeden bir pusula gibi, her tarafa döner ama hiçbir yere varamaz. Sadakat yalnızca birine değil; bir değere, bir inanca, bir hakikate yönelme cesaretidir. Bu cesaret kaybolduğunda, geriye sadece parçalanmış bir iç dünya kalır.

İnsanın kendine karşı en büyük sorumluluğu, kalbini korumaktır. Her duyguyu içeri almak, her isteğe kapı aralamak bir zenginlik değil, aksine bir yorgunluktur. Çünkü insan, taşıyabileceğinden fazlasını yüklenmeye başladığında, en değerli olanı da düşürür yolda. Bu yüzden seçmek gerekir. Ne uğruna yaşayacağını, neyi büyüteceğini, neyi dışarıda bırakacağını bilmek gerekir.

Gerçek bağlılık, insanı daraltmaz; aksine derinleştirir. Bir şeye gerçekten yönelen kişi, o yönelişin içinde çoğalır. Dağınıklık ise sadece yüzeysellik üretir. Bugünün en büyük eksikliği belki de budur: derinleşememek. Her şeyin birazına sahip olup, hiçbir şeyin gerçekten sahibi olamamak.

Belki de yeniden başlamanın yolu, sadeleşmekten geçiyor. İçimizdeki gürültüyü azaltmak, kalbimizi kalabalıklardan çekip almak… Ve sonra, gerçekten değer verdiğimiz ne varsa, ona bütünüyle yönelmek. Çünkü insan, ancak bütün olduğunda anlamlıdır. Parçalanmış bir iç dünya ne kendine huzur verir ne de başkasına.

 

Aşk, yalnızca birine yönelen geçici bir coşku değildir. O, insanın kendini aşma cesaretidir. Kendinden çıkıp daha büyük bir hakikate doğru yürüyebilme iradesidir. Bu yüzden aşk, insanı ya yüceltir ya da tüketir; ortası yoktur. Onu basit arzuların seviyesine indirdiğimizde, aslında kendimizi küçültmüş oluruz.

Bugün çoğu insan, hissettiğini sandığı şeyle yetiniyor. Oysa his ile hakikat arasında ince ama derin bir fark vardır. Gerçek sevgi, sabır ister emek ister vazgeçmeyi bile göze alabilecek kadar derin bir bağlılık ister. Geçici olan ise kolaydır: gelir, büyür gibi yapar ve ilk zorlukta söner. İşte bu yüzden, çağımızda çok şey yaşanıyor gibi görünse de aslında pek az şey gerçekten yaşanıyor.

Aşk, insanın yönünü belirler. Kimi kendine bağlar, kimi başkasına, kimi de daha yüce bir anlamın kapısına götürür. Fakat hangi yöne giderse gitsin, hakiki olanı tek bir merkezde toplanır. Dağılmış bir gönül, sevdiğini de tam sevemez; inandığını da tam yaşayamaz. Çünkü bölünen bir iç dünya, hiçbir bütünü taşıyamaz.

Belki de en çok unuttuğumuz şey şudur: Aşk, sahip olmak değil; layık olmaya çalışmaktır. Birini sevmek, onu tüketmek değil; ona zarar vermemek için kendini terbiye etmektir. Aynı şekilde, daha yüce olana yönelen sevgi de sözle değil, hâl ile ispat ister. Dilin söylediğini kalp taşımıyorsa, o söz yalnızca havada asılı kalır.

İnsan, neyi gerçekten seviyorsa, ona benzemeye başlar. Eğer sevgi çıkarla karışmışsa, insan da bulanıklaşır. Ama sevgi safsa, insanın içi de berraklaşır. Bu yüzden aşk, yalnızca bir duygu değil; aynı zamanda bir aynadır. İnsan, o aynada kendini görür.

Ve belki de bu çağın en büyük ihtiyacı, yeniden sevmeyi öğrenmektir. Gürültüsüz, gösterişsiz, beklentisiz… Bir kalbin taşıyabileceği kadar derin ve bir ömrün yetebileceği kadar sadık bir sevgiyle.

Çünkü en sonunda, insanın geriye bıraktığı ne sözleridir ne de görüntüsü…
Geride kalan tek şey, gerçekten sevip sevemediğidir. Sonunda şunu kabul etmek gerekiyor: Bir kalp, kendini çoğaltarak değil, kendini adayarak büyür. Ve insan, neyi seçtiyse, aslında odur vesselam.

Mehmet Aluç

 

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Rahman’ın Adıyla Aşk’a Başlamak

kul mehmet kul mehmet