Küf Kokusu
Dünya dar geliyor, ölçüleri dar,
Kalıpları soğuk, mizanları hep ziyan .
Görünenin ötesine kör bakıyor tüm gözler,
Eyleme dökülmeyen her şey, içimde bir köz.
Sığmıyorum bu küf kokan pazarın kefesine,
Yorulmam koşmaktan değil, varamamaktan.
Şu fani aynalara yansıyan suretimi toplayacak,
Beni, benim bile bilmediğim yönlerimle tanıyacak...
Öyle biri olsa...
Yapıp ettiklerimle değil ,
yapmak istediklerimle alsa boyumun ölçüsünü.
Bitirdiğim işlere bakarak değil;
içimde büyüttüğüm hayallerimle takdir etse beni.
Elimden gelenleri değil sadece;
kalbimden geçenleri tartsa şefkatinin terazisinde.
Beni benden iyi bilen biri olsa.
Herkes ceketimin kumaşına, cebimin doluluğuna bakıyor.
Kimse bu gömleğin altında çarpan yorgun yüreği,
Menziline varamadan yolda kırılan duygularımı görmüyor.
Görünenin gürültüsünden,
görünmeyenin sessizliğine sığınmak istiyorum.
Beni sadece "yaptıklarımla" yargılayan
bu sağır kalabalıktan kaçıp,
sustuklarımı duyacak bir merhamete muhtacım...
Hâlimi arz etmeden, ahvâlimi bilen birine
Bir mürşidin nefesi değse ruhuma...
Yapamasam da, yapmak isteyişimle yapmış saysa iyiliği.
Düşünüp tasarladığım kötülükten vazgeçtiğim için,
kimsenin döndüğümün farkına bile varmadığı
kötülükten döndüm diye,
sessizliği bozsa,
omuzlarıma dokunsa
gözümün içine bakıp "aferin!" dese.
Zaferini ilan etse şehrimin meydanlarında .
Fetihler için yeni şehirler bağışlasa bana.
Yuttuğum kötü sözlerim için teşekkür etse.
Saçlarını okşamak isteyip de okşayamadığım
yetimlerin saçları sayısınca ödüllendirse beni.
İmdadına yetişemedim her mazlumun
her 'Ah!'ı için yandığım
"Ah!"larca teselli etse beni.
Yıkılan hayallerimin enkazından sessizce kalkarken
tutsa ellerimden
O, dizlerimdeki o görünmez yaraları öpse,
"Yoruldun ama dönmedin ya, o yeter" dese...
Gönlümün yetimliğine el uzatan biri olsa...
Hiç olmazsa uykumu böldüm diye yoksullar için,
komşusu açken deliksiz uyuyanlardan,
mazlumlar ağlarken hoyratça gülenlerden
ayrı bir yere koysa beni...
Ettiklerimle değil, edemediklerimle de değil;
etmek istediklerimle,
edemedim diye kendimi paraladıklarımla
kıymet biçse bana.
Sessiz direnişlerimi fark eden biri olsa .
Hapsetmese beni cılız bedenime
Elimin eriştiği yerin sığlığında değil,
hayallerimin göğüne saldığım uçurtmaların
ufkunda görse beni.
Bakışının ayinesinde et kemikten gövdemi değil;
dünyaları avucunda eritmeye kararlı
ruhumun suretini konuk etse...
Bitirdiğim işlerin daracık hacmine sığıştırmasa varlığımı...
Muhtacım sevgisine öyle birinin.
Suretimi değil, sîretimi okuyan olsa
İdeallerimi kocaman ve mavi bir gökyüzü gibi
sergilese bakışlarında...
Özlemlerimin her birini,
çiçek çiçek gerçekleşmiş,
tohumlarca filizlenmiş, doyasıya meyvelenmiş
bir bahar sıcaklığında tutsa elinde...
arzu ettiğim, umduğum, yoluna düştüğüm,
uğrunda çabaladığım ideallerime göre belirlese.
Kifayetsiz kalan gücüme bakıp hüküm verenler;
içimdeki o devasa dalgaların,
kıyılarıma vuramadan
nasıl geri çekildiğini nerden bilsinler?
Kalbimde güneşleri taşıyorken,
elimdeki titrek muma göre kıymetlenirsem
yazık değil mi bana?
Kalbinde olsun sönük bir mum aydınlığını taşıyamayanlarla,
sırf elimde de mum yok diye
aynı kefeye konulmuşsam ben,
kalbimin karnesini göstereceğim büyüğüm nerede?
Beni değerli kılan
sadece elimle kazandıklarım ve biriktirdiklerimse,
azlar-çoklar arasında gidip gelen,
var-yok arası çaresizce çırpınan
varlığın kuyusuna itilmiş bir biçareyim.
Elindekinin azalmasıyla mahzun olan,
çoğalttıklarının ise azalmasından korkarak yaşayan
sığ bir zengin olsam ne fayda?
Hayatımın anlamı, aldığım sonuçlara bağlı olacaksa,
başarılarım ele geçirdiklerimle ölçülecekse,
elden çıkmış dün
ve geleceği kuşkulu bir yarın arasına sıkışmış
bir sefilim ben.
Varlarıyla şımaran, yoklarıyla rezil olan,
varlarının daha da var olması için dilenen,
eksilenleri yüzünden daha da ezilen
sığ bir varlıkla ne ederim ki?
Gövdemi özne etmişsem kendime,
yırtılabilir ve kırılabilir bir zeminde yalpalayarak yürüyen,
sonunda toprakta çürümeye mahkûm tedirginim ben.
Kalpsizlerin zalimce biriktirdikleri yanında küçük kalacaksam,
taşıdığım kalbin zenginliğini hangi aynada göreceğim?
Gözleri eşyanın kör ufuklarına hapsedilmiş ruhsuzların
göz kamaştırıcı servetlerin gölgesinde aşağılanacaksam,
hayallerimin yüceliğine,
umutlarımın sınırsızlığına
kimin nazarında değer arayacağım?
Müslümansam eğer...
İçimin de içini
Rabbimin nazarına gizli saklısız sunuyorsam,
Rabbime göründüğümü görerek var olanlardansam,
değerimin Rablerinin katında ölçüldüğüne
inananlarla berabersem...
Gövdemden çıkan eylemleriyle değil;
taş, kâğıt ve metalden inşa edilen başarılarımla değil;
ruhum üzerinde yükselen,
kalbimle inşa ettiğim niyetlerim üzerinden
değer kazanmalıyım
Biriktirdiklerim azaldı diye üzülmem,
azalacak diye korkmam.
Para pula göre, metale betona göre eksilip artmam.
Kıymetimi O’ndan bilirim.
Dünyanın hiçbir terazisinde ağır gelmek için
biriktirmeye tenezzül etmem.
Dünyanın terazilerinde hafif kaldım diye
hayıflanmam.
Sadece kalbimi ve ruhumu özne yaparak,
huzurunda kıyam ettiğimden alırım ben kıymetimi.
Ayarımı O bilir, O verir.
O'nun nazarında hep tedavülde kalırım.
O'nun yakınlığında ararım geçerliliğimi?
Eylemlerim üzerinden değil,
niyetlerim üzerinden tartar O beni.
Tüm 'keşke'lerimi
'iyi ki'ye dönüştürecek O yeter bana .
Eksiklerimle geldim, "edemedim" diye yandıklarımla,
Elimde kalan tek sermayem; o anlamsız niyetimle.
O beni "isteyişimden" tanır, "yanışımdan" bilir.
O, kırık kalplerin tek ev sahibi,
Ve niyetlerin en adil şahidi.
Sükûtumdan tanır beni
Şimdi bütün yargıları,
o "başarı" putlarını kapının önünde bırakıyorum.
Beni sadece O bilsin, O tartsın.
O’nun bakışında "olmuş" sayılmak için,
"olmamış" dediği her şeyden vazgeçiyorum.
O niyetimi biliyorsa,
Varsın bütün dünya beni yanlış anlasın
Yaptıklarımdan ötesini gören
O’ yeter bana
redfer
- Yorumlar 5
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.