Mecburiyet İklimi
....
I
ağardı ses tellerin
eskidi zincirlerin
tütünün onurun o yiğitçe hasretin
nasıl bir aşkla kınaladın yüreğini prangalara
cehennemi kuşanmak
şair kalmak dağlı bir belaya ve pusuya!
bir yanın çığa ve uçurumlara
bir yanın tüfekler çatanda
bir yanın şarapnel parçasına
nasıl bir kafa tutmaktır bu usta
nice yıldız akanda
nice naralar atanda
söylemedin mi bunları da kirvene
bu tarihin şafağı nasıl yazılır!
II
dağıldı bulutlar dağıldı memleket mavisi
ekmeğin bir kase özlemin gelecek günlerin
hangi zindanda soldu o içinin çinisi usta
nasıl vurdun akıncıların nabzını kara kara sayfalara
dalga dalga ışıklarla meydanlara
nedir ki kana kana içmek
yana yana "ülkem" demek
ya "senden önce ölmek!’
III
karakol rüzgârıyla basıldı
o şuh o lacivert sokaklar
kimi kırık kanatlı "kimi kıvılcım bakışlı"
kimi kederle bulut sıkan ellerin
hürriyetin o esrik gecenin o korkusuz kavganın
söylesene kaptan
sığdı mı o devasa yangının mısralara
madem ki şair kalmak "ayrılığa dair"
mecburdur yaşamaya
hele kapını çalan da elini tutan da
"zaten hep yoktular" dememiş miydin!
hele yağmurlar yağmaya
ağlamaktan ziyade gülüşür
neden hep bir limanda neden
beklemekten ibarettir ömür
IV
karardı o "göğe bakma durağı"
açlığın, o yorgunluğun o bitkin umudun
kurabildin mi usta o büyük saati yeniden
neden hep aynı durağa dönmekten ibarettir akış
neden hep simsiyah bir boşlukta
şair kalmak azaplı bir bakış
....
sürgünler yedik ihanetler sevdik
ne zindanlar satın aldık
ne gurbet çaldık uzaklardan
ne pusulara düşüp boşluğa aktık
fırtınayı da aldık kaptan yanımıza
şükür ki hâlâ ayaktayız!
bu gergin kavgaya
bu yorgunluğa bu soğuk düşe
bu noksanlığın kollarına sarılabiliriz!
hâlâ nefesini tutuyorsa ölüler
bir bulvar kenarında sisli sesler
yalnızlık kaç milyar gemiyi çağırır bu limana
kaç ıslık çalar bu puslu caddelerde
ve kaç durakta kaç hüzünbaz çalıştırır bu şehirde
kaç milyar öpüşü uğurlar
neden terk ettiler sokakları
neden yeniden kurulmadı saatler
yalnızlık kaç milyar pranga eder bu şehirde
o üvey hayat neden çocukluğumuzu erkenden bitirdi
o hayalî misafir neden vedasız çekip gitti
böyle korkunç bir çağda zambaklar yağsa
yaseminler uçsa nilüferler taşsa
bir meyyit bedene her örtü şan verir mi
şükür yine de şükür
üstü açık kalmış bir uyku ve rüya
taptaze hezimetler hep avucumuzda
....
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.