Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
5 (1 oy)

Yıldıray Kızıltan Dareyn Zennesi Şiiri Üzerine

...

Dareyn Zennesi

Lütfuna mahzar olduğum;
Affet beni!

Sonsuzluk gibiydi ilk öpüşleri sonrasıysa koca bir hiçlik
Cevabı verilemeyen günahlara yalan vaadi cennetin
Ruhuma değildi dokunuşları asla… yemin ederim!
Cismim dudaklarında tomurcuklandı yaban gülü
Keşkelerime aktı ıslağı Ganj’ın
-ki çıplak göğsümde kutsanıyorken ihanetim,
hayli çamurluydu suyundaki aksim

Lütfuna mahzar olduğum;
Affet beni!

Milat öncesi bereket sunaklarından
Kan
Kan
Akan
Cesaretti
Bekareti!

Öylesine karşı konulmazdı ki iffetsizliğindeki saygınlık
Tek sebebiydi güç ver yakarışlarımın
Sağ cenabımda o an nasıl bir kargaşa
Soyunmuş çırılçıplak
Yalatıyordu kanatlarını
İblisin çatal diline
Şivekar bir Melek

Lütfuna mahzar olduğum;
Affet beni!

Ne çıkar sanki?
Ha sağ
Ha sol
Yeter ki verilsin ellerime Amel defterim
İtiraflarım zaten cehennemim
İstemem ki dikensiz kiraz ağaçlarını
Ve
Dahi
İstemem kaknem meyve bahçelerindeki huzurunu yatağımın
Bileklerimden kesilmişken yakarışlarım hangi elimdedir nurum?

Ki
Artık yeter
Ve
Buraya kadar
İsyanımı asırlardır solumdan pompalayan bu kalp varken bende
Ne çıkar sanki?
Ha Affetmişsin
Ha etmemiş…

(Yıldıray Kızıltan)
---


Dareyn Zennesi;
''Dareyn'' ;iki dünya; dünya ve ahiret ile "Zenne" (kadın figürü, geleneksel seyirlik oyunlardaki dişil temsil)   

Şiirin başlığı daha ilk anda okuru bilindik olan zeminden kopararak teolojik bir paradoksun içine hapsediyor. Sanki iki dünyanın sınırında dans eden yasaklı bir hakikatin perdesi aralanıyor.

ve ilk dize;
''Lütfuna mahzar olduğum;
Affet beni!'' 

Bu ifade bir otoritenin yani Tanrı veya sevgilinin iyiliğine, şefkatine ve nuruna erişmek demektir. Şiirin devamında anlatılan günah, ihanet ve çamurlu aks düşünüldüğünde, bu giriş bir tezat gibi görünüyor. 
Şair, en tepedeki kutsala seslenirken aslında en derindeki  beşeri günahını itiraf etmeye hazırlanıyor.
Bir pişmanlıktan çok trajik bir kabulleniş niteliğindedir bu. 
Okurda ise şu merakı uyandırıyor; Bu kadar büyük bir lütfa sahipken ne yapıldı da af dileniyor? 
Bu nida şiirin ritmini belirleyen bir nakarat işlevi görerek, anlatılan hazzın ve günahın arasına vicdani bir soluk yerleştiriyor.

Giriş oldukça mesafeli ve ağırbaşlı.
Eğer ki şiir çok dağınık başlasaydı, bu mitsel sahneler sarsıcı olmazdı.
Ancak bu kadar usulüne uygun ve "usturuplu bir hitapla (Lütfuna mazhar olduğum...) başlaması, ardından gelen isyanın şiddetini katmerler.
Giriş kısmı okuru önce secdeye davet eden bir eda takınıyor, hemen ardından bu secdeden başını kaldıran şairin, gökyüzüne bakarak kendi günahını bir bayrak gibi dalgalandırmasına zemin hazırlıyor.  
--

İlk öpüş ve sonsuzluk;
Hemen ardına "koca bir hiçliği" koyarak okuru bir varlık felsefesinin içine itiyor şair. 
Burada dikkat çekici olan husus, dokunuşların ruha değil, sadece cisme ait olduğunun yeminle mühürlenmesidir. 
Şair, ruhu yabani ve "günahkar hazdan tenzih ederek bedeni bir "yaban gülü" gibi tomurcuklanan, dünyevi ve vahşi bir organizma olarak konumlandırıyor.
Bu ise hazzın kutsallıktan arındırılıp tamamen bedensel bir gerçekliğe indirgenmesi olsa gerek.
--

Şiirin en güçlü metaforik alanlarından biri de  "Keşkelerime aktı ıslağı Ganj’ın ifadesidir.
Herkesin bildiği gibi Ganj, hindu geleneğinde tüm kirleri temizleyen kutsal sayılan bir yıkanma alanıdır.
Ancak şairin aksinin bu suda çamurlu olması, yapılan ihanetin veya işlenen günahın o kadar yoğun olduğunu gösterir ki,
''dünyanın en kutsal suyu bile bu lekeyi temizleyemez, aksine o kiri görünür kılar'' düşüncesi ortaya çıkarıyor.
--
Sonra şiir bir anda modern zamandan koparak milat öncesi bereket sunaklarına dönüyor.
Bu bölüm, günahı bireysel bir suç olmaktan çıkarıp insanlık tarihinin en köhne, en ilkel dürtülerine bağlıyor.
Cesaretten doğan bir bekaret bozumu, aslında toplumsal normların ve ahlaki duvarların yıkılışıdır.
Şair burada cinselliği, estetik bir eylemden ziyade kurban ve adak eksenli bir yapısal bir şiddet olarak kurguluyor.
--

Şiirin doruk noktası, melek figürünün geçirdiği mutasyondur.
Genelde saf ve nurani olarak tasvir edilen melek, burada şivekar, yani işveli, baştan çıkarıcı bir edayla, kanatlarını İblis’in çatal diline yalatan bir figür olarak karşımıza çıkıyor.
Bu görüntü edebiyat tarihindeki en aykırı sahnelerden biridir. İyiliğin ve kötülüğün bu denli erotik ve yakın bir ilişki içine girmesi, şairin zihnindeki "sağ cenah" (iyilik/sevap tarafı) kargaşasını özetler niteliktedir. Yani düzen bozulmuş, mitsel figürler kendi rollerinden istifa etmiştir.
--
  
Final bölümünde şair, artık affedilme beklentisinden tamamen uzaklaşmış,
 "Ha sağ / Ha sol" diyerek, insanın ebedi kaderini belirleyen o büyük ayrımı (cennetlik/cehennemlik) önemsizleştirmiştir. 
Özetle diyor ki şair;
''İnsan kendi cehennemini, kendi dürüst itirafları üzerine kurmayı tercih eder. ''  
---

Edebiyat tarihinde çoğu şair, her zaman kendi sivil kimliğiyle konuşmaz. Şiirde konuşan kişi bir persona'dır.
Şairler yer yer değişik karakterler inşa ederek aslında insan ruhunun en karanlık, en gizli ve en insani köşelerini bir laboratuvarda inceler gibi inceler ve inceletir.
Kurgu, hayatın bir kopyası değildir çoğu zaman. Hayata tutulan dev bir aynadır.
İyilik ve kötülüğün bu denli iç içe geçmesi, aslında insanın iç dünyasındaki karmaşanın sembolik bir dışavurumudur.
Şair burada bir günahın reklamını yapmıyor. Günahın, hazzın ve vicdan azabının oluşturduğu o devasa ruhsal sarsıntının fotoğrafını" çekiyor..
Sonuç olarak bu bir kurgudur ve kurgunun içindeki isyan, şairin kaleminin gücünü gösterir, kalbinin karalığını değil.


Alışılagelmiş romantik estetiğin çok ötesinde benzetmeler var şiirde.
İki âlem, dünya ve ahiret ve zennesinin hem dünyevi hem de sahneye ait çağrışımları göğüs göğüse çarpışıyor şiirde.
Bu çarpışma, şiirin bütününe sirayet eden ikiliği fısıldıyor: kutsal ile profan, ruh ile beden, teslimiyet ile isyan.  


Yıldıray Kızıltan;
O bir kalem aristokratı.
İmge kurulumlarında alışılagelmişin çok ötesinde bir mühendislik var. 
Metafizik fırtınaların koptuğu açık denizlerden bakan, kendine özel ve müstesna köşesinde kendi nizamını oluşturmuş bir kalem.

Edebiyat yolu, rüzgârın estiği yöne göre eğilenlerin değil, fırtınaya karşı kendi duruşunu, kendi hizasını ve kendi edebi şiirsel dürüstlüğünü koruyabilenlerin yoludur.
Bu şiirde sergilenen o muazzam derinlik, aslında edebiyat yolunda kendi rotasını sadece kendi vicdanı ve estetik algısıyla çizen bir yolcunun ayak izleridir.
Kaleminizin namusu, ruhunuzun hürriyeti ve kelâmınızın gücü daim olsun.
Yolun açık, mürekkebin bereketli, ruhun her daim hür ve aziz olsun.

İyi dileklerimle.


  




Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)
  • Yorumlar 2
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Yıldıray Kızıltan Dareyn Zennesi Şiiri Üzerine

RamazanBoran RamazanBoran