Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

İsmail Aleyhisselâm'ın Hayatı Kıssası


İSMAİL (ALEYHİSSELÂM)'IN  HAYATI (KISSASI)  

Mukaddime: 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’u Teâlâ’nın Adıyla…

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Onun kulu ve Rasûlü’dür…

Bundan sonra:

Değerli okuyucular; Bu yazımda da inşeAllâh, İsmail (aleyhisselam)' ın hayatını (kıssası)'nı anlatmaya çalışacağım. İsmail (aleyhisselâm) Yüce Kitabımız Kur'anı Kerim'de ismi geçen Peygamberlerden birisidir. Rivayete göre, İsmail (aleyhisselâm) Allah Subhanehu ve Teâlâ' nın Peygamber Âdem  (aleyhisselâm)' dan itibaren  Âdem (aleyhisselâm) oğullarına göndermiş olduğu Sekizinci Peygamberdir. Kendisine “Allâh’ın kurbanı” anlamına gelen   “Zebîhullâh” da denir.
En doğrusunu Allah Subhanehu ve Teâlâ bilir.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّاۚ

"‎Kitap’ta İsmâîl’i de an! O, sözünde duran ve resûl bir nebiydi.‎"

‎(Meryem:  19/54) 

İsmail (aleyhisselam) Yemen’den gelen Cürhümî kabîlesine Peygamber olmuştur.

İsmail Ne Demek:

İsminin mânâsı “Allâh’a itaat eden” dir. 

İbrânîce karşılığı İsmuyel’dir. Araplar İsmâîl demişlerdir.

İsmâîl (aleyhisselâm) Cürhümîlerin çocuklarıyla büyümüş, ok atmayı da onlardan öğrenmişti. Yiğitlik çağına geldiği zaman çok iyi ok atar ve attığını vururdu. 

Eslem kabîlesinden bir cemaat yarış için ok atışırken Resûlullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanlarına varıp onlara:

“Ey İsmâîl oğulları! Ok atınız! Sizin atanız da mâhir bir ok atıcısı idi.”  buyurmuştur.

(Buhârî, Enbiyâ, 9) 

İsmail (aleyhisselâm)' ın soyu:

İsmail (aleyhisselâm); İbrahim (aleyhisselâm)' ın, Hazret-i  Hâcer'den doğan ilk ve bü­yük oğludur.

(ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.48,49.)   [1]

İsmail (aleyhisselâm)' ın Şekil Ve Şemaili:

İsmail (aleyhisselâm)  uzun boylu, güzel yüzlü, kırmızımsı tenli, kalın boyunlu, geniş omuzlu, elleri ve ayakları uzun, güçlü ve kuvvetliydi.

(Kâmil Miras, Ahmed Naim, Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, c.: VI, Shf.:22)

İsmail (aleyhisselâm): boylu, boslu, ak saçlı, güzel ve nurlu yüzlü, kırmızımsı tenli. küçük başlı, büyük gözlü, uzun burunlu, kalın boyunlu, geniş omuzlu, uzun elli ve uzun ayaklı, çok güçlü ve kuvvetli idi.

(Hâkim-Müstedrek C.2.S.553-554.)    [2]

İsmail (aleyhisselâm)' ın babası İbrahim (aleyhisselâm)' ın Duası:

İbrahim (aleyhisselâm)' ın, yıllar geçmesine rağmen bir evladı olmamıştı. O, ellerini kaldırarak Rabbine şöyle dua ediyordu: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنَ الصَّالِح۪ينَ

‎“Rabbim, bana salihlerden (bir evlat) ver.”‎

‎(Saffât:  37/100) 

Duasının üzerinden yıllar geçmiş, İbrahim (aleyhisselâm) ve eşi Hazret-i  Sâre’nin hicreti Mısır’a kadar uzanmıştı. Bir müddet burada kalan güzide insanlara Hacer isminde birisi daha katılmıştı. Bir rivayete göre o bir kral kızıydı. Başka bir rivayete göre ise Mısır’ın doğu illerinden koparılmış ve Mısır sarayına gönderilmiş bir cariyeydi. İşte bu cariye, İbrahim (aleyhisselâm)' ın eşi olmakla şereflenmişti. Peygamber Efendimiz Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hazret-i  Hacer validemize hürmet gösterilmesini, Mısır’ı fethettikleri zaman Hazret-i Hacer validemizin hatırına Mısırlılara iyi davranılmasını ashabına ve Müslümanlara özellikle tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur: 

“Eğer Mısır’ı fethederseniz, halkına iyi muamele ediniz. Çünkü onların bizde hakları ve bizimle akrabalıkları vardır.” 

Kendisine akrabalık sorulunca: 

“İsmail’in annesi onlardandır.” cevabını vermişti.

(İbn Hişâm, es-Sîre I, 7)

Yıllar sonra Yüce Rabbi, İbrahim (aleyhisselâm)' ın duasını kabul etti: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ

"‎Biz onu, halim (yumuşak huylu) bir çocukla müjdeledik.‎"

‎(Saffât:  37/101) 

Çocuğa İsmail ismini verdi. Arapça bir kelime olmayan İsmail’in aslının “İşmavil” olduğu ve Allah’a itaatkâr manasına geldiği nakledilmiştir.

(DİA, “İsmail”, XXIII, 76)

İbrahim (aleyhisselâm)' ın  yaşı bir hayli ilerlemişti. Bir rivayete göre 86 yaşlarındaydı. Ateşte canı ile sınanan İbrahim (aleyhisselâm)  şimdi cânanı ve ciğerparesi ile imtihan ediliyordu. İlahî fermanla onları Filistin yurdundan almış, uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra bugünkü Kâbe’nin yakınlarında bir ağacın altına bırakarak dönmüştü. İbrahim (aleyhisselâm)  Seniyyetü’l Veda tepesine gelince Mekke’ye doğru dönmüş, ellerini Rabbine açarak şöyle niyazda bulunmuştu: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ رَبَّنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ رَبَّنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

“Rabbimiz! Şüphesiz ki ben, ailemden bir kısmını namazı dosdoğru kılsınlar diye senin mukaddes evinin (Kâbe’nin) yanında, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. İnsanlardan bir kısmının kalplerini onlara meylettir/onlara karşı ilgili kıl. Onları meyvelerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler.”‎

‎(İbrahîm:  14/37) 

 ‎ رَبَّنَٓا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْف۪ي وَمَا نُعْلِنُۜ وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ

‎“Rabbimiz! Şüphesiz ki sen, gizlediğimizi de açıktan ilan ettiğimizi de bilirsin. Ne yerde ne gökte hiçbir şey Allah’a kapalı/gizli kalmaz.”‎

‎(İbrahîm:  14/38) 

İsmail (aleyhisselâm)' ın Doğuşu Ve Hazret-i  Sâre´nin Hazret-i  Hâcer Hakkındaki Kıskançlığı Ve Yemini:

İbrahim (aleyhisselâm), seksen altı yaşında bulunduğu sırada.    [3] 

ismail (aleyhisselâm), Hazret-i  Hâcer´den doğdu. [4]

Hazret-i  Sâre, İsmail (aleyhisselâm)' ın doğumundan sonra, Hazret-i  Hâcer´i kıskanmağa, çekememeğe başladı. Bir gün, ona, kızdı.    [5] 

Kendisini, evden dışarı çıkardı. Sonra geri çağırıp eve aldı. Yine, böyle kızıp dışarı çıkardı.    [6] 

Sonra, tekrar eve alıp.   [7] 

vücudunun üç uzvundan birer parça kesmeğe.  [8], 

şeklini, değiştirmeğe.   [9] 

yemin etti.    [10] 

Kendi kendine:

"Ben, onun burnunu, keseyim! Kulaklarını, keseyim! Amma, bu, onu, çok çirkinleştirir!" dedi. [11]

Çok çirkinleştireceği için, onun, burnunu, kulağını, kesmeyi bıraktı.   [12]

"Hayır! Ben, onu, sünnet edeyim!" dedi.    [13]

Öfkesi geçip aklı başına geldiği zaman, Hazret-i  Sâre, yaptığı bu yemîne şaştı.     [14]

İbrahim (aleyhisselâm); yemîni, yerine getirmek üzere Hazret-i  Hâcer´in iki kulağını delmesini ve onu, Sünnet etmesini, Hazret-i Sâre´ye tavsiye etti.    [15]

Hazret-i  Sâre de, öyle yaptı.    [16] 

Bu, kadınlar hakkında sünnet ve âdet oldu.   [17]

Hazret-i Hâcer, sünnet edilince, uzun etekle, kandan korundu. Bunun için, sünnet olan kadınlar, uzun etek giymeyi âdet edinmişlerdir.   [18] 

Hazret-i  Hâcer; kulakları delinen ilk kadın olduğu gibi, kadınlardan, ilk sünnet olu­nanı.  [19] 

ve Hazret-i  Sâre´den, izini gizlemek için ilk etek uzatanı da, o, idi.     [20] 

Kadınların, böyle, sünnet olmaları, sonradan, terk edilmiştir.

Hazret-i Sâre, Hazret-i  Hâcer´e:

"Artık, sen, benimle bir şehirde bulunmayacak, oturmayacaksın!" dedi.    [21]

Hazret-i  Hacer´le İsmail (aleyhisselâm)´ ın Mekke Hayatı;

Hazret-i  Hâcer ile İsmail (aleyhisselâm)' ın Mekke´ye Götürülüşü:

Yüce Allah; İbrahim (aleyhisselâm)' a, Hazret-i  Hacer ile İsmail (aleyhisselâm)´ ı, Belde-i Haram´a götürmesini Vahy etti.    [22]

İsmail (aleyhisselâm)´ a, Beyt-i Harâm´ı, hazırladığını ve oranın, onun elleriyle nârını takdir ettiğini, suyunu da, onun için akıttıracağını bildirdi.    [23]

ibrahim (aleyhisselâm), Burak´a, bindi. İki yaşındaki İsmâl (aleyhisselâm)' ı, önü­ne. Hazret-i Hâcer´i de, terkisine bindirdi.    [24]

Burak; Merkeple katır arası büyüklükte bir binit olup uyluklarının üzerindeki Bu yolculukta, Cebrail (aleyhisselâm) da, yanlarında bulunuyor, İbrahim (aleyhisselâm)´ a Beytullâh´ın yerini ve Harem´in sınırlarını gösteriyordu.

ibrahim (aleyhisselâm); köylerden, kasabalardan hangisine uğrasa:

"Ey cebrâil! Buraya mı inmemiz emrolundu?" diye sormakta.    [25]

Her düz ve sulu yere uğradıkça, Cebrâil (aleyhisselâm)' a:

"Ey Cebrâil! İn şuraya!" demekte,

Cebrâli (aleyhisselâm) da: "Hayır!" diye cevap vermekteydi.  [26]

Nihayet, Mekke´nin bulunduğu yere geldiler.

Cebrâil (aleyhisselâm):

"in yâ İbrahim!" dedi.

İbrahim (aleyhisselâm):

"Burası, ne zirâat'a.   [27], 

ne de, davar´a elverişlidir!" dedi.

Cebrail (aleyhisselâm):

"Evet! Öyledir. Amma, Burada, senin oğlunun soyundan Ümmî Peygamber çıkacak ve Kelimetül´ulyâ, Onunla tamamlanacaktır!" dedi.    [28]

Mekke; o zaman, Selem ve Semür denilen küçük, büyük dikenli ağaçların bu­lunduğu çalılık bir yerdi. Mekke´nin dışında ve çevresinde de, Amâlıka diye anılan insanlardan bir top­luluk oturmakta idi. Beytullâh (Kâbe)' nin yeri de; o zaman, kırmızı topraklı, kesekli.  [29], 

yerden yük­sekçe, tümsekimsi bir yerdi. Zaman zaman gelen seller, oranın, sağını, solunu oymuş, alıp götürmüştü.    [30]

İbrahim (aleyhisselâm), Cebrail (aleyhisselâm)' a:

"Sana, bunları, buraya mı bırakman emrolundu?" diye sordu.

Cebrail (aleyhisselâm):

"Evet!" dedi.     [31]

İbrahim (aleyhisselâm); Hazret-i  Hâcer ile İsmail (aleyhisselâm)' ı, Mescid´i Haram´ın, bu gün bulunduğu yerin ve Mescid´in yüksekçe bir mahallindeki Zemzem kuyu­sunun yukarısında bulunan büyük bir ağacın yanına bıraktı.´ [32] 

Üzerlerine, bir gölgelik yapmalarını da, Hazret-i  Hâcer´e emretti.    [33]

O zaman; Mekke´de, hiç bir kimse, hattâ, içecek su bile yoktu. İbrahim (aleyhisselâm); bu Ana ve Oğulu, buraya bıraktı. Yanlarına, içi, hurma dolu meşin bir dağarcıkla, içi, su dolu bir kırba da, bıraktı. Şam´a gitmek üzere, oradan, izi sıra geri döndü. Hazret-i  Hâcer, İbrahim (aleyhisselâm)' ın arkasından seslendi: 

"Ey İbrahim! Bizi, bu ıssız vadide bırakıp ta, nereye gidiyorsun?! Öyle bir vadi ki, ne görüşülecek bir kimse var, ne de, bir şey!" dedi.    [34] 

Hazret-i  Hâcer, sözünü, tekrarladı ise de, İbrahim (aleyhisselâm), ona dönüp bakmadı. Bunun üzerine,

Hazret-i  Hâcer:

"Yoksa, bizi, buraya bırakıp gitmeni, sana, Allah'mı emretti?" diye sordu.

İbrahim (aleyhisselâm):

"Evet! Allah, emretti!" diye cevap verdi.

Hazret-i  Hâcer:

"Öyle ise, Allah, bize yeter. O, bizi zayi etmez, himayesiz bırakmaz!"  dedikten sonra, döndü.

İbrahim (aleyhisselâm), Mekke´nin üst tarafındaki Seniye mevkiine kadar ilerle­di. Onlar tarafından görülmeyecek bir yerde durup yüzünü, bu gün Kâbe´nin bulunduğu tarafa döndürdü ve ellerini kaldırdı:

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ رَبَّنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ رَبَّنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

‎“Rabbimiz! Şüphesiz ki ben, ailemden bir kısmını namazı dosdoğru kılsınlar diye senin mukaddes evinin (Kâbe’nin) yanında, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. İnsanlardan bir kısmının kalplerini onlara meylettir/onlara karşı ilgili kıl. Onları meyvelerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler.”

‎(İbrahîm:  14/37)      [35] 

diyerek Allah´a dua etti.    [36]

Sonra da, Şam taraflarındaki ailesinin yanına döndü.     [37]

Zemzem Suyunun Çıkışı:

Hazret-i  Hâcer, İsmail (aleyhisselâm)' ı getirip ağacın gölgesi altına yatırdı. Su kırbasını, ağaca astı.     [38]

Hazret-i  Hâcer, İsmail (aleyhisselâm)' ı emziriyor ve kırbadaki sudan da, ona içiriyordu.    
(Buharî-Sahih c.4,s.114. Taberî-Tarih c.1,s.131, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.)       [39]

Kırbadaki su, tükenince, hem kendisi, hem de, İsmail (aleyhisselâm), susadılar.   

(Buharî-Sahih c.4,s. 114, Taberî-Tarih c.1,s.131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.)    [40]

Su, tükendiği zaman, Hazret-i  Hâcer´in sütü de, kesildi. İsmail (aleyhisselâm), acıkmağa başlamış, acıktıkça da, kendisinin açlığı şid­detlenmişti. Hazret-i  Hâcer; oğlunun açlığından.    [41]

susuzluğundan kıvranıp durduğuna bakıyordu. 

(Buharî-Sahih c.4,s.114, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.)      [42]

Onu, ölüyor sandı ve tasalandı. Kendi kendine:

"Bari, kendisinden uzaklaşayım da, onun ölümünü, görmeyeyim!" dedi.     [43]

Çocuğunun elemli haline bakmağa daha fazla dayanamayarak onun yanından kalkıp biraz öteye doğru gitti.     

(Buharî-Sahih c.4,s.114, Kurtubî-Tefsir c.9,s369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.)    [44]. 

"En yakın tepe, hangisidir?" diye etrafına bakındı. [45] 

O bölgede, en yakın tepe olarak Safa tepeciğini buldu. Onun üzerine çıktı. Sonra, vadiye karşı, durdu. Bir ses işitmek veya bir kimse görmek ümidiyle dinledi ve etrafına bakındı. Fakat, ne bir ses, işitebildi, ne de, bir kimse görebildi.    

(Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.)    [46]

Safa tepeciğinden hızla inip vadide entarisinin eteğini topladıktan sonra, müşkil bir işle karşılaşan bir insan azmiyle koştu ve vadiyi geçerek Merve tepeciğine geldi. Orada da, biraz durdu ve bir kimse, görebilir miyim? diye baktı. Fakat, yine, hiç bir kimse göremedi.     

(Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil, c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.155.)      [47]

Hazret-i  Hacer´in Safa ile Merve arasında gidip gelmekle meşgul olması, hem bir kimse görebilme ümidinden, hem de, açlıktan, susuzluktan kıvranan yavrusunun can verişini gözleriyle görmek istemeyişinden ileri geliyordu.

Bununla birlikte, Hazret-i  Hâcer, İsmail (aleyhisselâm)' ın yanına iki kere uğramaktan da, kendini alamamış, onu, eskisi gibi can çekişir bulunca, mahzun ve bitkin bir halde, tekrar Safa tepeciğine dönmüştü.    [48]

Hazret-i  Hacer, Safa ile Merve arasında yedi kere gitmiş, gelmişti.   
(Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.)    [49]

Peygamberimiz Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)

"Bunun için, insanlar, Safa ile Merve arasında sa´y ederler." buyurmuştur.  

(Buharî-Sahih c.4,s.114, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.)     [50]

Hazret-i  Hacer; son defa Merve tepeciği üzerine çıktığında bir ses işitti ve kendi kendine:

"Sus ta, iyice dinle!" dedi. Sonra, dikkatla dinledi. Bu sesi, önceki gibi bir daha işitti.   

(Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye ven­nihaye C.1.S.155.)     [51] 

Bu ses, bir insan sesine benziyordu.   [52] 

Bunun üzerine: "Ey ses sahibi! Sesini, duyurdun! Eğer, sen, yardım edecek güçte isen, bize, yardım et!     

(Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil c.1 ,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.)      [53] 

Ey Allah´ım! Sesini, bana duyurdun, imdadıma da, yetiş! Yetişmezsen, ben de, yanımdaki yavrum da, helak olup gideceğiz!" diye yalvarınca.     [54], 

Zemzem kuyusunun bulunduğu yerde bir Melek Cebrail (aleyhisselâm) göründü.     

(Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.)      [55]

Cebrail (aleyhisselâm); Hazret-i  Hâcer´e: 

"Sen, kim´sin?" diye sordu. 

Hazret-i  Hâcer:

"Ben, İbrahim (aleyhisselâm)' ın, buraya bıraktığı zevcesiyim, oradaki de, oğlumdur!" dedi.

Cebrail (aleyhisselâm):

"İbrahim, sizleri, kime ısmarladı?" diye sordu.

Hazret-i  Hâcer:

"Bizi, Yüce Allah´a ısmarladı." dedi.

Cebrail (aleyhisselâm):

"O, sizi, en şerefli, en keremli ve yeterli Rabb´e, ısmarlamış!" dedi. [56] 

ve aya­ğının ökçesiyle yeri eşince, su, kaynamağa başladı! Hazret-i  Hâcer, bir yandan, boşa akmasın diye suyu, havuz gibi toprakla çevirip gö­let yapmaktan geri durmuyor, bir yandan da, kırbasını doldurmağa devam ediyordu. Su ise, avuç avuç alındıkça, yerden kaynayıp duruyordu. 

(Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih c.1,s.13O, 131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâil C.1.S.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 155.)        [57]

Peygamberimiz Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

"Allah, İsmail´in Annesi Hâcer´e rahmet eylesin! Eğer, o, Zemzem´i, kendi haline bıraksaydı da, suyu, avuçlamasaydı, muhakkak ki, Zemzem, akar bir kaynak olurdu!" buyurmuştur.    

(Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1 ,s.253, Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih c.1 ,s.131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155)     [58]

Hazret-i  Hâcer, bu sudan içti. Sütü gelip çocuğunu, emzirdi.   

(Buharî-Sahih c.4,s. 114, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155)      [59]

Melek, Hazret-i  Hâcer´e:

"Zayi ve helak oluruz diye sakın, korkmayınız! İşte, şurası, Beytullâh´ın yeridir. O Beyt´i, bu çocukla Babası yapacaktır! Muhakkak ki, Allah, o işin ehlini zayi etmez!" dedi.    

(Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.155)      [60]

Cürhümîlerin Gelip Hazret-i  Hâcer'e Komşu Olmaları:

Hazret-i  Hâcer, orada yaşayıp durduğu sırada, bir gün, Şam taraflarından.    [61], 

Cürhümîlerden bir cemâat, Kedâ yoluyla Mekke´nin alt tarafına gelmişler, oraya, bir kuşun gelip gittiğini görmüşlerdi. Kendi kendilerine:

"Her halde, bu kuş, bir suyun başında döner dolaşır. Halbuki, biz, bu vadide su, bulunmadığını biliyorduk" dediler.

İşin, iç yüzünü anlamak için, ayağına çevik bir veya iki kişi gönderdiler. Bunlar, orada, su bulunduğunu anlayınca, dönüp gittiler, cemaatlarına haber verdiler. Bunun üzerine, Cürhümîler, kalkıp oraya geldiler. Cürhümîler, geldiği sırada, İsmail (aleyhisselâm)' ın annesi Hazret-i  Hâcer, suyun ba­şında bulunuyordu.   

(Buharî-Sahih c.4,s.114-115, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155)   [62]

Cürhümîler, Hazret-i  Hâcer´e selâm verdiler. O da, selâmlarına, mukabele etti.

Cürhümîler:

"Bu su, kimindir?" diye sordular.

Hazret-i  Hâcer:

"Benimdir!" dedi.   [63].

Cürhümîler:

"Bizim de, gelip şuraya, senin çevrene konmamıza izin verir misin?" diye sordular.    

(Buharî-Sahih c.4,s.115, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.)    [64]

Hazret-i  Hâcer:

"Şu su üzerinde, sizin için bir mâlikiyet hakkı ve iddiası bulunmamak şartıyla, Evet! konabilirsiniz!" dedi.

Cürhümîler:

"Olur!" dediler.

Görüşecek, konuşacak insanlara muhtaç bulunduğu bir sırada, Cürhümîlerin bu gelişi, Hazret-i  Hâcer´in arzusuna uygun düştü. Cürhümîler, oralara konup ev halklarına haber saldılar. Onlar da, gelip birlikte kondular, ev, bark sahibi oldular.      

(Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.)[65]

Cürhümîler, büyük ağaçların altına yerleştiler, ağaçların üzerine gölgelik, çatı yaptılar. Anne oğul, onun altında onlarla birlikte oturdular.   [66] 

Mekke´nin ilk sakinleri, böylece, Cürhümîler, oldu. [67].

ismail (aleyhisselâm), artık, büyüyüp duruyor, Cürhümîlerin, çok hoşuna gidiyordu.    [68]

İsmail (aleyhisselâm)' ın Kurban edilişi Ve Bıçağın Onu Kesmeyişi:

İsmail (aleyhisselâm) Cürhümîler arasında geçen uzun yıllar sonrasında koşma, oynama çağına gelmişti. Babası İbrahim (aleyhisselâm) Filistin’den gelmiş, kavuşmanın heyecanıyla birbirlerine sarılmışlar ve hasret gidermişlerdi. Bu yıllar İbrahim’in (aleyhisselâm)' ın zor yıllarıydı. Ciğerparesi, duasının meyvesi İsmail’inden ve iman âbidesi, tevekkül incisi Hacer’inden uzaklardaydı. Ama bütün bunlar ilâhî bir imtihandan başka bir şey değildi. Dünya kulluk dünyası, hayat tamamen imtihandı. Kendileri en güzel örnek olan İbrahim (aleyhisselâm) ve beraberindekilerin yaşayarak bizlere gösterdikleri Allah’a kulluktu. Allah’ın dostları en ağır sınavlardan geçiyordu. 

İbrahim (aleyhisselâm); Hazret-i  Hâcer ile İsmail (aleyhisselâm)' ı görmek istediği zaman, sabahleyin, Şam´dan, Burak´a biner, gün ortasında Mekke´ye gelir. O gün, Mek­ke´den kalkar, geceyi, Şam´daki ailesi yanında geçirirdi.    [69]

İsmail (aleyhisselâm), 7 yaşına bastığı sıralarda, İbrahim (aleyhisselâm), Şam´­daki evinde uyurken, rüyasında, oğlu İsmail (aleyhisselâm)' ı, kurban ettiğini görmüştü.

Peygamberlerin rüyaları diğer insanların rüyalarına benzemez. Çünkü onların rüyaları apaçık gerçeklerin ifadesi olan bir tür vahiydir. Konuyla ilgili, 

Peygamber Efendimiz Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: 

“Peygamberlerin gözleri uyur, fakat kalpleri uyumaz.”

(Buhârî, Tevhid 37)

Hemen Burak´a binip Mekke´ye geldi. Onu, annesinin yanında buldu.     [70] 

İsmail (aleyhisselâm)' a:

"Oğulcuğum! Bir ip ve büyük bir bıçak al. Sonra, şu vadiye gidelim de ev hal­kına odun toplayalım" dedi.

Rabb´inin, kendisine emrettiği şeyden hiç bahsetmedi.      [71]

Baba Oğul Şıb Vadisine doğru yöneldikleri zaman, şeytan, bir adam suretine girip, Allah´ın emrini yerine getirmekten vaz geçirmek için, İbrahim (aleyhisselâm)' ın yolunu kesti:

"Ey ihtiyar! Nereye gidiyor ve ne yapmak istiyorsun?" diye sordu.

İbrahim (aleyhisselâm):

"Şu vadiye gidip oradaki bir işimi görmek istiyorum!" dedi.

Şeytan:

"Sen, her halde, İsmail´i boğazlamak istiyorsun!?" dedi.

İbrahim (aleyhisselâm):

"Sen, hiç bir babanın, çocuğunu boğazladığını gördün mü?" diye sordu.

Şeytan:

"Evet, O baba, sensin!" dedi.

İbrahim (aleyhisselâm):

"Ben, çocuğumu, ne için boğazlayacak mışım?" diye sordu. [72]

Şeytan:

"Sen, bunu, Allâh'ın, sana emrettiğini sanıyor ve söylüyorsun!" dedi.

İbrahim (aleyhisselâm):

"Eğer, Allah, bunu, yapmamı, bana emretti ise, Allah´a boyun eğip onun emri­ni yerine getirmeyi, uygun bulurum!" dedi.     [73]

Şeytan:

"Vallahi, sanıyorum ki: Şeytan, rüyanda, sana gelip şu oğlunu, boğazlamanı, emretmiştir. Sen, onu boğazlamağa gidiyorsun!" deyince, 

İbrahim (aleyhisselâm), onun, şey­tan olduğunu anladı:

"Ey Allah düşmanı! Vallahi, ben, Allah´ın emrini, o vadide mutlaka yerine getireceğim!" dedi.

Şeytan, İbrahim (aleyhisselâm)' dan ümidini kesince, İbrahim (aleyhisselâm)' ın ar­dasında ip ve bıçak taşıyan İsmail (aleyhisselâm)' ın önünü kesti. 

Ona:

"Ey çocuk! Baban, seni, nereye götürüyor biliyor musun?" diye sordu.

İsmail (aleyhisselâm):

"Ev halkımıza, şu vadiden odun toplayacağız!" dedi. 

Şeytan:

"Vallahi, baban, seni, boğazlamak istiyor.   [74], 

boğazlamağa götürüyor!" dedi.     [75]

İsmail (aleyhisselâm):

"O, beni, ne için boğazlayacak?   [76]

Sen, bir babanın, çocuğunu boğazladığını gördün mü?!" diye sordu.

Şeytan:

"İşte, o baba, budur!" dedi.

İsmail (aleyhisselâm):

"Babam, beni, ne için boğazlayacakmış?" diye sordu.      [77] 

Şeytan:

"Rabb´inin, bunu, kendisine, emrettiğini sanıyor!" dedi. 

İsmail (aleyhisselâm)

"O, Rabb´inin, kendisine, emrettiği şeyi yapsın!     [78]

Onun, her nerede olsa, Rabb´ine boyun eğmesi, Rabb´inin buyruğunu, yerine getirmesi, daha iyidir!       [79] 

Ben de, emri dinler ve ona, boyun eğerim!" dedi.

Şeytan, İsmail (aleyhisselâm)' ın da, kendisini dinlemekten kaçındığını görünce, hemen, onun annesine gitti.

Hazret-i  Hâcer, o sırada evinde bulunuyordu.     [80] 

Ona:

"Ey İsmail'in annesi! İbrahim'in, İsmail´i nereye götürdüğünü biliyormusun?" diye sordu.

Hazret-i Hâcer:

"Şu vadiden, bize odun toplamağa götürdü" dedi.

Şeytan:

"O, İsmail´i, ancak, boğazlamak için, götürdü!" dedi.    [81]

Hazret-i  Hâcer:

"Bir baba'nın, çocuğunu, boğazlaya bileceğini, nasıl düşünebiliyorsun?!      [82]

Hayır! Öyle değildir. O, oğluna karşı, çok şefkatlidir!" dedi.     [83]

Şeytan:

"O, bunu, Allah´ın, kendisine emrettiğini söylüyor ve sanıyor!" dedi.     [84]

Hazret-i  Hâcer:

"Eğer, Rabb´i, bunu, emretti ise, Allah´ın emrine boyun eğmek gerekir!     [85]

Her nerede olsa, onun, Allah´a boyun eğmesi, Allah´ın buyruğunu yerine ge­tirmesi, daha iyidir!" dedi.      [86]

Şeytan, İbrahim (aleyhisselâm)' a ve onun ev halkına bir şey yapamadığına kızgın bir halde, geri döndü.

Hepsi de, Allâh'ın buyruğunu dinlemek ve ona boyun eğmekte birleştiler.     [87] 

İbrahim (aleyhisselâm), Sebîr vadisinde, oğlu ile başbaşa kalınca, ona:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪ٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ

Çocuk onunla beraber iş yapıp koşuşturma çağına erişince, dedi ki: “Oğulcuğum! Rüyamda seni kestiğimi görüyorum. Sen ne düşünürsün (bu konuda)?” (İsmâîl) dedi ki: “Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”‎

‎(Saffât:  37/102)     [88]

İsmail (aleyhisselam)

"Allah´ın emrine boyun eğ! Her iyilik, Rabb´inin emrine boyun eğmektedir!" dedikten sonra, "Sen, bunu, anneme bildirdin mi?" diye sordu.

İbrahim (aleyhisselâm):

"Hayır! Bildirmedim!" dedi.

İsmail (aleyhisselam)

"Bildirmediğine, iyi ettin" dedi.   [89] 

Sonra da:

"Babacığım! boğazlamak istediğin zaman, beni, iple sıkıca bağla ki benden, sana karşı, bir şey isabet edip de, ecrim eksilmesin! Çünkü, ölüm, çok çetin ve zordur. Bıçağın, tenime dokunduğunu hissedince,
çırpınmayacağımdan emîn değilim! Bıçağını, iyice bileyip keskinleştir ve boğazıma, hemen çalıver ki, beni çabuk öldürsün! Rahata, kavuştursun! Hem, sen, beni, boğazlamak için, yatıracağın zaman, yüzü koyun yatır, alnı yere getir. Yanımın üzerine, yatırma. Çünkü, yüzüme bakınca, rıkkata gelip te, benim hakkımda Allah´ın, sana emrettiği şeyi yerine getirmene engel olabileceğinden korkarım! Eğer, gömleğimi, anneme götürüp vermeyi uygun görürsen, öyle yap! Belki, bu, onun için, bir teselli olur, gönlünü, onunla eğler!"   dedi. 

İbrahim (aleyhisselâm):

"Oğulcağızım! Sen, bana, Allah´ın emrettiği şey hakkında ne güzel yardımda bulundun!" dedi

ve onu, istediği gibi, sımsıkı bağladı. Bıçağı, iyice biledi. Sonra, onu, yüzü koyun yatırdı! Yüzüne, bakmaktan sakındı. 

İbrahim (aleyhisselâm), bıçağı, İsmail (aleyhisselâm)' ın boğazına bastırınca.   [90], 

sanki, bıçak, bakır bir levha ile karşılaştı! Büyük bıçağın ağzı, İsmail (aleyhisselam)' ın boğazını kesmedi!

ibrahim (aleyhisselâm), bileği taşıyle iki veya üç kerre biledi. Fakat, her defasında da, kestirmeğe muvaffak olamadı.

"Her halde, bu iş, Allâh´dandır!" dedi.      [91]

ibrahim (aleyhisselâm)' ın elindeki bıçağın ağzı, tersine dönmüştü.   [92] 

İbrahim (aleyhisselâm)' ın ve İsmail (aleyhisselâm)' ın bu samimi teslimiyetleri ve itaatleri Rabbimiz tarafından kabul gördü. Ve onlara şöyle seslenildi: 

(Saffât: 37/103 - 106)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ

"‎İkisi de (Allah’ın emrine) teslim olup (İsmâîl’i) alnı üzere yere yatırınca,‎"

‎(Saffât:  37/103) 

‎ وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ

Ona: “Ey İbrâhîm!” diye seslendik.‎

‎(Saffât:  37/104) 

 ‎ قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

“(Bu davranışınla) rüyayı tasdik etmiş oldun. Şüphesiz ki biz, muhsinleri/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları böyle mükâfatlandırırız.”‎

‎(Saffât:  37/105) 

 ‎ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُ۬ا الْمُب۪ينُ

Şüphesiz bu, apaçık bir imtihandı.‎

‎(Saffât:  37/106) 

"Ey İbrahim! Rüyana, sadâkat gösterdin! işte, sana, oğlunun yerine boğazlayacağın kurbanlık! Boğazla onu!" buyruldu.    [93] 

ibrahim (aleyhisselâm), doğrulup bakınca, Cebrail (aleyhisselâm)' ın yanında, iri boynuzlu bir koçun.  [93] 

veya önünde iri bir dağ tekesinin dikilip durduğunu gördü.

"Kalk yavrucuğum! Sana, bir Fidye indi!" dedi.

O teke´yi, orada, Mina´da kurban etti.   [95]

Bu teke´nin, Sebîr dağından inip geldiği rivayet edildiği gibi, iri boynuzlu, gü­zel bir koç olduğu da, rivayet edilir.      [96]

Her ikisi de Allah’ın bu teslimiyet imtihanını kazanmış oldular. Buna karşılık Allah onlara katından Cebrail (aleyhisselâm) ile bir kurban gönderdi… 

(Saffât:  37/107 - 111)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظ۪يمٍ

"‎Biz (İsmâîl’in yerine), büyük bir kurbanlığı fidye olarak verdik.‎"

‎(Saffât:  37/107) 

 ‎ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ

‎"Sonradan gelecekler arasında (hayırla yâd edilmesi için ona güzel bir nam) bıraktık.‎"

‎(Saffât:  37/108) 

 ‎ سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ

Selam olsun İbrâhîm’e.‎

‎(Saffât:  37/109) 

 ‎ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

"‎Biz, muhsinleri/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları böyle mükâfatlandırırız işte.‎"

‎(Saffât:  37/110) 

 ‎اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ

"‎Şüphesiz ki o, iman eden kullarımızdandı.‎"

‎(Saffât:  37/111) 

Sevgili Peygamberimiz Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), atası İsmail (aleyhisselâm)' ın ve babası Hazret-i  Abdullah’ın

Peygamber Efendimizin babası Hazret-i  Abdullah, Abdülmuttalip’in bir adağı üzerine kurban edilmek istenmişse de, araya girenler ve bir kâhinin yol göstermesiyle yüz deve kurban edilerek ölümden kurtulmuş; bu olaydan hemen sonra da Hazret-i  Âmine ile evlenmiştir. 

(Olayın tafsilatı için bkz.: İbn İshâk, Siyer, thk. M. Hamidullah, Konya 1981/1401, 19 ve 20. Sayfalar ; İbn Hişâm, es-Siretü’n-Nebeviyye, thk. Süheyl Zekkâr, (I –II), Beyrut 1992/1412, I, 107, 108. Sayfalar)

Allah yolunda kurban olmaya âmâde oluşlarını: 

“Ben iki kurbanlığın oğluyum”

(Hâkim, el-Müstedrek, 2/609, No: 4048)

buyurmak sûretiyle yâdetmiştir. Böylece hem  Kurbanlık Hazret-i  Abdullah  ve İsmail (aleyhisselâm)' ın soyundan geldiği bu mübarek insanlar üzerinden gerçek bir kul duruşunu hatırlatmış; hem de Kendisinin de gerektiğinde ataları gibi Allah yolunda bütün varlığını feda etmekten çekinmeyeceğini ihsâs ettirmiştir.

İbrahim (aleyhisselâm) ile İsmail (aleyhisselâm)' ın namı bize kadar gelmiştir ve kıyamete kadar da devam edecektir. 

Hazret-i  Ebû Muhammed Ka’b bin Ucre (radıyallahu anhümâ) şöyle anlatır: 

“Bir gün Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yanımıza gelmişti. Kendisine: 

“Ya Rasûlallah! Sana nasıl selam vereceğimizi öğrendik, ancak sana nasıl salâvat getireceğiz?” diye sorduk. 

O da şöyle cevap verdi: 

“Allahım! İbrahim’e ve âline salât ettiğin gibi Muhammed’e ve âline de salât et. Allahım! İbrahim’e ve âline hayır ve bereket lütfettiğin gibi Muhammed’e ve âline de hayır ve bereket ihsan et. Şüphesiz övülmeye layık olan sensin ve yücesin!” deyiniz.

(Buhârî, Deavât 32; Tirmizî,  Vitr 20)

İsmail (aleyhisselâm)' ın Allah yolunda kurban edilmeyi, İbrahim (aleyhisselâm)' da canından çok sevdiği oğlunu kurban etmeyi tereddütsüz kabullenişi, onların Allah’a olan eşsiz itaatlerini göstermesi yanında; İsmail (aleyhisselâm) hem Allah’ın emrine hem de babasına teslimiyetini de gösteren çok güzel bir örnektir. O günden kıyamete kadar kurban ibadeti ile bu büyük itaat ve teslimiyet eylemi dâima beraber yâd edilecektir.

İsmail (aleyhisselâm)' a, Allah tarafından Fidye olarak gönderilip kurban edilen koçun iki boynuzu, Kâbe´de, uzun zaman asılı durmuş ve Kâbe´nin Abdullah b.  Zübeyr ve Haccac zamanında yanması üzerine, o da, yanmıştır.

Rivayete göre: Koçun kuru başı, Kâbe Oluğunun yanında asılı bulu­nuyordu.    [97]

Ebüttufeyl ile Şa´bî de, Kâbe´de iki boynuzu gördüklerini söylemişlerdir.    [98]

Peygamberimiz Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' de, Mekke'nin fethinde, Kâbe Anahtarcısı Osman b. Talha´yı çağırıp ona:

"Beytullâha girdiğimde, Beytullahda, iki koç boynuzu gördüm. Onların setrini emretmeyi unuttum. Onları, setr ve görünmez et! Çünkü, Beytullah´da namaz kılanı, meşgul eden şeyin bulunması yaraşmaz." buyurmuştur.     [99]

Bu boynuz, İbrahim (aleyhisselam)' ın oğluna feda edilmiş olan koça aid olup Ab­dullah b. Zübeyr, Kâbe'yi yeniden yaptırmak üzere yıktığı zaman, onu, Kâbe'nin duvarında bulmuştu.

Kırmızı çamurla sıvanmış bulunan bu boynuzlara eliyle dokununca, onlar, ufanmış, gitmişlerdir.      [100]

Hadîs´in Râvîlerinden Süfyan:

"Bu koç boynuzları, Beytullâh yanıncaya kadar, Beytullâh´ın içinde buluna geldi. Yangında, onlar da, yandı." demiştir.     [101]

Kurban Hâdisesinin Kur´ân-ı Kerimdeki Açıklaması:

Kurban edilme hâdisesi, Kur´ân-ı Kerim´de şöyle açıklanır:

(Saffât:  37/100-113)' de

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنَ الصَّالِح۪ينَ

“Rabbim, bana salihlerden (bir evlat) ver.”‎

‎(Saffât:  37/100) 

 ‎ فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ

"‎Biz onu, halim (yumuşak huylu) bir çocukla müjdeledik.‎"

‎(Saffât:  37/101) 

 ‎ فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪ٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ

"‎Çocuk onunla beraber iş yapıp koşuşturma çağına erişince, dedi ki: “Oğulcuğum! Rüyamda seni kestiğimi görüyorum. Sen ne düşünürsün (bu konuda)?” (İsmâîl) dedi ki: “Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”‎

‎(Saffât:  37/102) 

 ‎فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ

"‎İkisi de (Allah’ın emrine) teslim olup (İsmâîl’i) alnı üzere yere yatırınca,‎"

‎(Saffât:  37/103) 

 ‎ وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ

Ona: “Ey İbrâhîm!” diye seslendik.‎

‎(Saffât:  37/104) 

 ‎ قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

‎“(Bu davranışınla) rüyayı tasdik etmiş oldun. Şüphesiz ki biz, muhsinleri/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları böyle mükâfatlandırırız.”‎

‎(Saffât:  37/105) 

 ‎ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُ۬ا الْمُب۪ينُ

"‎Şüphesiz bu, apaçık bir imtihandı.‎"

‎(Saffât:  37/106) 

 ‎ وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظ۪يمٍ

"‎Biz (İsmâîl’in yerine), büyük bir kurbanlığı fidye olarak verdik.‎"

‎(Saffât:  37/107) 

 ‎ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ

"‎Sonradan gelecekler arasında (hayırla yâd edilmesi için ona güzel bir nam) bıraktık.‎"

‎(Saffât:  37/108) 

 ‎ سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ

"‎Selam olsun İbrâhîm’e.‎"

‎(Saffât:  37/109) 

 ‎ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

"‎Biz, muhsinleri/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları böyle mükâfatlandırırız işte.‎"

‎(Saffât:  37/110) 

 ‎اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ

"‎Şüphesiz ki o, iman eden kullarımızdandı.‎"

‎(Saffât:  37/111) 

 ‎ وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ

"‎Ona, salihlerden bir nebi olarak İshâk’ı müjdeledik.‎"

‎(Saffât:  37/112) 

‎ وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ مُب۪ينٌ۟

"‎Onun ve İshâk’ın üzerine bereket kıldık. İkisinin soyundan muhsin olan/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışan da vardır. Apaçık bir şekilde nefsine zulmeden de.‎"

‎(Saffât:  37/113)    [102]

Kurban Edilme Hâdisesinin Yahudilerce İshak (aleyhisselâm)' a Mal Edilmek İstenilmesinin Sebebi:

Halîfe Ömer b. Abdul´aziz (vefatı: 101 Hicrî), Müslüman olan bir Yahudî bilgi­cini, Şam´da huzuruna davet edip kendisine:

İbrahim (aleyhisselâm)' a, iki oğlundan, hangisini kurban etmesi emrolunmuş?" diye sormuştu.

O da:

"İsmail´i! Vallahi, ey Mü´minler Emîri! Bunu, Yahudîler de, bilirler. Fakat, onlar, siz Arap cemâatini kıskanırlar: Babanız İsmail´in kurban edilmesi Hakkındaki İlâhi emre boyun eğişi ve sabredişi faziletinin Allah tarafından anılışını çekemezler de, kurban emrinin, onun hakkında verilmediğini iddia eder­ler ve kendilerinin babaları İshak olduğu için, bu husustaki emrin, İshak hakkında verildiğini ileri sürerler." dedi.     [103]

Ahd-i Atîk adıyla anılan ve Yahudilerle Hıristiyanlarca Mukaddes sayılan kitap­ta, her ne kadar, İbrahim (aleyhisselâm)' ın, oğlu İsmail (aleyhisselâm)' ı değil, İshak (aleyhisselâm)' ı kurban etmek istediği kaydedilmekte ise de, Ahd-ı Atîk metinleri üzerinde durulunca, bunun, sonradan bu şekle sokulduğu anlaşılır.

Yine aynı fıkrada Kurban mahalli olarak Meriya sözü zikredilmektedir. 

Peygamberimiz Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

"Mekke´nin bütün caddeleri, yollar ve Mina´nın her tarafı kurban kesme yeridir" buyurduğu gibi.  [104], 

Umre kurban'ı için de:

"İşte, burası, kesim yeri!" buyurarak Merve tepeciğini göstermiştir.     [105] 

Asmaî (122-213 Hicrî), der ki:

"Ebû Amr b. Alâ´dan (70-154), Kurbanlığın İsmâil´mi, yoksa, İshak mı? olduğu­nu, sordum.

Bana: (Ey Asmaî! Senin aklın nerede ?) İshak, ne zaman Mekke´de bulundu ki ? Mekke´de bulunan, ancak, İsmail´di ve babası ile birlikte Beytullâh´ı yapan da, O, idi. Kurban kesim yeri de, Mekke'dedir. dedi."       [106]

İsmail (aleyhisselâm)' ın Ok Atıcılığı, Avcılığı:

İsmail (aleyhisselâm); Cürhümîlerin çocukları ile büyümüş, onlardan, ok atmayı da, öğrenmişti.      [107]

Yiğitlik çağına bastığı zaman, Allah, ona, Arap Yay´ını verdi. Onunla, ok atar, attığını, vururdu.   [108]

Eşlem kabilesinden bir cemâat, yarış için ok atışırken, Peygamberimiz Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), yanlarına varıp onlara:

"Ey İsmail oğullan! Ok atınız! Sizin Atanız da, mahir bir ok atıcı idi!" buyurmuştur.   [109]

Cürhümîler, Mekke´de, av etiyle geçinirlerdi.

Bunun için, Mekke Hareminin dışına çıkarak avlanırlardı. İsmail (aleyhisselâm) da, onlarla birlikte çıkar, avlanırdı.     [110]

Kendisi; av avlamağa, av silahiyle seğirtmeğe, sıçramağa, yarıp yırtmağa, par­çalamağa, öldürmeğe, avları, okla vurup düşürmeğe çok düşkündü.     [111]

İsmail (aleyhisselâm)' ın Davarcılığı:

Cürhümîler, Mekke´ye gelip yerleştikleri zaman, İsmail (aleyhisselâm)´ a yedi tane dişi keçi vermişlerdi ki, İsmail (aleyhisselâm)' ın ilk malı, bu olmuştur.     [112]

İsmail (aleyhisselâm)' ın davarları, Haremin sınırları içinde yayılırlar, Harem sı­nırlarını, aşmazlardı. Yayıla yayıla her taraftan Harem sınırlarına kadar varırlar, oradan topluca geri dönerlerdi.     [113]

İsmail (aleyhisselâm)' ın Atçılığı Ve Ata Biniciliği:

İsmail (aleyhisselâm); ok atıcılıkta olduğu gibi, ata binicilikte de, çok mahirdi. Yabanî atları yakalayıp ehlîleştiren ve onlara binen ilk insandı.

Ondan önce, vahşî hayvanlara binilmez ve binilemezdi.    [114] 

Yüce Allah, ona, denizden yüz at çıkarıp sevk etmişti. Ehlîleştirdiği atlar, geceleri, kendi başlarına, istedikleri gibi yayılırlar, sonra, Al­lah, onları, ona doğru sürer, atlar, İsmail (aleyhisselâm)' ın kapısının önünde sa­bahlarlardı.

Kendisi ve oğulları, tutup üzerine binmedik at bırakmamışlardı.    [115]

Peygamberimiz Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

"At. edininiz! Onu, mîras olarak alınız ve mîras olarak bırakınız! Çünkü. bu. size, Babanız İsmail´in mirasıdır!" buyurmuştur.    [116]

İsmail (aleyhisselâm)' ın Sünnet Oluşu Ve Arapça Öğrenişi:

Rivayete göre  İsmail (aleyhisselâm), 13  yaşında iken Sünnet oldu.     [117] 

Cürhümîlerden, Arapcayı öğrendi.  

(Buharî-Sahih c.4,s.115, ibn.Kuteybe-Maarif s.16, Belazürî-Ensab. c.1,s.6, Ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.)     [118]

Arapçayı öğrendiği zaman, 13  yaşında olup İbrahim (aleyhisselâm)' ın oğulla­rından Hicaz´da Arapça konuşan.    [119], 

dili, açık ve düzgün Arapçaya döndürülen, ilk kimse idi.

Peygamberimiz Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' e

Sahâbîleri:

"Yâ Resûlallâh! Sen, bizim dilce, en fasâhatlımız ve ifâdece, en açık ifadeli­miz nasıl oldun?" diye sormuşlardı.

Peygamberimiz Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

"Arapça, bozulmağa yüz tutunca, Cebrail (aleyhisselâm), Babam İsmail (aleyhisselâm)' ın lügatini, kendisinin konuştuğu gibi yepyeni ve taze olarak getirip bana telkin etti."  buyurmuştur.      [120]

Âdem (aleyhisselâm) ile Şit (Şîs), İdris ve Nuh (aleyhisselâm)' ların dilleri Süryanca idi.    [121] 

Tufandan sonra, Bâbil´de toplanmış olan insanlar da, Süryanca konuşurlardı.    [122] 

İbrahim (aleyhisselâm) ise, Kûsa´dan ayrılıp Fırattan geçince, Yüce Allah tarafından, İbranca konuşmağa başlamıştı.    [123]

İsmail (aleyhisselâm)' ın Gençliği:

Rivayete göre, İsmail (aleyhisselâm),  Cürhümîler arasında gelişip büyüdükçe dikkatleri üzerine çekecek kadar güzelleşti. O onların arasında Arapçayı, ok atmayı, ata binmeyi ve avlanmayı çok iyi öğrenmişti. İsmail (aleyhisselâm)  uzun boylu, güzel yüzlü, kırmızımsı tenli, kalın boyunlu, geniş omuzlu, elleri ve ayakları uzun, güçlü ve kuvvetliydi.

(Kâmil Miras, Ahmed Naim, Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, c.: VI, Shf.:22)

Bir gün Allah’ın Rasûlü ashabının ok attıklarını görünce onları harbe şöyle teşvik etmişlerdi: 

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Ey İsmailoğulları! Ok atınız! Sizin atanız İsmail de iyi bir ok atıcısı idi.”

(Buhârî Cihâd 75, Enbiyâ 12)

Diğer Peygamberler gibi çobanlık da yapan İsmail  (aleyhisselâm) ayrıca vahşi atları ehlileştiren birisi olarak biliniyordu.

İsmail (aleyhisselâm)' ın Evlenişi Ve Hazret-i  Hâcer´in Vefatı:

İsmail (aleyhisselâm), Erginlik çağına basmıştı. [396]

Mekke çevresinde oturan Imlaklardan bir kızla evlendi. İsmail (aleyhisselâm)' ın, ondan, çocuğu olmadı.     [124]

Kadın, Sa´d´in kızı Cedda.    [125] 

veya Saîd b. Üsâme´nin kızı Umâre idi.    [126]

Rivayete göre  İsmail (aleyhisselâm)20  yaşında iken, annesi Hazret-i  Hâcer, vefat etti. O zaman, Hazret-i  Hâcer,  90 yaşlarında idi. İsmail (aleyhisselâm), annesini, (bu gün, Kâbe´nin bitişiğinde yarım dâire şek­linde bir duvarla çevrili) Hicr diye anılan mübarek yere gömdü.  [127]

İbrahim (aleyhisselâm)' ın Oğlunu Ve Ailesini Görmeye Gelişi:

Bu sırada İbrahim (aleyhisselâm), Hazret-i  Hâcer ile oğlunu gidip görmek için, zev­cesi Hazret-i  Sâre´den izin istedi. O da, Hazret-i  Hâcer´in evine inip kalmamak şartıyla izin verince, İbrahim (aleyhis­selâm), Mekke´ye geldi.     [128]

İbrahim (aleyhisselâm), Mekke´ye geldiği zaman, İsmail (aleyhisselâm), Umâre adındaki kadınla evli.    [129], 

Hazret-i  Hâcer de, vefat etmiş bulunuyordu. 

(Buharî-Sahih c.4,s.115, Sâlebî-Arais s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.)    [130].

İbrahim (aleyhisselâm), İsmail (aleyhisselâm)' ın evini, sordu. Gösterdiler. İsmail (aleyhisselâm)' ı, evinde bulamadı.     [131]

İsmail (aleyhisselâm)  Cürhümü kabilesinden bir kızla evlenmişti.

İsmail (aleyhisselâm)' ın karısına selâm verdi.

"İsmail, nerede?" 

(Buharî-Sahih C.4.S.115,117.)      [132] 

"Sahibin, nerede?" diye sordu.

Umâre:

"Buralarda yok! Avlanmağa gitti.    [133]

Bizim için, rızık aramağa, avlanmağa çıktı." dedi. 

(Buharî-Sahih c.4,s.115,117.)     [134]

İsmail (aleyhisselâm), Harem sınırının dışına çıkar, avlandıktan sonra, dönerdi.    [135]

Rivayete göre:
Umâre, kaba, katı, kötü huylu bir kadındı.    [136]

İbrahim (aleyhisselâm), ona:

"Evinde konukluk var mı? Yiyecek, içecek var mı?" diye sordu.

Umâre:

"Yanımda, ne bir şey, ne de, bir Kimsem var!" dedi.     [137]

İbrahim (aleyhisselâm):

"Geçiminiz, durumunuz nasıldır?" diye sordu. 

Umâre:

"Biz, çok kötü bir durumdayız. Son derecede darlık ve sıkıntı içindeyiz!" diyerek şikâyetlendi.

onun Allah’a karşı şükürsüzlük ve kocasına karşı nankörlük kokan sözlerinden hoşlanmamıştı.

İbrahim (aleyhisselâm):

"Kocan, gelince, ona, benden selâm söyle!   

(Buharî-Sahih c.4,s.115, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.324, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s. 104)       [138]

Buraya, bir ihtiyar, geldi. Kendisinin sıfatı: şöyle şöyledir.

Bunun üzerine ona, kocası eve dönünce, 

“evinin eşiğini değiştirmesi” mesajını iletmesini söyleyerek

O, sana: 

Ben, senin kapının eşiğine razı değilim!     [139] 

Kapısının eşiğini, değiş­tirsin! diyor, de!" dedi.   

(Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1 ,s.132, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delailünnübüvve v.1,s.324, Ibn.Esır-Kâmil c.1,s.104.)      [140]

Dönüp Şam´a gitti.     [141]

İsmail (aleyhisselâm)' ın, evine gelince, ailesine:

"Benden sonra, size bir gelen oldu mu?" diye sormak âdet idi.     [142]

İsmail (aleyhisselâm), eve gelince.   
(Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.131, Salebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.)  [143]

bir şeyler, sezdi.    

(Buharî-Sahih c.4,s.115.)    [144]

Babasının kokusunu aldı,     [145] 

da, karısına: "Sana, bir kimse geldi mi?" diye sordu.

Umâre:

"Evet! Bir ihtiyar geldi ki, şöyle şöyle idi."    

(Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325, Ibn.Esır-Kâmil c.1,s. 104 .)      [146] 

diyerek İbrahim (aleyhisselâm)' ın hal ve şanını istihfaf (küçümseme) eder bir tavırla anlattı.     [147]

"Seni, sordu. Haber verdim. Geçimimizin nasıl olduğunu, sordu. Çok darlık ve sıkıntı içinde bulunduğumuzu, haber verdim." dedi.

İsmail (aleyhisselâm):

"Sana, bir şey vasiyyet, bir söz tevdi etti mi?   

(Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-delailünnübüvve c.1,s.325.)      [148] 

Sana, ne söyledi?" diye sordu.    [149]

Umâre:

Evet! âfnai Selâm söy|ememi ve (Kapının eşiğini, değiştir!" dememi bana emretti.     

(Buharî-Sahih c.1,s.115, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325.)      [150]

"Kocana, selâm söyle! Kendisine, kapısının eşiğini değiştirsin de!" dedi.     [151] 

İsmail (aleyhisselâm):

"İşte, o, benim Babamdır. Senden ayrılmamı, bana, emretmiştir.    

(Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325.)      [152] 

Sen, benim evimin eşiğisin!"     [153]

diyerek Umâre´yi. boşadı.    

(Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.132, Salebi s.83, Beyhakî s.325, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.104.)       [154]. 

Umâre´yi, babasının evine gönderdi.    [155]

İsmail (aleyhisselâm)' ın Tekrar Evlenişi:

Rivayete göre  İbrahim (aleyhisselâm), İsmail (aleyhisselâm)' ı görmeğe geldiğinde, Araplardan Mudad b. Amr. Cürhümîlerin, açık ve güzel Arapça konuştuklarını, İsmail (aleyhisselam)' ın da, onların dilini öğrendiğini görüp onlardan bir kızla evlenmesini, oğuna, emir ve tavsiye etti.     [156]

Bunun üzerine, İsmail (aleyhisselâm), Mudad b. Amr´ın kızını görüp beğendi ve babasından istedi.     [157] 

Onunla, evlendi.    [158]

Kızın ismi Rale.    [159] 

veya Seyyide.   [160] 

olup kendisi, güler yüzlü, tatlı dilli, güzel huylu ve nezaketli bir kadındı.      [161]

İbrahim (aleyhisselâm) bir zaman sonra tekrar İsmail’i (aleyhisselâm)' ı ziyarete geldiğinde yine onu evde bulamamıştı. Bu arada İsmail (aleyhisselâm) Cürhüm kabilesi liderlerinden Amr oğlu Mudad’ın kızıyla evlenmişti. 

İbrahim (aleyhisselâm)' ın Mekke´ye Tekrar Gelişi:

İbrahim (aleyhisselâm); Yüce Allah´ın dilediği kadar Şam´da oturduktan sonra    [162], 

Mekke´ye gitmek ve İsmail (aleyhisselâm)' ı görmek üzre, zevcesi Hazret-i  Sâre' den izin istedi. O da, İsmail (aleyhisselâm)' ın evine inip kalmamak şartı ile, kendisine izin verdi.

İbrahim (aleyhisselâm), Mekke´ye gelince, İsmail (aleyhisselâm)' ın kapısının önüne kadar vardı.     [163]

İsmail (aleyhisselâm)' ı, yine, evde bulamadı. [164] 

Evde, İsmail (aleyhisselâm)' ın ikinci hanımını buldu. Kapının önünde durup ona selâm verdi.

O da, İbrahim (aleyhisselâm)' ın selâmına karşılık verdi.     [165]

İbrahim (aleyhisselâm) kendisini tanıtmadan bu yeni gelinine de geçimleriyle ilgili sorular sordu. Aldığı cevaplardan onun şükür sahibi, kanaatkâr, vefalı iyi bir insan olduğunu anladı ve çok memnun oldu. 

İbrahim (aleyhisselâm):

"Kocan, nerede?     [166] 

Nereye gitti?" diye sordu.

Rale:

"Av avlamağa.   [167]

rızkımızı, aramağa gitti." dedi.

İbrahim (aleyhisselâm):

"Nasılsınız? Geçiminiz, hal ve şanınız iyi mi?" diye sordu.

Rale:

"Biz, iyilik, bolluk ve mutluluk içindeyiz!" diyerek Allah´a hamdü sena etti.    [168]

"Kendisi, inşâallâh, şimdi gelir. Allah, seni, Rahmetiyle esirgesin! 
[169] 

İnsende, bir şeyler, yesen, içsen olmaz mı?" dedi. [170]

İbrahim (aleyhisselâm):

"Evinde, konuk, yer bulur mu?" diye sordu.

Rale:

"Evet! Bulur!" dedi.    [171]

İbrahim (aleyhisselâm):

"Yiyeceğiniz, nedir?" diye sordu.

Rale:

"Ettir!" dedi.

İbrahim (aleyhisselâm):

"İçeceğiniz, nedir?" diye sordu.

Rale:

"Sudur!" dedi.

İbrahim (aleyhisselâm):

"Allah´ım! Bunlara, etlerini ve sularını, bereketli kıl!" diyerek dua etti.     [172]

İşte, İbrahim (aleyhisselâm)' ın bu duası bereketi iledir ki, et ile su, Mekke´den başka yerlerde, Mekke´de olduğu kadar, hiç kimsenin sağlığı ile uyarlılık arz etmez.      [173] 

Başka yerlerde, muhakkak, karın ağrıtır.    [174]

Eğer, o gün, evlerinde ekmek veya buğday, veya arpa veya hurma duası yap­mış olsaydı, Mekke, Allah´ın, yerlerinden, buğdayı, arpası, hurması en bol bir yer olur. [175], 

yerlerin, ziraat'a en elverişlisi bulunurdu.    [176]

ibrahim (aleyhisselam), Mekke´den ayrılacağı sırada,

Rale:

İnde, başını, yıkayayım?" dedi.

İbrahim (aleyhisselam), inmeyip Makam-ı İbrahim diye anılan İskele taşının yanına vardı. Taşın üzerine ayağını bastı. Taşta, ayağının izi kaldı.

Rale; İbrahim (aleyhisselam)' ın önce başının sağ tarafını, sonra da, sol tarafını su döküp yıkadı. [177]

İbrahim (aleyhisselam):

Rale´ye:

"Kocan geldiği zaman, ona benden selâm söyle!      [178]

Artık, kapının eşiği, doğrulmuş bulunuyordur.   [179]

Kapının eşiğini, iyi tut!     [180]

Senden sonra bir ihtiyar geldi. Kapının eşiğini, iyi buldum. Artık, onda karar kılsın!     [181]

O, sana, kapının eşiğini iyi tutmanı emrediyor! de!" dedi.      [182]

İsmail (aleyhisselam), eve gelince, Babasının kokusunu, aldı.     [183]

Rale´ye:

"Sana, bir kimse geldi mi?" diye sordu.

O da:

"Evet!     [184] 

Güzel yüzlü.   [185], 

insanların en güzel yüzlüsü ve en hoş kokulusu olan bir ihtiyar Zat geldi. Bana, şöyle şöyle söyledi. Sana da, şöyle şöyle söyledi. Başını, yıkadım. İşte, Makam üzerinde de, ayaklarının izi var!"  [186] 

diyerek İbrahim (aleyhisselâm)' ı, övdü.    [187]

İsmail (aleyhisselâm), Babasının ayak bastığı taşı, gidip öptü.    [188]

Rale:

"Seni, benden sordu. Nereye gittiğini, kendisine haber verdim. Benden, geçimimizin nasıl olduğunu sordu. (Biz, hayır ve iyilik içindeyiz!) diye haber verdim." dedi.

İsmail (aleyhisselâm):

"Bana, bir şey tavsiye etti mi?" diye sordu.

Rale:

"Evet!" dedi.     [189]

İsmail (aleyhisselâm):

"Sana, ne söyledi?" diye sordu.

Rale:

"Bana, dedi ki: (Kocan, geldiği zaman, kendisine, selâm söyle: artık kapının eşiği, düzelmiştir!) de!  [190]

Gelininden, eşi  İsmail (aleyhisselâm) döndüğü zaman ona evinin eşiğini hoş tutup muhafaza etmesini söylemesini istedi.

Sana, selâm söylüyor ve kapının eşiğini, iyi tutmanı emrediyor!" dedi.

İsmail (aleyhisselâm):

İsmail (aleyhisselâm),  bunu öğrenince eşine: 

"İşte, o, benim Babam İbrahim (aleyhisselâm)' dır. [191]

Sen de, eşiğimsin. Seni, boşamayıp tutmamı, bana, emretmektedir!" dedi.     [192]

“O kişinin babası olduğunu ve eşikten kastettiğinin hanımı; yani kendisi olduğunu ve babasının onu bırakmayıp elinde tutmasını emrettiğini söyledi.” 

İşte İsmail (aleyhisselâm)' ın bu mübarek eşinden çocukları dünyaya gelmiş ve zürriyeti bunlarla devam etmişti.

(Buhârî, Enbiyâ 12)

Kâbenin Yapılışı:

İbrahim (aleyhisselâm) eşi Hazret-i  Hacer ve oğlu İsmail (aleyhisselâm)' ı ziyaret için tekrar Mekke’ye gelmişti. Ama Hazret-i  Hacer’in vefat ettiğini, Hicr denilen yere defnedildiğini öğrendi. Oğluna sarıldı, ağladı. Daha sonra bir gün oğlundan Allah’ın mabedinin yapımında kendisine yardım etmesini istedi. İsmail (aleyhisselâm) babasının isteğini derhal kabul etti.

İbrahim (aleyhisselâm), Allah tarafından kendisine gösterilen yüksekçe bir yeri İsmail (aleyhisselâm)' a gösterdi ve sonrasında hemen işe koyuldular.

(Buhârî, Enbiyâ 12)

Kâbe’nin dört bir yandaki temellerinin yeri iyice belirgin hale gelince İsmail (aleyhisselâm), Allah’ın evi için taş taşımaya İbrahim (aleyhisselâm)' da duvarları örmeye başladı. Âdem (aleyhisselâm)' dan Şit (Şis) (aleyhisselâm)' a, ondan da Nuh (aleyhisselâm)' a kadar gelen, fakat Nuh tufanı ile kaybolmuş olan bu temellerin yeri İbrahim (aleyhisselâm)' a Cebrail (aleyhisselâm) tarafından gösterilmişti.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَاِذْ بَوَّأْنَا لِاِبْرٰه۪يمَ مَكَانَ الْبَيْتِ اَنْ لَا تُشْرِكْ ب۪ي شَيْـًٔا وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْقَٓائِم۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ

Hani biz İbrâhîm’e evin/Kâbe’nin yerini göstermiş ve “Bana hiçbir şeyi ortak koşma. Tavaf edenler, kıyamda duranlar, rükû edenler ve secde edenler için evimi temizle.” (diye vahyetmiştik.)‎

‎(Hac:  22/26) 

Duvarlar yükselince düzgün ve büyükçe bir taş getiren  İsmail (aleyhisselâm), babasının onun üzerine basarak işine devam etmesini istemişti. Daha sonra bu iskele görevi gören taş, 

“Makam-ı İbrahim” diye anılmıştır. Onlar duvarları yükseltirken ikisi birlikte Allah’a şöyle dua ediyorlardı: 

(Bakara:  2/127-128)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰه۪يمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰع۪يلُۜ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّاۜ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ

‎(Hatırlayın!) Hani İbrâhîm ve İsmâîl, Kâbe’nin temellerini yükseltiyor, (bir yandan da şöyle dua ediyorlardı:) “Rabbimiz bu ameli bizden kabul buyur. Şüphesiz ki sen, (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semî’ ve (her şeyi bilen) El-Alîm’sin.”‎

(Bakara:  2/127) 

‎ رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَٓا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَۖ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ

"‎Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş iki kul ve soyumuz içinden de sadece sana teslim olan bir ümmet kıl! Nasıl ibadet/hac edeceğimizi bize göster! Tevbelerimizi kabul et. Şüphesiz ki sen, (tevbeye muvaffak kılan, tevbeleri çokça kabul eden) Et-Tevvâb ve (kullarına karşı en merhametli olan) Er-Rahîm’sin.‎"

‎(Bakara:  2/128) 

Bir yandan salih amel yapmak diğer yandan kabul olması için Allah (Azze ve Celle)' ye içtenlikle yakarmak kulluğun özünü oluşturur. Amele güvenerek duayı, duaya güvenerek de ameli terk etmek ise Allah (Azze ve Celle)' nin razı olacağı bir kulluk değildir.

Bu güzel insanlar gelecek nesillere dualar ediyor ve onları Allah’a kulluğa davet edecek eserler bırakıyorlardı. Allah’ın izniyle öylesine geniş ufuklu bir bakış açısı ortaya koydular ki, o günden binlerce yıl sonra bugün hâlâ milyonlarca insan bu Peygamberlerin inşa ettiği mabedi tavaf ederek Allah’a kulluklarını ifa ediyorlar. 

Ezrakī’nin rivayetine göre:  İbrâhim (aleyhisselâm) ile oğlu İsmail (aleyhisselâm)' ın yaptığı binanın (Kâbe)  duvarları harçsız olarak üst üste konulan taşlarla örülmüştü ve kuzeydoğu duvarı 32 zirâ, güneybatı duvarı 31 zirâ, güneydoğu duvarı (Hacerülesved ile Rüknülyemânî arası) 20 zirâ, kuzeybatı duvarı ise (Rüknülırâkı ile Rüknüşşâmî arası) 22 zirâ uzunluğunda idi. 9 zirâ yüksekliğindeki binanın biri şimdiki kapının yerinde, diğeri onun karşısında olmak üzere yer hizasında iki kapısı vardı; üzeri açıktı ve içine mahzen olarak bir çukur kazılmıştı.

(Ahbâru Mekke, I, 64)

(Sadettin Ünal, “Kâbe”, DİA, 24, 16.                       )

Kaynaklar, Hacerülesved'in İbrahim (aleyhisselâm) tarafından Kâbe'nin inşası esnasında tavafın başlangıç noktasını belirlemek amacıyla yerleştirildiği konusunda ittifak etmekle birlikte bu taşın menşei, tarihçesi ve mahiyeti hakkında, birçoğu zayıf isnatlara dayanan, bazıları aynı zamanda sembolik bir anlam taşıyan çeşitli rivayetler nakledilmiştir.

(Ezraki, I, 62- 66, 322-329; Fakihl, ı. 8 ı -97; Süheylî, ıı. 270-275)

(Salim Öğüt, “Hacerülesved”, DİA, 14,  434)

İsmail (aleyhisselâm)' ın Peygamberliği ve Hacca Daveti:

Allah’ın peygamberi  İbrahim (aleyhisselâm)' ın oğlu İsmail (aleyhisselâm) annesi Hazret-i  Hacer  ile bu beldeye yıllar önce bırakılmıştı. İşte bunun hikmeti tecelli etmiş, öncelikle İbrahim (aleyhisselâm) ve oğlu İsmail (aleyhisselâm)' dan, Allah’ın Beyti’ni temiz tutup hac için hazırlamaları istenmişti. İlk olarak kendileri Cebrail (aleyhisselâm)' ın gösterdiği şekilde hac farizasını yerine getirmişler sonra da haccı ilan etmişlerdi. Bütün insanlığı hacca davet etmeleri Allah tarafından emir buyrulmuştu: 

(Hac:  22/26-27)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَاِذْ بَوَّأْنَا لِاِبْرٰه۪يمَ مَكَانَ الْبَيْتِ اَنْ لَا تُشْرِكْ ب۪ي شَيْـًٔا وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْقَٓائِم۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ

Hani biz İbrâhîm’e evin/Kâbe’nin yerini göstermiş ve “Bana hiçbir şeyi ortak koşma. Tavaf edenler, kıyamda duranlar, rükû edenler ve secde edenler için evimi temizle.” (diye vahyetmiştik.)‎

‎(Hac:  22/26) 

 ‎ وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْت۪ينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَم۪يقٍۙ

‎“İnsanlar arasında haccı ilan et. Yürüyerek veya (uzun yolculuk nedeniyle) yorulmuş binekler üzerinde, uzak yollardan sana gelsinler.”‎

‎(Hac:  22/27) 

Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْنًاۜ وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرٰه۪يمَ مُصَلًّىۜ وَعَهِدْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ اَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْعَاكِف۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ

‎(Hatırlayın!) Hani biz evi/Kâbe’yi insanlar için toplanma yeri ve güvenli bir bölge kılmıştık. Ve onlara, “İbrâhîm’in makamını (namaz kılacağınız) bir namazgâh edinin.” (diye emretmiştik.) İbrâhîm ve İsmâîl’e, “Benim evimi tavaf edenler, itikâfta kalanlar, rükû ve secde edenler için temizleyin.” diye emretmiştik.‎

‎(Bakara:  2/125) 

İbrahim (aleyhisselâm) oğlu İsmail (aleyhisselâm)' ı  Mekke’de bırakarak Filistin’e dönmüştü.

(Ezraki, Ahbâru Mekke, c.1, s.62 - 66)

Böylece İsmail (aleyhisselâm) ömrünün sonuna kadar insanlara haccı yaptırmış ve Allah’ın emirlerini insanlara emretmekle görevlendirilmişti.

Allah Teâlâ  İsmail (aleyhisselâm)' ı Kâbe’nin idarecisi olarak bu bölgeye peygamber kılmış ve Kâbe’nin hac için hazırlanması vazifesini İsmail (aleyhisselâm)' dan istemişti. 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎اِنَّٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ كَمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِيّ۪نَ مِنْ بَعْدِه۪ۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَع۪يسٰى وَاَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَيْمٰنَۚ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُورًاۚ

"‎Şüphesiz ki biz, Nûh’a ve ondan sonra (gelen) nebilere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrâhîm’e, İsmâîl’e, İshâk’a, Ya’kûb’a, torunlarına, Îsâ’ya, Eyyûb’a, Yûnus’a, Hârûn’a ve Suleymân’a vahyettik. Ve Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.‎"

‎(Nisâ:  4/163) 

‎قُلْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَٓا اُنْزِلَ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى وَع۪يسٰى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْۖ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْۘ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

De ki: “Biz Allah’a; bize indirilene; İbrâhîm, İsmâîl, İshâk, Ya’kûb ve torunlarına indirilene; Mûsâ’ya, Îsâ’ya ve (diğer) nebilere Rabbleri tarafından verilen (vahye) iman ettik. Onlardan hiçbirinin arasını ayırmayız. Ve biz, O’na teslim olanlarız.”‎

‎(Âl-i İmran:  3/84) 

Rivayete göre, İsmail (aleyhisselâm) hem kendi kabilesi olan Cürhümîlere, hem de yakındaki Amalika kabilesine; ayrıca Yemen dolaylarındaki kabilelere davette bulunmuş ve daha sonra Mekke’ye dönmüştür. İsmail (aleyhisselâm) bu davetinde ciddi sıkıntılarla karşılaşmıştır. İnsanların her türlü karşı koyuşuna ve eziyetlerine karşı hakkı söylemiş, onlara güzel örnek olmuş, samimiyetiyle ve sabrıyla onlara en güzel karşılığı vermiştir.

Kur’an-ı Kerim’de İsmail (aleyhisselâm)' ı bize şöyle anlatılır:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَاِسْمٰع۪يلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًاۜ وَكُلًّا فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ 

"‎İsmâîl, Elyesa, Yûnus ve Lût’u da (hidayet ettik). Ve hepsini âlemlere üstün kıldık.‎"

‎(En'âm:  6/86) 

(Enbiya:  21/85-86)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِدْر۪يسَ وَذَا الْكِفْلِۜ كُلٌّ مِنَ الصَّابِر۪ينَۚ

"‎İsmâîl, İdris ve Zulkifl… Hepsi sabırlı kimselerdendi.‎"

‎(Enbiyâ:  21/85) 

 ‎ وَاَدْخَلْنَاهُمْ ف۪ي رَحْمَتِنَاۜ اِنَّهُمْ مِنَ الصَّالِح۪ينَ

"‎Onları rahmetimize dâhil ettik. Şüphesiz ki onlar, salih kimselerdendiler.‎"

‎(Enbiyâ:  21/86) 

"Sözünde duran, halkına namaz kılmayı, zekât vermeyi emreden, Rabbinin hoşnutluğunu kazanmış bir rasûl ve nebidir."

(Meryem:  19/54-55)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّاۚ

"‎Kitap’ta İsmâîl’i de an! O, sözünde duran ve resûl bir nebiydi.‎"

‎(Meryem:  19/54) 

 ‎ وَكَانَ يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِيًّا

"‎Ailesine namazı ve zekâtı emrederdi. O, Rabbinin yanında razı olunan bir kuldu.‎"

‎(Meryem:  19/55) 

İsmail (aleyhisselâm) hakkında hadislerde çok detaylı bilgilere rastlamıyoruz. İbadetlerini Rabbine karşı en güzel şekilde yerine getirdiği ve teslimiyetini Rabbine karşı tam gösterdiği gibi, gerek kurban konusunda gerekse Kâbe’nin inşası konusunda babasına karşı da tam bir teslimiyet gösterdiğini biliyoruz. Evlatlar içinde  Nuh (aleyhisselâm)' ın isyankâr oğlunun yanında İbrahim (aleyhisselâm)' ın itaatkâr oğlu İsmail (aleyhisselâm)' ın varlığı, hidayetin tamamen Allah’ın ihsanıyla gerçekleştiğini göstermektedir. İnsana düşense sadece Allah Subhanehu ve Teâlâ'ya tam teslimiyetle istemek ve gayret etmektir. 

Rivayete göre, İsmail (aleyhisselâm) 137 yaşlarında Mekke’de vefat etmiş ve Hicr’e, annesi Hazret-i  Hacer’in yanına defnedilmiştir.

Allah, bizlere İbrahim (aleyhisselâm)' ın teslimiyetini ve samimiyetini versin. Yavrularımızı da İsmail (aleyhisselâm)  gibi salihlerden eylesin Allahümme Amin.

Allah’ın (Azze ve Celle)'nin Selâm'ı, Râhmet ve bereketi, İbrahim (aleyhisselâm)' ın, İsma­il (aleyhisselâm)' ın Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in  ve bütün peygamberlerin üzerine olsun. Allahümme Amin.

Hâtime: 

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh'a mahsustur. Salât ve Selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)' in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh'tandır.

O her şeyin en iyisini bilendir.

Muvahhid Kullara Selâm Olsun.

Polat Akyol.


KAYNAK:

KUR'AN, SAHİH SÜNNET VE İSLAM'İ TARİH KAYNAKLARI

[1] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.48,49.
[2] Yâkubî-Tarih c.1,s.25, İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.36.
[3] Yâkubî-Tarih c.1,s.25, Taberî-tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, İbn-Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.
[4] Taberî-Tarih c.1 ,s.13O, Sâlebî-Arais s.81, Süheylî-Rvdulünüf c.1 ,s.91, Ibn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.1O3, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 154.
[5] Taberî-Tarih c.1,s.13O, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3.
[6] Taberî-Tarih c.1,s.130.
[7] Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.81, Süheyli-Ravd c.1,s.91, ibn.Esir-Kâmil c.1,s.1O3, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154.
[8] Sâlebî-Arais s.81.
[9] Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî s.81, Süheylî-Ravd c.1,s.91, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Ebülfida-Elbidaye venni­haye C.1.S.154.
[10] Taberî-Tarih C.1.S.103.
[11] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.103.
[12] Taberî-Tarih C.1.S.130.
[13] Salebî-Arais s.81, İbn.iyas-Bedayiüzzühur s.87.
[14] Sâlebî s.81, Süheylî c.1,s.91, ibn.Esir c.1,s.1O3, Ebülfida c.1,s.154.
[15] Salebî-Arais s.81, Ibn.İyas-Bedayi s.87.
[16] Sâlebî-Arais s.81, Süheylî-Ravdulünüf c.1,s.91.
[17] Taberî-Tarih c.1,s.13O.
[18] Süheylî-Ravdulünüf c.1,s.91, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154.
[19] İbn.Sa´d-Tabakat c.1, s.50, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1, s.347, Buharî-Sahih c.4, s.113, Süheylî-Ravdulünüf, c.1, s.91, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1, s.154.
[20] Taberî-Tarih C.1.S.130, Sâlebî-Arais s.81, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3.
[21] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.5O, ibn.Kuteybe-Maarif s.16, Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.82, ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.103.
[22] ibn.Kuteybe-Maarif s.16.
[23 İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.5O.
[24] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.54, Taberî-Tarih c.1,s.13O.
[25] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.164.
[26] ibrahim Aleyhisselâm, çiftçi idi. (Hâkim-Müstedrek c.2s.596.
[27] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.164, Halebî-İnsanül´uyun c.1,s.79.
[28] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1 ,s.54, Taberî-Tarih c.1 ,s.13O, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323.
[29] Buharî-Sahih c.4, s.114, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155
[30] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.54,Taberî-Tarihc.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.82.
[31] Buharî-Sahih c.4,s.113, Taberî-Tarih c.1,s.130, Kurtubî-Tefsirc.9,s.368, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154.
[32] Taberî-Tarih c.1,s.130, Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.46, Sâlebî-Arais s.82.
[33] Buharî-Sahih c.4,s.113, Taberî-Tarih c.1 ,s.130,Beyhakî-Delâil c.1 ,s.322, Kurtubî-Tefsir c.9,s.368,369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154.
[34] ibrahim: 37.
[35] Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih C.1.S.130-131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delailünnübüvve C.1.S.322-323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154-155
[36] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.5O, Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.82
[37] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55
[38] Buharî-Sahih c.4,s.114. Taberî-Tarih c.1,s.131, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[39] Buharî-Sahih c.4,s. 114, Taberî-Tarih c.1,s.131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[40] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55.
[41] Buharî-Sahih c.4,s.114, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[42] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55.
[43] Buharî-Sahih c.4,s.114, Kurtubî-Tefsir c.9,s369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[44] Sâlebî-Arais s.82.
[45] Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[46] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil, c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.155.
[47] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55.
[48] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[49] Buharî-Sahih c.4,s.114, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[50] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye ven­nihaye C.1.S.155.
[51] Taberî-Tefsir c.13,s.23O, Sâlebî-Arais s.82
[52] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil c.1 ,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[53] Taberî-Tarih c.1,s.131, Sâlebî-Arais s.82.
[54] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[55] Sâlebî-Arais s.82.
[56] Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih c.1,s.13O, 131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâil C.1.S.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 155
[57] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1 ,s.253, Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih c.1 ,s.131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155
[58] Buharî-Sahih c.4,s. 114, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155
[59 Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.155
[60] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57
[61] Buharî-Sahih c.4,s.114-115, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155
[62] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.57
[63] Buharî-Sahih c.4,s.115, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[64] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[65] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57.
[66] Sâlebî-Arais s 82, Beyhakî-Delâil c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[67] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57, Beyhakî-Delâil c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[68] Taberî-Tarih c.1,s.14O, Sâlebî-Arais s.93.
[69] Hâkim-Müstedrek c.2,s.555.
[70] Taberî-Tarih c.1,s.14O, Sâlebî-Arais s.93-94, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.111.
[71] Taberî-Tarih c.1,s.14O.
[72] Hâkim-Müstedrek c.2,s.555-556.
[73] Taberî-Tarih c.1,s.141, Sâlebî-Arais s.94-95.
[74] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[75] Taberî-Tarih c.1,s.141, Sâlebî-Arais s.95.
[76] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[77] Taberî-Tarih c.1,s.141, Sâlebî-Arais s.95, Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[78] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[79] Taberî-Tarih c.1,8.141, Sâlebî-Arais s.95.
[80] Taberî-Tarih c.1,s.141, Sâlebî-Arais s.94.
[81] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[82] Taberî-Tarih c.1,s.141, Salebî-Arais s.94.
[83] Taberî-tarih c 1 s 141, Sâlebî-Arais s.94, Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[84] Taberî-Tarih c.1,s.141, Salebî-Arais s.94.
[85] Hâkim-Müstedrek C.2.S.556.
[86] Taberî-Tarih c.1,s.141, Salebî-Arais s.95.
[87] Taberî-Tarih C.1.S.141.
[88] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[89] Taberî-Tarih c.1,s.141, Zemahşerî-Keşşaf c.3,s.349-350..
[90] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.
[91] Taberî-Tarih c.1,s.141.
[92] Taberî-Tarih C.1.S.141.
[93] Sâlebî-arais s.94, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.112.
[94] Hâkim-Müstedrek c.2,s.555-556.
[95] Taberî-Tarihc.1,s.141, Tefsir c.23,s.87, Salebî-Arais s.94, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s. 112-113, Ebülfida-Elbidaye ven-nihaye c.1,s.157.
[96] Taberî-Tarihc.1,s.142, Sâlebî-Arais s.94, Zemahşerî-Keşşaf c.3,s.35O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.158
[97] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.110.
[98] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.223-224, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.68.
[99] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.224.
[100] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.68.
[101] Saffât: 100-113.
[102] 356) Taberî-Tarih c.1,s.138-139, Tefsir c.23,s.84-85, Sâlebî-Arais s.92, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.16O.
[103] Mâlik-Muvatta´ c.1,s.393, Vâkıdî-Megazîc.3,s.1108, Ebû Dâvud-Sünen c.2,s.194, ibn.Mâce-Sünen c.2,s.1O13.
[104] Mâlik-Muvatta d.s.393.
[105] Zemahşeıî-keşşaf c.3,s.35O, Fahrurrazi-Tefsir c.26, s.153. Nesefî-Medârik C.4.S.26. Kurtubî-Tefsir c 15.s.100.
[106] ibn.Kuteybe-Maarif s.16.
[107] Yâkubî-Tarih c.1,s.221.
[108] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.5O, Buharî-Sahih c.4,s.119, Belâzüri-Ensabüleşraf c. 1.s.5, ibn.Abd Rabbih-Ikdülferîd c.l.s.190, Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.2,s.7O.
[109] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.57.
[110] Sâlebî-Arais s.83.
[111] ibn.Kuteybe-Maarif s.16.
[112] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1.s 128.
[113] Yâkubî-Tarih C.1.S.221, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.192.
[114] Yâkubî-Tarih c.1,s.221.
[115] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.192.
[116] ibn Sa´d-Tabakat C.1.S.51, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1, s.324.
[117] Buharî-Sahih c.4,s.115, ibn.Kuteybe-Maarif s.16, Belazürî-Ensab. c.1,s.6, Ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.
[118] İbn.Sa´d-Tabakat C.1.S.50.
[119] Aliyyülmüttakî-Kenzül´ummal c.11,s.49O
[120] Aliyyülmüttakî-Kenzül´ummal c.16,s.132
[121] Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.80
[122] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.5O
[123] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57, Buharî-Sahih c.4,s.117, Yâkubî-Tarih c.1,s.26
[124] Ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.51-52
[125] Süheylî-Ravdulünüf c.1,s.91.
[126] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.57.
[127] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.52.
[128] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[129] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.57.
[130] Buharî-Sahih c.4,s.115, Sâlebî-Arais s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[131] Taberî-Tarih c.1,s.131.
[132] Buharî-Sahih C.4.S.115,117.
[133] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[134] Buharî-Sahih c.4,s.115,117.
[135] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[136] Taberî-Tarih c.1,s.131.
[137] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[138] Buharî-Sahih c.4,s.115, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.324, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s. 104
[139] Taberî-Tari h c. 1, s. 131.
[140] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1 ,s.132, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delailünnübüvve v.1,s.324, Ibn.Esır-Kâmil c.1,s.104.
[141] Taberî-Tarih c.1,s. 132 Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.104.
[142] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58.
[143] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.131, Salebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[144] Buharî-Sahih c.4,s.115.
[145] Taberi-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[146] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325, Ibn.Esır-Kâmil c.1,s. 104 .
[147] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[148] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-delailünnübüvve c.1,s.325.
[149] Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delâil, c.1,s.325, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[150] Buharî-Sahih c.1,s.115, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325.
[151] Taberî-Tarih c.1, s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1, s.104 .
[152] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325.
[153] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58.
[154] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.132, Salebi s.83, Beyhakî s.325, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.104.
[155] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325.
[156] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.86.
[157] ibn.Hacer-Fethulbârî c.6,s.287-288.
[158] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.86.
[159] ibn ishak, İbn.Hişam-Sîre c.1,s.5, İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.51, Ezrakî-Ahbaru Mekke d.s.86.
[160] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.77, 81, Taberî-Tarih c.1,s.161, İbn.Esîr-Kâmil c.l.s.125
[161] Taberî-Tarih c.1,s. 131.
[162] Buharî-Sahih c.4,s.115, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58, Taberî-Tarih c.1.s.132, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.104.
[163] Taberî-Tarih c.l.s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[164] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.131.
[165] Ezrakî-Ahbaru Mekke d.s.58.
[166] Buharî-Sahih c.4,s.117, Salebî s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[167] Buharı s.117, Taberî s.132, Salebî s.83, İbn. Esîr c.1,s.104
[168] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delail c.1,s.325, Ebülfida c.1,s.155
[169] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4
[170] Buharî-Sahih c.4,s.117
[171] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4
[172] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delail c.1,s.325, Ebülfida c.1,s.155
[173] Buharî c.4,s.115, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.78, Beyhakî s.325, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.156
[174] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.78
[175] Taberî c.1,s.132, Salebî s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[176] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58.
[177] Taberî-Tarih c.1,s.134, Salebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.
[178] Buharî-Sahih c.4,s.115, Yâkubî-Tarih c.1 ,s.27, Taberî-Tarih c.1,s. 132, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delâil c.1, s.325, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.104.
[179] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.104.
[180] Yâkubî-Tarih c.1,s.27.
[181] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1, s.59, Beyhakî-Delâilünnübüvve& 1, s.325.
[182] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Oelâil c.1.s.325, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.l56.
[183] Taberî-Tarih c.1,s.132, Salebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O5.
[184] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih C.1.S.133, Salebî s.83, Beyhakî s.325, ibn.Esîr s.105, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.156.
[185] Buhari-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delâil c.1,s.325, Ebülfida c.1,s.156.
[186] Taberî c.1,s.133, Salebî s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.105.
[187] Bunan-Sahih c.4,s.115, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.156.
[188] Yâkubî-Tarih c.1,s.27.
[189] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delâil c.1,s.325, Ebülfida c.1,s.156.
[190] Taberî-Tarih c.1, s.133, Sâlebî-Arais s.83, Ibn.Esîr-Kâmit c.1,s.A05.
[191] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1 ,s.133, Sâtebî-Araiss.83, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1 ,s.325, Ibn.Esır-Kâmil c.1 ,s.1O5, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1 ,s.156.
[192] Buharî-Sahih c.4,8.115, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.156.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

İsmail Aleyhisselâm'ın Hayatı Kıssası

Polat Akyol Polat Akyol