Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Lût Aleyhisselâm'ın Hayatı Kıssası Devamı


LÛT (ALEYHİSSELÂM)'IN  HAYATI (KISSASI) DEVAMI 

Mukaddime: 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’u Teâlâ’nın Adıyla…

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Onun kulu ve Rasûlü’dür…

Bundan sonra:

Değerli okuyucular; Bu yazımda da inşeAllâh, Lût (aleyhisselam)' ın hayatını (kıssası)'nı anlatmaya çalışacağım. Lût (aleyhisselâm) Yüce Kitabımız Kur'anı Kerim'de ismi geçen Peygamberlerden birisidir. Rivayete göre, Lût (aleyhisselâm) Allah Subhanehu ve Teâlâ' nın Peygamber Âdem  (aleyhisselâm)' dan itibaren  Âdem (aleyhisselâm) oğullarına göndermiş olduğu Sekizinci Peygamberdir. 
En doğrusunu Allah Subhanehu ve Teâlâ bilir.

LÛT (ALEYHİSSELÂM) TEHDİD EDİLİYOR:

Lût (aleyhisselâm) insanları uyarmakla görevli bir Peygamber olarak kötülükleri görmezden gelemez ve halkın hatırı için hakkı söylemekten geri duramazdı. Bu yüzden alacağı tepkilere aldırmadan kavminin hangi haleti ruhiye içinde olduğunu onların yüzlerine şöyle haykırıyordu: 

“Doğrusu siz, haddi aşan azgın bir kavimsiniz.”

(Şuara:  26/166)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

“Ve Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz. (Hayır, öyle değil!) İşin aslı sizler, haddi aşan bir topluluksunuz.”‎

‎(Şuarâ:  26/166) 

(A’raf:  7/81)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ

‎“Şüphesiz ki sizler, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Siz, aşırı giden taşkın bir toplumsunuz.”‎

‎(A'râf:  7/81) 

Lût (aleyhisselâm)' ın kavmi, zerre kadar Lût (aleyhisselâm)' ın çağrısına kulak vermedi ve Allah’ın insanlığa rahmeti olan bu güzel insana şöyle cevap verdiler: 

“Bunları ülkenizden çıkarın. Çünkü bunlar temizliğe fazla düşkün insanlardır!”

(A’raf:  7/82)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْۚ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ

Kavmi, “Onları yurdunuzdan çıkarın. (Çünkü) onlar temizlenen insanlardır.” demek dışında bir cevap vermemişti.‎"

‎(A'râf:  7/82) 

Neml:  27/56)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَخْرِجُٓوا اٰلَ لُوطٍ مِنْ قَرْيَتِكُمْۚ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ

Kavminin cevabı yalnızca şu oldu: “Lût ailesini yurdunuzdan sürüp çıkarın. Çünkü onlar temiz insanlarmış.”‎

‎(Neml:  27/56) 

Zâlim kavim, bu sözleriyle kendilerine samimi bir şekilde nasihât eden Lût (aleyhisselâm)' ı ve O’na inanan bir avuç mü’min'i vatanlarından çıkarmakla tehdit ediyordu. Onların bu tehdidinden; pislenenlerin fıtratlarının bozulduğunu, bunun için de bozulmamış fıtrata; yani temizliğe tahammül edemez hale geldiklerini görüyoruz. Pislenmiş fıtratlılarla, temiz fıtratlıların ilânihaye bir arada yaşayamayacakları anlaşılmaktadır. Çağımızın kokuşmuşluğuna, temiz fıtratlılar İslâm davetiyle karşı çıktıkça; pisliğe bulanıp çirkinleşenler, onları kınamaya hatta ülkelerinden çıkarmaya çalışacaklardır.

Kavminin bütün tehditkâr tavırlarına karşı, Lût (aleyhisselâm) geri adım atmadı ve cesurca: 

(Şuara:  26/168)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالَ اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَال۪ينَۜ 

Demişti ki: “Ben, sizin bu yaptığınız işten nefret ediyorum.”‎

‎(Şuarâ:  26/168) 

dedi. Lut (aleyhisselâm)' ın utanmadan çirkefliği alenileştiren kavmine karşı sert bir üslûp kullandığını görmekteyiz. Buradan, davetin başında kullanılması gereken yumuşak üslûbun, muhatapları çirkinliklerini açıkça savunmaya ve inananları tehdit etmeye başladıkları andan itibaren sertleşmesi gerekebileceğini anlıyoruz.

Davetçi, insanlardan asla nefret etmez. Onların çirkin, aşağılık davranışlarından tiksinir. O, çirkin davranışlardan bulaşıcı mikroplardan kaçar gibi uzaklaşır. Kesinlikle onlarla beraber oturmaz, onlarla beraber hayat sürmez. Onların yaptıklarını meşru gösterecek her şeyden kaçınır. Bu hususu, Lût (aleyhisselâm)' ın ellerini Allah’a açarak şöyle dua etmesinden anlıyoruz: 

(Şuara:  26/169)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎رَبِّ نَجِّن۪ي وَاَهْل۪ي مِمَّا يَعْمَلُونَ

‎“Rabbim! Beni ve ailemi bu yaptıklarından kurtar.”‎

‎(Şuarâ:  26/169) 

Lût (aleyhisselâm) gibi bir rahmet peygamberini ülkelerinden çıkarmak isteyen kâfirler, bunu yalnız  Lût (aleyhisselâm)' a yapmamışlar; hemen hemen bütün Peygamberler, bu şekilde ülkelerinden çıkmaya; yani hicrete zorlanmıştır. Ama peygamberler onların çıkarma tehdidi ile değil de, Allah’ın dilemesiyle çıkmışlardır. Temizler pislerden ayrılınca da, o toplumlar helak edilmiştir.

LÛT (ALEYHİSSELÂM)' IN KAVMİ AZABIN HEMEN GELMESİNİ İSTİYOR:

Lût (aleyhisselâm) kavmine karşı son defa şöyle seslendi: 

(Ankebut:  29/29)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّب۪يلَ وَتَأْتُونَ ف۪ي نَاد۪يكُمُ الْمُنْكَرَۜ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ

“Siz, erkeklere yanaşacak, yol kesecek ve sizi bir araya getiren meclislerinizde münker işlemeye devam edeceksiniz öyle mi?” Kavminin cevabı, “Şayet doğru sözlülerden isen bize Allah’ın azabını getir (bakalım).” sözünden başkası olmadı.‎"

‎(Ankebût:  29/29) 

(Ankebut: 29/29) ayetinde Yol kesmeleri ve toplantılarındaki çirkin işleri,  

Abdullah b. Abbas (radıyallahu anhümâ)' dan nakledilen bir rivâyette şöyle anlatılır: 

“Sodom ve diğer şehirler halkının, şehir dışında, yol üzerinde bostanları ve meyve bahçeleri vardı. Yağmursuzluktan, kuraklık ve kıtlığa uğradıkları zaman, birbirlerine: 

"İçinde geçimliğiniz bulunan meyve bahçelerinizi, dışarıdan gelecek yolcular­dan koruyunuz!" dediler. 

"Nasıl koruyalım?" dediler. 

Birbirlerinin yanına gelip gittiler. 

"Yurtlarınızın içinde bulduğunuz ve tanımadığınız yabancıların elbiselerini soyunuz; çekip ırzına geçiniz! Siz, böyle yapmayı âdet edindiğiniz zaman, insanlar, şehirlerinize ayak basa­mazlar!" 

dediler ve dediklerini de, yapmağa başladılar.

(Hâkim, Müstedrek II/562)

Bütün samimi gayret ve çabalara karşı küfür ve ahlâksızlıklarından vaz geçmeyen zâlim kavim, kendilerini ısrarla kurtuluşa çağıran  Lût (aleyhisselâm)' a 

“Eğer doğru söylüyorsan, Allah’ın azabını bize getir!” diyerek meydan okudu.

(Ankebut:  29/29)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّب۪يلَ وَتَأْتُونَ ف۪ي نَاد۪يكُمُ الْمُنْكَرَۜ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ

“Siz, erkeklere yanaşacak, yol kesecek ve sizi bir araya getiren meclislerinizde münker işlemeye devam edeceksiniz öyle mi?” Kavminin cevabı, “Şayet doğru sözlülerden isen bize Allah’ın azabını getir (bakalım).” sözünden başkası olmadı.‎"

‎(Ankebût:  29/29) 

Aynı zamanda bu, sözün bittiği noktaydı. Lût (aleyhisselâm) bu çirkinleşmiş, bayağılaşmış kavme yapabileceği bir şey kalmadığını görünce Yüce Allah’a yönelmiş ve: 

(Ankebut:  29/30)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِد۪ينَ۟

Dedi ki: “Rabbim (şu) bozguncu topluluğa karşı bana yardım et.”‎

‎(Ankebût:  29/30) 

Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın, Lût (aleyhisselâm)' ın duasını kabul ettiği şöyle ifade edilmiştir: 

(Şuara:  26/170)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ

"‎Onu ve tüm ailesini kurtardık.‎"

‎(Şuarâ:  26/170) 

ALLAH’IN ELÇİLERİ ELÇİ MELEKLER YOLA ÇIKIYOR:

Yüce Allah’ın  Lût (aleyhisselâm)' ın  kavmini helâk etmek üzere genç delikanlılar suretinde gönderdiği melekler, önce müjde vermek için İbrahim (aleyhisselâm)' a  uğradılar:

(Ankebut:  29/31)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰىۙ قَالُٓوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِۚ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِم۪ينَۚ

"‎Elçilerimiz/ Melekler İbrâhîm’e müjdeyle geldiklerinde, “Biz, bu beldenin ahalisini helak edeceğiz. Şüphesiz onun ahalisi, zalim oldular.” demişlerdi.‎

‎(Ankebût:  29/31) 

(Hûd:  11/69 -76)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَٓاءَ بِعِجْلٍ حَن۪يذٍ

"‎Andolsun ki elçilerimiz/ meleklerimiz İbrâhîm’e müjdeyle gelip, “Selam olsun.” demişlerdi. O da, “Selam.” dedi. Hiç beklemeden pişmiş bir buzağıyı (ikram etmek için) getirdi.‎"

‎(Hûd:  11/69) 

 ‎ فَلَمَّا رَآٰ اَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ اِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْ اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمِ لُوطٍۜ

"‎Ellerinin (ikram edilen yemeğe) uzanmadığını görünce garipsedi ve içine bir korku düştü. Demişlerdi ki: “Korkma! (Çünkü) biz Lût’un kavmine (görevli olarak) gönderildik.”‎

‎(Hûd:  11/70) 

‎ وَامْرَاَتُهُ قَٓائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَۙ وَمِنْ وَرَٓاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ

"‎Hanımı ayaktaydı. Gülmüştü. Biz onu İshâk’la ve İshâk’ın ardından Ya’kûb’un (doğacağı ile) müjdeledik.‎"

‎(Hûd:  11/71) 

 ‎قَالَتْ يَا وَيْلَتٰٓى ءَاَلِدُ وَاَنَا۬ عَجُوزٌ وَهٰذَا بَعْل۪ي شَيْخًاۜ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عَج۪يبٌ

(Hanımı) demişti ki: “Vay başıma gelene! Ben iyice kocamış bir kadın bu da yaşlı kocam (iken, buna rağmen) doğuracak mıyım? Şüphesiz ki bu, pek şaşılacak bir şeydir.”‎

‎(Hûd:  11/72) 

Elçi Melekler:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

 ‎ قَالُٓوا اَتَعْجَب۪ينَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ رَحْمَتُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ اَهْلَ الْبَيْتِۜ اِنَّهُ حَم۪يدٌ مَج۪يدٌ

Demişlerdi ki: “Allah’ın işine mi şaşırıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun ey ev halkı! Şüphesiz ki O, (her daim övgüyü hak eden ve varlık tarafından övülen) Hamîd ve (ihsanı bol, şerefli, her daim övülen) Mecîd’dir.”‎

‎(Hûd:   11/73) 

 ‎ فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰه۪يمَ الرَّوْعُ وَجَٓاءَتْهُ الْبُشْرٰى يُجَادِلُنَا ف۪ي قَوْمِ لُوطٍۜ

"‎İbrâhîm’in korkusu gidip, müjde hâli ağır basınca, Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyulmuştu.‎"

‎(Hûd:  11/74) 

 ‎ اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ لَحَل۪يمٌ اَوَّاهٌ مُن۪يبٌ

"‎Çünkü İbrâhîm yumuşak huylu (ince kalpli, duygusal), çokça “ah” çeken ve (Allah’a) yönelen biriydi.‎"

‎(Hûd:  11/75) 

Elçi Melekler:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

 ‎ يَٓا اِبْرٰه۪يمُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَاۚ اِنَّهُ قَدْ جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَۚ وَاِنَّهُمْ اٰت۪يهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍ

‎(Elçilerimiz:) “Ey İbrâhîm! (O kavimle ilgili) tartışmayı bırak. Çünkü Rabbinin (onlarla ilgili) hükmü gelmiştir. Ve şüphesiz ki onlara geri çevrilmeyecek bir azap gelecektir.” (dediler.)‎

‎(Hûd:  11/76) 

Lût (aleyhisselâm)' ın kavminin helak nedeni, zulmü normal yaşantıya dönüştürmeleri, hayatlarını böyle sürdürmeye inatla devam etmeleri ve davetçileri yurtlarından çıkarmaya çalışmalarıydı. Her türlü kötülüğün daha kötüsü, o kötülüğün normal sayılıp alışkanlık hâline getirilmesidir.

LÛT (ALEYHİSSELÂM)' IN KAVMİNİ HELÂK ETMEYE GİDEN ELÇİ MELEKLERİN İBRÂHÎM ALEYHİSSELÂM)' A UĞRAMALARI:

Sedum´un azgın halkı, Lût (aleyhisselâm)' ı, yalanladılar. Kibir ve gururlarını, artırdıkça, artırdılar.  [52]

Yüce Allah, Lût (aleyhisselâm)' ın duasını kabul edip.       [53] 

Resulüne yardım ve sedum halkını helak etmeyi, irâde buyurduğu zaman.      [54], 

Cebrail (aleyhisselâm)' ı, iki Melekle.   [55] 

ki, Mîkâil ve İsrafil (aleyhiselâm)' larla birlikte gönderdi.

Bu Melekler, genç ve güzel birer erkek suretinde yürüyerek gidip İbrahim (aleyhisselâm)' a konuk oldular.       [56]

Onlar; hem İbrahim (aleyhisselâm)' a, İshak isminde bir oğlu doğacağını müjde­leyecekler, hem de, Lût (aleyhisselâm)' ın kavmini helak edeceklerini haber vereceklerdi.      [57]

Yüce Allah (Azze ve Celle) bunu, Kur´ân-ı keriminde şöyle açıklar:

Elçi Melekler:

(Hûd: 69-70)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَٓاءَ بِعِجْلٍ حَن۪يذٍ

"‎Andolsun ki elçilerimiz/ meleklerimiz İbrâhîm’e müjdeyle gelip, “Selam olsun.” demişlerdi. O da, “Selam.” dedi. Hiç beklemeden pişmiş bir buzağıyı (ikram etmek için) getirdi.‎"

‎(Hûd:  11/69) 

 ‎ فَلَمَّا رَآٰ اَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ اِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْ اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمِ لُوطٍۜ

"‎Ellerinin (ikram edilen yemeğe) uzanmadığını görünce garipsedi ve içine bir korku düştü. Demişlerdi ki: “Korkma! (Çünkü) biz Lût’un kavmine (görevli olarak) gönderildik.”‎

‎(Hûd:  11/70)        [58]

İbrahim (aleyhisselâm):

(Zâriyat:  51/31)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ

‎“Ey elçiler/ melekler! Sizin işiniz (göreviniz) nedir?” demişti.‎

‎(Zâriyat:  51/31) 

Elçi Melekler:

(Hıcr:  15/58)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ

‎“Şüphesiz ki biz, suçlu günahkâr bir kavme gönderildik.” demişlerdi.‎

‎(15/Hicr:  15/58)        [59]

(Zâriyat:  51/32)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ

“Şüphesiz ki biz, suçlu günahkâr bir kavme gönderildik.” demişlerdi.‎

‎(Zâriyat:  51/32) 

(Ankebût:   29/31)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰىۙ قَالُٓوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِۚ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِم۪ينَۚ

"‎Elçilerimiz/ Melekler İbrâhîm’e müjdeyle geldiklerinde, “Biz, bu beldenin ahalisini helak edeceğiz. Şüphesiz onun ahalisi, zalim oldular.” demişlerdi.‎

‎(Ankebût:  29/31)         [60]

Vaktâ ki, (o vakit) İbrahim (aleyhisselâm)' dan o korku gitti. Kendisine, bir de, müjde geldi.

(Hûd:  11/74 - 75)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰه۪يمَ الرَّوْعُ وَجَٓاءَتْهُ الْبُشْرٰى يُجَادِلُنَا ف۪ي قَوْمِ لُوطٍۜ

"‎İbrâhîm’in korkusu gidip, müjde hâli ağır basınca, Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyulmuştu.‎"

‎(Hûd:  11/74) 

‎ اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ لَحَل۪يمٌ اَوَّاهٌ مُن۪يبٌ

"‎Çünkü İbrâhîm yumuşak huylu (ince kalpli, duygusal), çokça “ah” çeken ve (Allah’a) yönelen biriydi.‎"

‎(Hûd:  11/75)           [61]

İBRÂHİM (ALEYHİSSELÂM)' IN ELÇİ MELEKLER LE TARTIŞMASI:

Elçi Melekler:

(Ankebût:  29/31)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰىۙ قَالُٓوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِۚ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِم۪ينَۚ

"‎Elçilerimiz/ Melekler İbrâhîm’e müjdeyle geldiklerinde, “Biz, bu beldenin ahalisini helak edeceğiz. Şüphesiz onun ahalisi, zalim oldular.” demişlerdi.‎

‎(Ankebût:  29/31) 

dedikleri zaman,

İbrahim (aleyhisselâm); onlara:

"Siz, bir kariyeyi, içinde, 400  Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz?" diye sordu.

Elçi Melekler: 

"Hayır!" dediler. 

İbrahim (aleyhisselâm):

"Siz, bir kariyeyi, içinde, 200  Mü´min bulunduğu halde, helak eder misiniz?" diye sordu.

Elçi Melekler: 

"Hayır!" dediler. 

İbrahim (aleyhisselâm):

"Siz, bir kariyeyi, içinde, 100  Mü´min bulunduğu halde, helak eder misiniz?" diye sordu.

Elçi Melekler: 

"Hayır!" dediler.       [62] 

İbrahim (aleyhisselâm):

"Siz, bir kariyeyi, içinde, 50  Müslüman bulunsa, ne dersiniz?  [63] 

"Oradakileri, helak eder misiniz?" diye sordu.

Elçi Melekler:

"Hayır!"  dediler.     [64] 

"O kariye halkının içinde, Müslümanlardan, elli kişi bulunsa, onla­ra, azab etmeyiz!" dediler.      [65]

İbrahim (aleyhisselâm):

"Siz, bir kariyeyi,         [66] 

içinde, 40  Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz?" diye sordu.

Elçi Melekler:

"Hayır!" dediler.        [67]

İbrahim (aleyhisselâm):

"Siz, bir kariyeyi, içinde, 30  Müslüman bulunursa, ne dersiniz?" diye sordu.

Elçi Melekler:

"Bir kariye halkının içinde, 30  Müslüman bulunursa, azab etmeyiz!" dediler.       [68]

İbrahim (aleyhisselâm):

"Siz, bir kariyeyi, içinde, 14  Mü´min bulunduğu halde, helak eder misi­niz?" diye sordu.

Elçi Melekler:

"Hayır!" dediler.        [69]

İbrahim (aleyhisselâm):

"Siz, bir kariyeyi, içinde, 10  Müslüman bulunursa, ne dersiniz?" diye sordu.

Elçi Melekler:

"Müslüman on kişi bulunursa da, azab etmeyiz!" dediler.

Bunun üzerne, 

İbrahim (aleyhisselâm):

"İçinde, on Müslüman bulunmayan ve hayır olmayan bir kavim yoktur!" dedi.  [70]

Elçi Melekler ona:

(Hûd:  11/76)' da   

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ يَٓا اِبْرٰه۪يمُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَاۚ اِنَّهُ قَدْ جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَۚ وَاِنَّهُمْ اٰت۪يهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍ

(Elçilerimiz:) “Ey İbrâhîm! (O kavimle ilgili) tartışmayı bırak. Çünkü Rabbinin (onlarla ilgili) hükmü gelmiştir. Ve şüphesiz ki onlara geri çevrilmeyecek bir azap gelecektir.” (dediler.)‎

‎(Hûd:  11/76)               [71]

(İbrahim (aleyhisselâm):

(Ankebût:  29/32)' de 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالَ اِنَّ ف۪يهَا لُوطًاۜ قَالُوا نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَنْ ف۪يهَاۘ لَنُنَجِّيَنَّهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ كَانَتْ مِنَ الْغَابِر۪ينَ

Demişti ki: “O (beldenin) içinde Lût da var!” Demişlerdi ki: “Biz orada kimin olduğunu çok iyi biliyoruz. Karısı hariç, onu ve ailesini mutlaka kurtaracağız. (Karısı) geride kalacaklardandır.”‎

‎(Ankebût:  29/32)          [72]

ELÇİ MELEKLERİN LÛT (ALEYHİSSELÂM)' IN YURDUNA GELİŞİ VE ONA KONUK OLUŞU:

Allah’ın elçileri, Lût (aleyhisselâm)' a delikanlı suretinde gelmişlerdi. Gelen misâfirlerin melek olduğunu anlayamayan  Lût (aleyhisselâm); kavminin onları görüp kötülük yapmasından endişe etmeye başladı:

Meleklerin genç delikanlılar şeklinde geldiğini gören Lût (aleyhisselâm) onları insan sanmış ve kavminin onlara tecâvüz etmesinden korkmuştu.

Vâhile münâfık bir kadındı. Kavmin îmânsızlık ve ahlâksızlıklarına karşı sessiz kalıyordu. Hattâ kavmini, Lût (aleyhisselâm)' a karşı gizliden gizliye destekliyordu.

Vâhile, bunu hemen gidip kavmine haber verdi; Lût (aleyhisselâm)' a ihânet etti. 

(Hud:  11/77)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا س۪ٓيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالَ هٰذَا يَوْمٌ عَص۪يبٌ

"‎Elçilerimiz (melekler) Lût’a geldiğinde, onlar yüzünden kendini kötü hissetmiş, bir çıkar yol bulamamış ve “Bu baş belası, sıkıntılı bir gündür.” demişti.‎

‎(Hûd:  11/77) 

(Hud:  11/78)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَجَٓاءَهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ اِلَيْهِ وَمِنْ قَبْلُ كَانُوا يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۜ قَالَ يَا قَوْمِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَات۪ي هُنَّ اَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ ف۪ي ضَيْف۪يۜ اَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَش۪يدٌ

"‎(Misafirlerin geldiğini duyunca) kavmi koşar adımlarla ona gelmişti. Bundan önce de kötülükleri (âdet hâline getirecek kadar çokça) yaparlardı. Dedi ki: “Ey kavmim! İşte bunlar benim kızlarım, onlarla (evlenerek ilişki kurmanız) sizin için daha temizdir. Artık Allah’tan korkup sakının ve misafirlerin içinde beni rezil etmeyin. İçinizde hiç mi olgun/aklı başında bir adam yok?”‎

‎(Hûd:  11/78) 

(Hud: 11/79 - 80)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالُوا لَقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا ف۪ي بَنَاتِكَ مِنْ حَقٍّۚ وَاِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا نُر۪يدُ

Demişlerdi ki: “Andolsun sen de biliyorsun ki kızlarında hakkımız/ gözümüz yok. (Aslında) sen, bizim ne istediğimizi de çok iyi biliyorsun.”‎

‎(Hûd:  11/79) 

 ‎ قَالَ لَوْ اَنَّ ل۪ي بِكُمْ قُوَّةً اَوْ اٰو۪ٓي اِلٰى رُكْنٍ شَد۪يدٍ

Demişti ki: “Keşke size karşı bir gücüm olsa ya da (misafirlerimi sizden koruyacak) bir güce sığınabilseydim.”‎

‎(Hûd:  11/80) 

Bunun üzerine Elçi Melekler, endişe girdabındaki Lût (aleyhisselâm)' ı şöyle diyerek teselli ettiler: 

(Hûd:  11/81)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالُوا يَا لُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُٓوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَۜ اِنَّهُ مُص۪يبُهَا مَٓا اَصَابَهُمْۜ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُۜ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَر۪يبٍ

‎(Melekler) demişlerdi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Sana ilişemezler. Gecenin bir vaktinde, ailenle beraber yola çık ve içinizden kimse dönüp arkasına bakmasın. Hanımın hariç! (Çünkü) onların başına gelecek azap, onun da başına gelecektir. Onların (helak) zamanı sabahtır. Sabah yakın değil mi?”‎

‎(Hûd:  11/81) 

(Ankebut:  29/33)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَلَمَّٓا اَنْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا س۪ٓيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالُوا لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْ۠ اِنَّا مُنَجُّوكَ وَاَهْلَكَ اِلَّا امْرَاَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِر۪ينَ

"‎Elçilerimiz/ Melekler Lût’a geldiğinde, onlar yüzünden kendini kötü hissetmiş, bir çıkar yol bulamamıştı. Demişlerdi ki: “Korkma ve üzülme! Kuşkusuz, karın hariç, seni ve aileni kurtaracağız. (Karın ise) geride kalacaklardandır.”‎

‎(Ankebût:  29/33) 

Yüce Allah; Lût (aleyhisselâm) kavmini helak etmek üzere gönderdiği Meleklere:

"Lût, onlar aleyhinde dört defa şehâdette bulunursa, onları, helak etmenize izin verdim!         [73]

Lût, onlar aleyhinde dört.      [74] 

kerre şehâdette bulunmadıkça, onları, helak etme­yiniz!" buyurmuştu.     [75]

Elçi Melekler; İbrahim (aleyhisselâm)' ın yanından ayrılarak Lût (aleyhisselâm)' ın kariyesine doğru gittiler. Gündüzün ortasında oraya vardılar.

Sedum ırmağına ulaştıkları zaman, Lût (aleyhisselâm)' ın, Ev halkı için, su dol­duran kızı ile karşılaştılar: 

Elçi Melekler Ona:

"Ey genç kız! Konuk olunacak yer var mı?" diye sordular. 

Genç kız:

"Evet! Konuklanacağınız, şurasıdır. Fakat, ben, gidip yanınıza gelinceye kadar, içeri girmeyiniz!" dedi. 

Genç kız Gidip Babasına:

"Babacığım! Şehrin kapısı önündeki yiğitler, Senin yanına gelmek istiyorlar. Ben, onların yüzlerinden daha güzel yüzlüsünü görmüş değilim. Sakın, Senin kavmin, onları, yakalayıp kendilerine bir rezillik yapmasınlar!" dedi. 

Lût (aleyhisselâm)' ın kavmi, erkek konuk kabul etmekten, Lût (aleyhisselâm)' ı, men etmişler,

Lût (aleyhisselâm)' a: 

"Sen, aramızdan çekil! Erkekleri, biz konuklayacağız!" demişlerdi.  [76]

Lût (aleyhisselâm); genç konukları, içeriye gizlice almış, onlardan, hiç kimsenin haberi olmamıştı.

Fakat, Lût (aleyhisselâm)' ın karısı Vâhile, gidip bunu, kavmine haber verdi ve:

"Lût´un evinde, öyle genç erkekler var ki, ben, şimdiye kadar, ne onlar gibisi­ni, ne de, onların yüzlerindeki güzelliğin bir benzerini.      [77] 

ve kendilerinden yayı­lan güzel kokudan daha güzelini.     [78] 

görmüş değilim!" dedi.

Elçi Melekler, Lût (aleyhisselâm)' a:

"Biz, bu gece, sana, konuk olmak istiyoruz!        [79]

Biz, bu gece, sana, konuk´uz!" dediler.        [80]

Lût (aleyhisselâm):

"Her halde, siz, yabancı, tanınmamış bir cemâatsiniz?" dedi.       

(Hicr:  16/62)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ

“Şüphesiz sizler tanınmayan bir topluluksunuz.” demişti.‎"

‎(Hicr:  16/62)             [81]

(Hûd:  11/77)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا س۪ٓيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالَ هٰذَا يَوْمٌ عَص۪يبٌ

"‎Elçilerimiz (melekler) Lût’a geldiğinde, onlar yüzünden kendini kötü hissetmiş, bir çıkar yol bulamamış ve “Bu baş belası, sıkıntılı bir gündür.” demişti.‎

‎(Hûd:  11/77)              [82]

Lût (aleyhisselâm), onlara:

"Siz, bu kariye halkının, ne yaptığını, biliyor musunuz?"       [83]

Siz, onların işini, işittiniz mi?" dedi.

Elçi Melekler:

"Ne imiş onların işi?       [84] 

Ne yapıyormuş onlar?" diye sordular.   [85]

Lût (aleyhisselâm):

"İnsanlar içinde, onlardan daha kötü bir kimse yoktur!       [86]

Ben, yer yüzünde, kötü iş işlenen yer olarak onların kariyesinden daha kötüsü bulunmadığına şehâdet ederim!        [87]

Vallahi, ben, yer yüzünde, onlardan daha habîs insanlar bulunabileceğini bil­miyorum!" 

dedi ve bu sözünü, dört.        [88] 

kere tekrarladı ve kavmi aleyhinde şehadette bulunmuş oldu.

Melekler, Lût (aleyhisselâm) ile birlikte eve girdiler.        [89]

LÛT (ALEYHİSSELÂM)' IN BAŞI DERTTE:

(Hicr:  15/67)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَجَٓاءَ اَهْلُ الْمَد۪ينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ

"‎Şehir halkı (erkek misafirlerin şehre geldiğini birbirlerine müjdeleyerek) sevinç içinde geldiler.‎"

‎(Hicr:  15/67)           [90] 

Lût (aleyhiselâm)' ın evini, her taraftan kuşattılar.       [91] 

Lût (aleyhisselâm), kapıyı kapadı.

Elçi Melekler ile kendisi, içeride bulunuyor, kapının arkasından, onlarla münâ­kaşa ediyor, tartışıyor, içeriye girmemeleri için, onlara and veriyor.        [92] 

yalvarıyordu.       [93]

Sedumlular ise, eve inmeğe, girmeğe çalışıyorlardı.        [94]

Lût (aleyhisselâm):

"Ey kavmim!"         [95]

"Gerçekten, bunlar, benim konuklarımdır.

‎(Hicr:  16/68)' de  

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالَ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ضَيْف۪ي فَلَا تَفْضَحُونِۙ

Dedi ki: “Bunlar benim misafirlerimdir. Beni utandırıp dillerine düşürmeyin.”‎

‎(Hicr:  16/68)             [96]

"Beni, konuklarımın yanında rüsvay etmeyiniz!         

(Hicr:  15/68)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالَ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ضَيْف۪ي فَلَا تَفْضَحُونِۙ

Dedi ki: “Bunlar benim misafirlerimdir. Beni utandırıp dillerine düşürmeyin.”‎

‎(Hicr:  15/68)  (Taberî-Tarih c.1,s.157.)  [97]

(Hicr:  15/69)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ

‎“Allah’tan korkun ve beni rezil etmeyin.”‎

‎(Hicr:  15/69)          [98]

‎(Hicr:  15/71)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎قَالَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَات۪ٓي اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَۜ

Dedi ki: “İllaki bir şey yapacaksanız işte benim (evlenebileceğiniz) kızlarım!”‎

‎(Hicr:  15/71)           [99]

(Hûd:   11/78)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَجَٓاءَهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ اِلَيْهِ وَمِنْ قَبْلُ كَانُوا يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۜ قَالَ يَا قَوْمِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَات۪ي هُنَّ اَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ ف۪ي ضَيْف۪يۜ اَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَش۪يدٌ

"‎(Misafirlerin geldiğini duyunca) kavmi koşar adımlarla ona gelmişti. Bundan önce de kötülükleri (âdet hâline getirecek kadar çokça) yaparlardı. Dedi ki: “Ey kavmim! İşte bunlar benim kızlarım, onlarla (evlenerek ilişki kurmanız) sizin için daha temizdir. Artık Allah’tan korkup sakının ve misafirlerin içinde beni rezil etmeyin. İçinizde hiç mi olgun/aklı başında bir adam yok?”‎

‎(Hûd:   11/78)            [100]

Onlar:

(Hicr:   15/70)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالُٓوا اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَم۪ينَ

“Biz seni toplumun işine karışmaktan alıkoymamış mıydık?” demişlerdi.‎

‎(Hicr:   15/70)           [101]

Lût (aleyhisselâm):

"Ya size (yetecek) bir gücüm olsaydı, ya da, sarp bir kaleye sığınabilseydim."  

(Hûd:  11/79 - 80)' de

Onlar:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالُوا لَقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا ف۪ي بَنَاتِكَ مِنْ حَقٍّۚ وَاِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا نُر۪يدُ

Demişlerdi ki: “Andolsun sen de biliyorsun ki kızlarında hakkımız/gözümüz yok. (Aslında) sen, bizim ne istediğimizi de çok iyi biliyorsun.”‎

‎(Hûd:  11/79) 

Lût (aleyhisselâm):

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

 ‎ قَالَ لَوْ اَنَّ ل۪ي بِكُمْ قُوَّةً اَوْ اٰو۪ٓي اِلٰى رُكْنٍ شَد۪يدٍ

Demişti ki: “Keşke size karşı bir gücüm olsa ya da (misafirlerimi sizden koruyacak) bir güce sığınabilseydim.”‎

‎(Hûd:  11/80)            [102]

(Şuarâ: 26/168-169)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالَ اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَال۪ينَۜ 

Demişti ki: “Ben, sizin bu yaptığınız işten nefret ediyorum.”‎

‎(Şuarâ:  26/168) 

 ‎رَبِّ نَجِّن۪ي وَاَهْل۪ي مِمَّا يَعْمَلُونَ

‎“Rabbim! Beni ve ailemi bu yaptıklarından kurtar.”‎

‎(Şuarâ:  26/169)           [103]

Elçi Melekler: 

Lût (aleyhisselâm)' ın sıkıntıya ve zahmete uğradığını görünce, ona.  [104]

(Hûd:  11/81)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالُوا يَا لُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُٓوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَۜ اِنَّهُ مُص۪يبُهَا مَٓا اَصَابَهُمْۜ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُۜ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَر۪يبٍ

‎(Melekler) demişlerdi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Sana ilişemezler. Gecenin bir vaktinde, ailenle beraber yola çık ve içinizden kimse dönüp arkasına bakmasın. Hanımın hariç! (Çünkü) onların başına gelecek azap, onun da başına gelecektir. Onların (helak) zamanı sabahtır. Sabah yakın değil mi?”‎

‎(Hûd:  11/81)
 
(Hicr:  15/65)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَاتَّبِعْ اَدْبَارَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ

‎“Gecenin bir bölümünde aileni yola çıkar. Sen de peşlerine düş. Sizden kimse arkasına bakmasın. Emrolunduğunuz yere doğru devam edin.”‎

‎(Hicr:  15/65)        [105]

(Hûd:  11/81)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالُوا يَا لُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُٓوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَۜ اِنَّهُ مُص۪يبُهَا مَٓا اَصَابَهُمْۜ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُۜ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَر۪يبٍ

"‎(Melekler) demişlerdi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Sana ilişemezler. Gecenin bir vaktinde, ailenle beraber yola çık ve içinizden kimse dönüp arkasına bakmasın. Hanımın hariç! (Çünkü) onların başına gelecek azap, onun da başına gelecektir. Onların (helak) zamanı sabahtır. Sabah yakın değil mi?”‎

‎(Hûd:  11/81)          [106]

Onlar:

"Kapıyı, aç! Sen, bizi, onlarla başbaşa bırak!" dediler.       [107]

Lût (aleyhisselâm), kapıyı, açınca. [108], 

Sedumlu azgınlar, içeri daldılar. Elçi Me­leklerin yanına girdiler.      [109]

Elçi Meleklere, kötülük yapmağa kalkıştılar.       

(Kamer: 54/37)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَنْ ضَيْفِه۪ فَطَمَسْنَٓا اَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَاب۪ي وَنُذُرِ

"‎Andolsun ki onun konuklarını da arzulamışlardı. Biz de gözlerini silip (kör ettik). “Tadın azabımı ve uyarımı!” (dedik.)‎"

‎(Kamer:  54/37)            [110]

Cebrail (aleyhisselâm), Sedumlu azgınları, cezalandırmak için, Rabbinden, izin istedi. İzin verilince, Cebrail (aleyhisselâm), kanadını, onların yüzlerine çarpıp hepsi­nin gözlerini, silme kör etti! Onlar, hemen geri döndüler:

"Ey Lût! Sen, bize Sihirbazlar getirdin! Bizi, senin gibi, sihirledin!        [111]

Hele, sabaha bir çıkalım!       [112]

Yine, döneriz!"        [113] 

diyerek Lût (aleyhisselâm)' ı, tehdid ediyorlar.      [114] 

aynı za­manda, birbirilerini çiğneyerek kör bir halde dışarı çıkmağa.     [115], 

tutunmak için du­varları bulmağa çalışıyorlar.         [116] 

fakat ne gidecekleri yolu biliyorlar, ne de, ken­dilerine evleri gösteriliyordu!      [117]

"Kör olduk! Kör olduk! Yer yüzündeki halkın en Sihirbazları, Lût´un evindedir!" diye söyleniyorlardı.      [118]

LÛT (ALEYHİSSELÂM)' IN KAVMİ İŞARETLENMİŞ TAŞLARLA HELAK OLUYOR:

Zulmü âdet haline getirenlere Allah’ın hükmü helâk olarak gerçekleşir. Artık zâlim kavmin helâk zamanı gelmişti. 

Elçi Melekler:

(Hûd:  11/81)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ قَالُوا يَا لُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُٓوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَۜ اِنَّهُ مُص۪يبُهَا مَٓا اَصَابَهُمْۜ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُۜ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَر۪يبٍ

‎(Melekler) demişlerdi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Sana ilişemezler. Gecenin bir vaktinde, ailenle beraber yola çık ve içinizden kimse dönüp arkasına bakmasın. Hanımın hariç! (Çünkü) onların başına gelecek azap, onun da başına gelecektir. Onların (helak) zamanı sabahtır. Sabah yakın değil mi?”‎

‎(Hûd:  11/81) 

(Hicr:  15/66)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِح۪ينَ

‎Ona şu kesin hükmü bildirdik: “Sabah olduğunda bunların arkaları kesilmiş (kökleri kurumuş) olacaktır.”‎

‎(Hicr:  16/66) 

Bu kavmin en zâlimleri Lût (aleyhisselâm)' ı bırakıp Allah’ın meleklerine yönelince olanlar oldu:

(Kamer:  54/37)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَنْ ضَيْفِه۪ فَطَمَسْنَٓا اَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَاب۪ي وَنُذُرِ

"‎Andolsun ki onun konuklarını da arzulamışlardı. Biz de gözlerini silip (kör ettik). “Tadın azabımı ve uyarımı!” (dedik.)‎

‎(Kamer:  54/37) 

"Daha sonra azap emrimiz gelince o ülkenin altını üstüne getirdik ve başlarına ateşte pişirilmiş taşları peş peşe yağdırdık. O taşlar Rabbin tarafından işaretlenmiştir. Böyle bir azap her zaman zalimlerin tepesindedir.”


(Hûd:  11/83)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَۜ وَمَا هِيَ مِنَ الظَّالِم۪ينَ بِبَع۪يدٍ۟

"‎(O taşlar) Rabbinin katında işaretlenmişlerdir. O (azabın bir benzeri, bu kavmin amelini yapan) zalimlerden uzak değildir.‎"

‎(Hûd:  11/83) 

(Hicr:  15/73 - 74)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِق۪ينَۙ

"‎(Derken) Güneş’in doğmasıyla onları bir çığlık yakalayıverdi.‎"

‎(Hicr:  15/73) 

 ‎ فَجَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۜ

"‎Oranın altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.‎"

‎(Hicr:  15/74) 

(Neml:  27/58)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًاۚ فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ۟

"‎Üzerlerine (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.‎"

‎(Neml:  27/58) 

LÛT (ALEYHİSSELÂM)' IN KARISI DA ONLARDANDI!:

O bir peygamber hanımıydı. Salih bir kulun nikâhındaydı ama o haddi aşanlarla beraber hareket etti. Ahlaksızlığa ses çıkarmadığı gibi, onların değirmenlerine su taşıdı. Lût (aleyhisselâm)' ı mahcup etmek pahasına o iğrenç insanların tarafını tuttu. Peygamber karısı olmasına rağmen o da, kavimle beraber helak olanlardan oldu:

(A’raf:  7/83)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ كَانَتْ مِنَ الْغَابِر۪ينَ

"‎Hanımı hariç, onu ve ailesini kurtarmıştık. (Hanımı) geride (helak olanlarla) kalmıştı.‎"

‎(A'râf:  7/83) 

(Zâriyat:  51/35 - 36)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ ف۪يهَا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ

"‎Orada bulunan mümin kimseleri çıkardık.‎"

‎(Zâriyat:  51/35) 

 ‎فَمَا وَجَدْنَا ف۪يهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۚ

"‎Orada, bir ev halkı dışında, Müslim/ şirki terk ederek tevhidle Allah’a yönelen kimse bulamadık.‎"

‎(Zâriyat:  51/36) 

LÛT KAVMİ'NİN KÖTÜ TUTUM VE DAVRANIŞLARI VE HELÂK EDİLİŞLERİ, KURÂN-I KERİMDE ŞÖY­LE AÇIKLANIR:

(Hıcr:  15/66)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَقَضَيْنَٓا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِح۪ينَ

Ona şu kesin hükmü bildirdik: “Sabah olduğunda bunların arkaları kesilmiş (kökleri kurumuş) olacaktır.”‎

‎(Hicr:  15/66)           [119]

(Kamer:  54/33)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ

"‎Lût’un kavmi de uyarıcıları yalanladı.‎"

‎(Kamer:  54/33)         [120]

(Kamer:  54/36)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَقَدْ اَنْذَرَهُمْ بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ

"‎Andolsun ki (Lût), (şiddetli) yakalayışımızla onları uyarmıştı. Onlarsa uyarılara şüpheyle yaklaşmışlardı.‎"

‎(Kamer:  54/36)         [121]

(Hıcr:  15/72)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ لَعَمْرُكَ اِنَّهُمْ لَف۪ي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ

"‎Senin ömrüne andolsun ki onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.‎"

‎(Hicr:  15/72)         [122]

(Kamer:  54/37)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَنْ ضَيْفِه۪ فَطَمَسْنَٓا اَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَاب۪ي وَنُذُرِ

"‎Andolsun ki onun konuklarını da arzulamışlardı. Biz de gözlerini silip (kör ettik). “Tadın azabımı ve uyarımı!” dedik."

‎(Kamer:  54/37)         [123]

(Kamer:  54/39)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎فَذُوقُوا عَذَاب۪ي وَنُذُرِ

"‎Tadın (bakalım) azabımı ve uyarımı!‎"

‎(Kamer:  54/39)        [124]

(Hıcr:  15/73-74)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِق۪ينَۙ

"‎(Derken) Güneş’in doğmasıyla onları bir çığlık yakalayıverdi.‎"

‎(Hicr:  15/73) 

 ‎ فَجَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۜ

"‎Oranın altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.‎"

‎(Hicr:  15/74)           [125]

"Vaktâ (o vakit) ki, azab emrimiz geldi. (O memleketin) üstünü, altına getirdik! Tepelerine de, balçıktan pişirilmiş, istiflenmiş taşlar yağdırdık ki, onlar, Rabb´inin katında hep damgalanmış/ardı. Onlar, zâlimlerden uzak değildir." 

(Hûd:  11/82-83)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجّ۪يلٍۙ مَنْضُودٍۙ

"‎(Helak) emrimiz geldiğinde oranın altını üstüne getirdik ve tepelerine birbiri ardına dizilmiş, çamurdan pişirilmiş taşlar yağdırdık.‎"

‎(Hûd:  11/82) 

 ‎ مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَۜ وَمَا هِيَ مِنَ الظَّالِم۪ينَ بِبَع۪يدٍ۟

"‎(O taşlar) Rabbinin katında işaretlenmişlerdir. O (azabın bir benzeri, bu kavmin amelini yapan) zalimlerden uzak değildir.‎"

‎(Hûd:  11/83)            [126]

(Ârâf:  7/84)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًاۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِم۪ينَ۟

"‎Onların üzerine bir (azap) yağmuru yağdırmıştık. Suçlu günahkârların akıbetinin nasıl olduğuna bir bak!‎"

‎(A'râf:  7/84)        [127]

(Tahrim:  66/10)' da

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا امْرَاَتَ نُوحٍ وَامْرَاَتَ لُوطٍۜ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا وَق۪يلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِل۪ينَ

"‎Allah, kâfirlere Nûh’un ve Lût’un eşini örnek verdi. İkisi de kullarımızdan salih olan iki kulun (nikâhı) altındaydı. İkisi de (müşrik kavimlerinin yanında yer alarak, kocalarına) ihanet ettiler. (Kocaları peygamber olmasına rağmen) Allah’a karşı onlara hiçbir fayda sağlamadı. Denildi ki: “Girenlerle beraber girin ateşe.”‎

‎(Tahrîm:  66/10)        [128]

"O (şehrin harabeleri.        [129] 

(Hıcr:  15/76 - 77)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَاِنَّهَا لَبِسَب۪يلٍ مُق۪يمٍ

"‎Orası hâlen bir yerleşim yolu üzerinde bulunuyor.‎"

‎(Hicr:  15/76) 

 ‎ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ

"‎Şüphesiz bunda, iman edenler için (dersler çıkarılacak) bir ayet vardır.‎"

‎(Hicr:  15/77)        [130]

(Ankebût:  29/35)' de

Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

‎ وَلَقَدْ تَرَكْنَا مِنْهَٓا اٰيَةً بَيِّنَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

"‎Andolsun ki biz, akleden bir topluluk için oradan (ibret alınacak) apaçık bir ayet bıraktık.‎"

‎(Ankebût:  29/35)        [131]

LÛT (ALEYHİSSELÂM)' IN KARISININ HELÂKI:

Lût (aleyhisselâm)' ın karısı, duyduğu korkunç bir gürültü üzerine arkasına dönüp:

"Vaah kavimciğim!" diyerek acındığı sırada, Yüce Allah, gönderdiği şeyle.        [132] 

taşla.        [133] 

onu da, helak edip.       [134] 

özlediği kavmine kavuşturdu.      [135]

Lût (aleyhisselâm)' ın imansız karısının adı, Vâhile idi.          [136]

LÛT (ALEYHİSSELÂM) İLE EV HALKININ ŞAM TARAFLARINA GİDİŞİ:

Seher vakti olunca, Yüce Allah, Lût (aleyhisselâm) ile Ev halkını, Şam´a doğru yollandırdı.         [137]

LÛT (ALEYHİSSELÂM)' IN FİLİSTİNDE OTURUŞU VE VEFATI:

Lût (aleyhisselâm); vefat edinceye kadar, Şam Filistin toprağında, Amcası İbra­him (aleyhisselâm) ile birlikte oturdu.

Rivayete göre  İbrahim (aleyhisselâm); Lût (aleyhisselâm)' ın kızı ile, Medyen b. İbrahim'i evlendirdi.

Yüce Allah, onun neslini de, bereketlendirdi; Medyen halkı, onlardan hâsıl oldu.         [138]

Rivayete göre Lût (aleyhisselâm)' ın, kavminin helakından 7  yıl sonra vefat ettiği de söylenir.

Rivayete göre Lût (aleyhisselâm)' ın, Hazret-i  Sâre ile İbrahim (aleyhisselâm) ve oğullarının gömüldük­leri kabirlerinin civarında, İbrahim (aleyhisselâm)' a aid Yakîn diye anılan Mescid´e bir fersah kadar uzaklıkta bulunan köydeki kabrine gömüldü.   [139]

Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm olsun!      [140]

Allah’ın (Azze ve Celle)' nin Selâm'ı, Râhmet ve bereketi, İbrahim (aleyhisselâm)' ın, Lût (aleyhisselâm)' ın Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in  ve bütün peygamberlerin üzerine olsun. Allahümme Amin.

Hâtime: 

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh'a mahsustur. Salât ve Selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)' in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh'tandır.

O her şeyin en iyisini bilendir.

Muvahhid Kullara Selâm Olsun.

Polat Akyol.


KAYNAK:

KUR'AN, SAHİH SÜNNET VE İSLAM'İ TARİH KAYNAKLARI

[52] İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.36

[53] Şâlebî-Arais s.103, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.178.

[54] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.118.

[55] Taberî-Tarih c.1,s.153, İbn.Esir-Kâmil c.1,s.118.

[56] Taberî-Tarih c.1,s.153, Salebî-Arais c.103, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.118.

[57] Taberî-Tarih c.1,s.153, Sâlebî-Arais s.103, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.119, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.178.

[58] Hûd: 69-70.

[59] Hıcr: 58.

[60] Ankebût: 31.

[61] Hûd: 74-75.

[62] Taberî-Tarih c.1,s.153, Sâlebi-Arais s.103, Ebülferec ibn.Ceyzî-Tabsıra c.1,s.151.

[63] İbn.Ebî Şeybe-Musannef C.11.S.524, Taberî-Tarih C.1.S.153, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.119.

[64] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524.

[65] Taberî-Tarih c.1,s.153, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.119

[66] Taberî-Tarih c. 1 ,s.153, Sâlebi-Arais s. 103, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c. 1 ,s. 151, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.179.

[67] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524, Taberî-Tarih c.1,s.153, Ebülferec İbn.Cevzi-Tabsıra c-1.s151, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.179.

[68] Taberî-Tarih c.1,s.153, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.119

[69] Taberî-Tarihc.1,s.153, Sâlebî-Araiss.103, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsırac.1,s.151, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.179.

[70] Taberî-Tarih c.1,s.153, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.119.

[71] Hûd: 76.

[72] Ankebût: 32.

[73] Taberî-Tarih c.1.s. 154.

[74] Veya üç kere (İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.523).

[75] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.523, Taberî-Tarih c.1,s.154, Sâlebî-Arais s.104, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.120.

[76] Taberi-Tarih c.1 ,s.154, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, Sâlebî-Arais s.104, ibn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.12O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 179-180.

[77] Taberî-Tarih c.1 ,s.154, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, Sâlebî-Arais s.104 İbn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.12O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 179-180.

[78] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524.

[79] Taberî-Tarih c.1,s. 154.

[80] Taberî-Tarih c.1,s.154, Sâlebî-Arais s.104, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.12O.

[81] Hıcr: 62.

[82] Hûd: 77.

[83] ibn.EEbî Şeybe-Musannef c.11,s.524, Taberî-Tarih c.1,s,154, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.12O.

[84] Taberî-Tarih c.1,s.154, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.12O.

[85] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11.S.524.

[86] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524.

[87] Taberî-Tarih c.1,s.154, Sâlebî-Arais s.104.

[88] Veya üç kere (İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.524)

[89] Taberî-Tarih c.1,s.154, Sâlebî-Arais s.104, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.12O

[90] Hıcr: 67

[91] Taberî-Tarih c.1,s.156

[92] Sâlebî-Arais s.105.

[93] Taberî-tarih c.1,s.157.

[94] Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152.

[95] Taberî-Tarih c.1,s.157 .

[96] Hıcr: 68.

[97] Hıcr: 68, Taberî-Tarih c.1,s.157.

[98] Hıcr: 69.

[99] Hıcr: 71.

[100] Hûd: 78.

[101] Hıcr: 70.

[102] Hûd: 79-80.

[103] Şuarâ: 168-169.

[104] Sâlebî-Arais s. 105, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152.

[105] Hıcr: 65.

[106] Hûd: 81.

[107] Sâlebî-Arais s. 105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152.

[108] Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121

[109] Taberî-Tarih c.1,8.156, Salebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.152, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121

[110] Kamer: 37

[111] Taberî-Tarih c.1,s.156, Sâlebî-Arais s.105

[112] Taberî-Tarih c.1,s.156, Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1s.152.

[113] Taberî-Tarih c.1,s.157.

[114] Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec-Tabsıra c.1,s.152.

[115] Taberî-Tarih c.1,s. 156, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121.

[116] Taberî-Tarih c.1,s.155.

[117] Sâlebî-Arais s.105.

[118] Taberî-Tarih c.1,s. 156, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, Sâlebî-Arais s.105, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.153, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121.

[119] Hıcr: 66.

[120] Kamer: 33.

[121] Kamer: 36.

[122] Hıcr: 72.

[123] Kamer: 37.

[124] Kamer: 39.

[125] Hıcr: 73-74.

[126] Hûd: 82-83.

[127] Ârâf: 84.

[128] Tahrim: 10.

[129] Mes´ûdîye göre: Hicretin 332. yılında Lut kavminin yurdu, harap bir halde mevcud olup oralarda hiç bir kimse bulunmamakta, yerlerde de, damgalanmış, siyah, parlak taşlar görülmekte idi. (Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.46).

[130] Hıcr: 76-77.

[131] Ankebût: 35.


[132] Taberî-Tarih c.1,s.155, Sâlebî-Arais s.106, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.121, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.182, Diyar.Bekri-Hamis c.1,s.87

[133] Diyar.Bekrî-Hamîs c.1,s.87

[134] Taberi-Tarih c.1,s.155, Sâlebî-Arais s.106, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.121- Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.182, Diyar.Bekrî-Hamis c.1,s.87

[135] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.182

[136] İbn.Habib-Kitabülmuhabber s.383.

[137] Taberi-Tarih c.1,s.156, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.121

[138] İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.37,38,44

[139] Mir Havend-Ravzatussafa Terceme s.174, Âlî-Künhül´ahbar c.2,s.173

Bir Fersah: üç Mil´dir.

Bir Mil: dört bin Zira´dır.

Bir Zira´: yirmi dört Parmak´tır.

Bir Parmak: birinin karnı, diğerinin arkasına gelmek üzre altı tane Arpa enidir.

Bir Arpa eni: katır kuyruğunun, yanyana dizilen altı teli kadardır.

(Mir Havend-Ravzatussafa Terceme s.65)

[140] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/258.




Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Lût Aleyhisselâm'ın Hayatı Kıssası Devamı

Polat Akyol Polat Akyol