Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
5 (3 oy)

Zürafanın Daktilo Tamirhanesi


Sabahın cebinden bir vida düştü,

kimse eğilmedi.


Postacı, 

gökyüzüne fatura kesmiş;

bulutlar borcunu ödeyemeyince

yağmur yerine eski ışıklar yağıyordu.


Bir zürafa,

boynuna daktilo asmış,

dükkanın ortasında harf tamir ediyordu.

“R” harfi paslanmış,

“Ö” harfinin gözleri yerinden çıkmış,

“Ş” harfi gece boyunca

kendi kuyruğuna basmış.


Ben sıraya girdim.

Elimde kırık bir ünlem,

cebimde üç noktanın son treni.


Tam o sırada

bir belediye hoparlörü öksürdü:


“Dikkat!

Bugün bütün kaldırımlar

ayakkabılardan şikâyetçi.

Lütfen adımlarınızı evde bırakınız.”


Kediler tutanak tuttu,

fareler itiraz etti,

bir çay bardağı

kendini ince belli bir filozof sanıp

kaşığın kulağına şekerli bir kehanet fısıldadı.


Kimse inanmadı.


Zaten o gün

inanmak yasaktı;

yalnızca şemsiyelerin

ters dönerek dua etmesine izin vardı.


Bir adam geldi,

başında akvaryum,

içinde kravatlı iki balık.

“Ben düşüncelerimi yüzdürüyorum,” dedi.


Balıklardan biri boğuldu.

Diğeri dilekçe yazdı.

Şikayet ediyordu.


Dilekçeyi bir kaplumbağa okudu,

çok geç kaldı,

ama resmi tören yapılacaktı.


Tamirhanede işler karıştı.


Daktilonun içinden

bir mandalina korosu çıktı;

hepsi aynı anda ekşi bir marş söyledi.

Zürafa telaşlandı,

boynunu tavana astı,

“Bu ülkede uzun olmak

bazen merdiven yerine kullanılmaktır,” dedi

ve hemen sustu,

çünkü duvarda asılı saat

onu dinliyordu.


Saatin akrebi izin almıştı.

Yelkovan tek başına dönüyor,

her turda biraz daha yaşlanıyordu.

Öğle vakti gelmeyince

sandalyeler açlık grevine başladı.


Bir sandalye bağırdı:

“Bize oturmayın artık,

sürekli poponuzu görmekten bıktık!”


Kimse cevap vermedi.

Çünkü cevapların hepsi

dünden kalma gazetelere sarılıp

manavda ucuz diye satılmıştı.


Bir kadın geçti sokaktan,

saçlarında küçük trenler.

Her lokomotif

başka bir vedaya buhar basıyordu.

Kadının sırtında bir çuval vardı;

çuvalın içinde şehir değil,

şehrin kendisinden kaçırdığı umutlar.


Umutlardan biri bana el salladı.


Tanıdık geldi.

Belki çocukluğumdu,

belki hiç girmediğim bir kalbin

bende bıraktığı yara izi.


Sonra gökyüzü aşağı indi.

Kimlik sordu herkese.

Bulutlar ceplerini karıştırdı,

kuşlar soyadlarını unuttu,

bir leylek nüfus memuruna

gagasından bebek teslim etti.

Kim bilir nerden getirmişti.


Bebek konuştu:

“Ben aslında pazartesiyim.”

Sen kimsin mi dedim?

Kendini duvara çarptı,

sinirlendi bütün takvimler.

Salı, masanın altına saklandı.

Çarşamba, eski bir palto giyip

kimseye görünmeden şehirden kaçtı.


Zürafa bana baktı.


“Kırık ünlemini tamir edemem,” dedi.

“Bunda fazla hayret var.

Böyle şeyler artık yedek parçayla düzelmez.”


Ben üç noktanın tekini uzattım.

Onu avucuna aldı,

kulağına tuttu,

içinden küçük bir deniz sesi geldi.


“Bu hâlâ yaşıyor,” dedi.

“Bunu cümlenin sonuna koyma.

Birinin kalbine göm.”

Ama üçü birlikte olacak unutma.


Akşam olunca

tamirhanenin kepenkleri kendiliğinden kapandı.

İçeride kimse kalmadı;

yalnız harfler,

vidalar,

bir iki mandalina sesi,

ve boynunu tavanda unutmuş zürafanın

ince gölgesi.


Ben eve dönerken

kaldırımlar hâlâ bana kırgındı.


Adımlarımı cebime koydum.

Çıplak bir sessizlikle yürüdüm.


Gece,

kapımın önünde bekleyen eski bir tencereydi.

Kapağını kaldırdım;

içinde küçük bir ay kaynıyordu.


Kaşığı uzattım.


Ay bana baktı.

“Beni karıştırma,” dedi,

“ben zaten yeterince dönüyorum.”


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (3 oy)
  • Yorumlar 8
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Zürafanın Daktilo Tamirhanesi

SönmezKORKMAZ SönmezKORKMAZ