Rüyalarda Kaldı
Yayladayız. Ormanyol Yaylası. Yaylada elektrikler yok henüz. Ya idare lambası ya da "Löküs" adı verilen tüpler kullanılıyor. Haftada bir satıcı kamyonu geliyor, biz de büyükler alışverişlerini yaparken onları izliyoruz. Bazen kamyonun içine kadar düşeceğimiz oluyor. Satıcı bizi oradan uzaklaştırmak için bir çikolata ya da bisküvi kutusunu ortamıza atıyor, biz kendi aramızda mücadele ederken o da rahatlıkla işini görüyor. Telefon yok, televizyon yok. Köyden birileri gelirse "Bizimkiler ne yapıyor, haberin var mı?" tek haber kaynağımız. Yaylada 25-30 hane var. Herkes birbirini tanıyor, birbirine gidip geliyor. Misal biz mantar ya da çilek toplamaya gidiyoruz. Ben Garip'ten habersiz gitmiyorum. İnek yavrularını otlatmak için götüreceğim, Garip'e de haber ediyorum. Komşuların hayvanlarını da önümüze katıyoruz. Aşağıdaki dereye kadar koşturuyoruz. Derede hem onları suluyoruz hem de biz su molası veriyoruz. Moladan sonra dar bir patikadan tırmanarak karşı yakaya çıkıyoruz. Bozkırdan çıkıp orman içinden tepe bir noktaya kadar götürüyoruz. O tepe noktada (Ayı Gölü derler) bir düzlük alan vardır. Güneşin oradan doğduğunu zannederiz çoğu zaman. Orayı görene kadar gidiyoruz. Oraya geldiğimiz vakit karşı yakada kalan yaylamıza dönüp bakınca bu taraftan doğan güneş yüzünü Tavşan Taşı'na çevirmiş, yavaş yavaş ayağa kalkıyor gibi, ışıklarını yaylamıza aşağı saldığını görüyoruz. Bu, havanın açık olduğu her sabah karşılaştığımız bir manzara, ama biz her seferinde ilk defa görüyormuşuz gibi hayran hayran bu manzarayı izliyoruz. Babaannemin sesini duymasak belki saatlerce öyle bakakalacağız. Nefesi yettiği kadar sesini kuş uçuşu 250-300 metre uzaktaki bize duyurmaya çalışan babaannemin sesiyle kahvaltının hazır olduğunu anlıyoruz. Koşa koşa geldiğimiz yolu geri dönerken ayağım bir dala takılıyor. Derenin üstüne kadar yuvarlanıyorum. Garip arkamdan koşup beni yakalamaya çalışıyor. Tam yamaçtan dereye düşecekken Garip beni tutuyor. Tutuyor, ama onun da tutunacak bir yeri yok. Israrla beni bırakmasını söylüyorum. "Gerçek arkadaşlar uçurumun kenarında bırakıp gitmez, uçurumdan kurtaramıyorsa onunla birlikte düşer." diyor. Gücü tükenince o da salıyor kendini. Birlikte yamaçlara çarpa çarpa dereye yuvarlanıyoruz. Gözlerime dolan tuzlu suyun acısını hissediyorum. "Yaylada tuzlu suyun ne işi var?" diye düşünürken gözlerimi açtım. Kan ter içindeydim. Bir rüyaymış. Tabii ki rüya olacak. Güzellikler, komşuluklar, arkadaşlıklar başka nerede kaldı ki?
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.