Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Köken Türk Dili Ve Kültürü Serisi 3 Anne Baba

Köken Türk Dili Ve Kültürü Serisi 3 Anne Baba

EVLİLİKTEN SONRA: ERKEĞİN BABAYA, KADININ ANAYA DÖNÜŞMESİ

Aile yalnızca kadın ve erkeğin bir araya gelmesi değildir. Türk kültüründe evlilikle birlikte yeni bir “ev” kurulur, zamanla bu ev bir “yuva”ya dönüşür. Fakat dönüşüm burada bitmez. Çünkü bir süre sonra kadın ve erkek artık yalnızca eş değildir. Yeni bir kimlik kazanırlar.

Erkek:

baba olur.

Kadın ise:

ana olur.

Belki de aileyi gerçek anlamda başlatan eşik tam burasıdır.

Çünkü evlilik iki insanı birbirine bağlarken, çocuk dünyaya geldiğinde artık yalnızca iki kişi değil; geçmiş ve gelecek arasında kurulan yeni bir soy hattı oluşur. Yuva artık yalnızca birlikte yaşanan yer değildir. İçinde yaşamın büyüdüğü, soyun devam ettiği canlı bir merkeze dönüşür.

Türkçede “ana” kelimesi çok derin bir yere sahiptir. Bu yalnızca ebeveyn anlamı taşıyan bir kelime değildir. Aynı zamanda:

  • başlangıç,
  • kaynak,
  • merkez
    fikrini de taşır.

Bugün bile:

  • ana dil,
  • ana yurt,
  • ana damar,
  • ana yol
    deriz.

Demek ki “ana”, Türk kültüründe yalnızca doğuran kadın değil; insanın bağlı olduğu temel merkezdir.

Ancak Anadolu Türkçesine baktığımızda gündelik hayatta “ana” kadar güçlü başka bir kullanım daha görürüz:

anne.

Benzer şekilde:

  • ata
    ve
  • baba
    kavramları da birlikte yaşamaktadır.

Burada ilginç bir kültürel durum ortaya çıkar.

Orta Asya’da yaşayan Türk halklarının bir kısmında hâlâ:

  • ata,
  • ece,
  • ana
    gibi eski Türkçe aile merkezleri yaşamaktadır. Türkmenistan’da anneye:
  • ece
    veya
  • mama,
    babaya ise:
  • ata
    veya
  • papa
    denmesi bunun ilginç örneklerinden biridir.

Bu durum yalnızca aile diliyle ilgili değildir. Aynı zamanda medeniyet temaslarının dil üzerindeki izlerini de gösterir.

Nasıl ki Orta Asya Türk halkları Çarlık Rusyası ve Sovyet etkisiyle:

  • mama,
  • papa
    gibi Rusça aile hitaplarını gündelik hayata taşımışsa; Anadolu Türkleri de yüzyıllar boyunca birlikte yaşadıkları Hristiyan halkların etkisiyle:
  • anne,
  • papa/baba
    alanındaki kelimeleri benimsemiş olabilirler.

Çünkü Anadolu yalnızca Türklerin yaşadığı kapalı bir dünya değildi. Bu coğrafyada:

  • Rumlar,
  • Ermeniler,
  • Balkan halkları,
  • Ortodoks topluluklar,
  • Karamanlılar,
  • Gagavuzlar
    yüzyıllarca iç içe yaşadı.

Hristiyan gelenekte:

  • Meryem Ana,
  • Anna,
  • Papa,
  • Tanrı Baba
    gibi kavramların güçlü biçimde bulunması dikkat çekicidir. Bu nedenle Anadolu Türkçesindeki:
  • anne
    ve
  • baba
    kullanımlarının zamanla bu kültürel çevreyle iç içe gelişmiş olması mümkündür.

Belki de eski Türk kültüründeki:

ata
ve
ece
merkezleri,
Anadolu’da:
baba
ve
anne
şeklinde yeni bir gündelik forma dönüşmüştür.

Ancak bu etkileşim tek yönlü değildir. Türk kültürü çevresindeki medeniyetlerden etkilenirken, onları da ciddi biçimde etkilemiştir. Yüzyıllar boyunca:

  • Balkanlar,
  • Anadolu,
  • Kafkasya,
  • Orta Asya
    gibi geniş coğrafyalarda yaşayan Türk toplulukları yalnızca kelime alanında değil;
  • aile yapısı,
  • devlet anlayışı,
  • gündelik yaşam,
  • hitap biçimleri,
  • toplumsal ilişkiler
    üzerinden de çevre kültürlerde derin izler bırakmıştır.

Bu nedenle kültürler arasındaki ilişkiyi yalnızca:

“etkilenen”
ve
“etkileyen”
şeklinde okumak eksik kalır.

Çünkü medeniyetler çoğu zaman birbirlerini dönüştürerek birlikte yaşarlar.

Belki ileride:

  • aile dili,
  • akrabalık kavramları,
  • hitap biçimleri,
  • hatta devlet ve toplum anlayışı üzerinden Türk kültürünün komşu halklar üzerindeki etkilerini de ayrıca incelemek gerekecektir.

Burada önemli olan şey yalnızca kelimelerin kökeni değildir. Asıl mesele, toplumların temas ettikleri medeniyetlerden hangi duyguları ve hangi aile biçimlerini devraldığıdır.

Çünkü dil yalnızca konuşma aracı değildir. Aynı zamanda yaşanmış tarihin hafızasıdır.

Aile de bu hafızanın en güçlü merkezlerinden biridir.

Erkek baba olduğunda yalnızca bir çocuk sahibi olmaz; geçmişten aldığı soy bilgisini geleceğe taşımaya başlar.

Kadın ana olduğunda ise yalnızca doğuran kişi olmaz; yuvanın merkezine dönüşür.

Belki de bu yüzden Türk kültüründe:

ev yalnızca yapı,
yuva ise yaşamın kendisi
olarak hissedilir.

Ve çocuk doğduğu anda artık yalnızca kadın ile erkek değil;

ana, baba ve soy
ortaya çıkar.

Belki de insanlığın ilk aile anlatısı da tam bu düşünce üzerine kurulmuştur. Semavi geleneklerde:

  • Adem Baba
    ve
  • Havva Ana
    yalnızca iki insan değildir. İnsan soyunun başladığı ilk aile olarak anlatılırlar.

Dikkat çekici olan şudur ki Türk kültürü bu aile modelini yabancı bir yapı gibi görmemiştir. Çünkü:

  • ata,
  • ana,
  • soy,
  • ocak,
  • yuva
    fikri zaten Türk kültürel hafızasında güçlü biçimde yaşamaktaydı.

Bu nedenle İslam literatürüyle birlikte gelen:

Adem Baba
ve
Havva Ana
anlatısı,
Türk zihninde doğal biçimde yer bulmuş olabilir.

Belki de bunun nedeni, bu kutsal aile kurgusunun Türk kültüründeki aile anlayışına ters düşmemesidir.

Çünkü hem Türk kültürü hem de semavi gelenekler için aile:

yalnızca birlikte yaşamak değil,
soyun, aidiyetin ve yaşamın devamıdır.

Ve belki de insanlık, ilk hikâyesini bile:

bir ana,
bir baba
ve
bir yuva
üzerine kurmuştur.


YILMAZ TİZGÖL

NİJNİNOVGRAG

22.052026

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Köken Türk Dili Ve Kültürü Serisi 3 Anne Baba

Köken Türk Dili Ve Kültürü Serisi 3 Anne Baba

ylmztzgl ylmztzgl