Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
5 (4 oy)

İntikam

İntikam



2 No’lu  fotoğrafta  bir  kara tahta,  kara  tahtada  eski  harflerle  yazılı  bir  şiir  ve  kara  tahta  karşısında başı  fesli bir ergen  görüyorsunuz  değil  mi?

Önce o ergenden  başlayayım  tanıtmaya.  O boy posa gelmeden  önce 1  Nolu  fotoğraftaki  gibi  bir  çocuktu  ve  o bebeğin babası,  Sultan  II. Abdülhamit,  Annesi  ise  Saliha  Naciye  Sultan’dı. 1905 yılında Dünyaya  gelmişti.

Çocuğun  adı Âbid  idi.

Sultan  II. Abdülhamit  27 Nisan 1909’da  tahttan  indirilip  Selanik’e sürgün  gönderildiğinde henüz  dört  yaşındaydı. Ancak  daha  o  yaşında  kafasında  intikam  düşünceleri vardı. Nitekim  kendilerine Selanik’e kadar eşlik  etmiş  olan  Fethi  Bey ( Fethi  Okyar ) İstanbul’a  dönerken  sormuştu  ona

-  İstanbul’a dönüyorum. Sana  İstanbul’dan ne  alayım?
- Kılıç  al
-  Kılıç  mı?  Ne  yapacaksın  kılıcı?
-  Babamın  düşmanlarını keseceğim
- Yılanın  oğlu  yılan  olur.

*****

1912’de Selanik  Yunanlıların  eline  geçtiğinde babası ve  annesi  ile  birlikte İstanbul’a  getirildi ve  Beylerbeyi  Sarayında  adeta hapis  hayatı  yaşamaya  başladı.  

1918’de Sultan  Abdülhamit  vefat  ettiğinde Harbiye’de  okumaya  başlamıştı ve bu  dönemde  içindeki  kin ve  öfkesi, Harbiye’deki  hocalarının  da etkisiyle  babasını tahttan  indirenlerden Bulgar,  Sırp,  Yunan  gibi  düşmanlara dönmüştü.

2 No’lu  fotoğraf  da  işte  o  günlere  ait  bir  fotoğraftır.

Fotoğraftaki  ‘’ İntikam ‘’ Başlıklı  şiir  doğrudan  doğruya  Abid Efendiye  mi  aittir  yoksa öğrensin- ezberlesin  diye  önüne  konan bir  şiir  midir  pek  bilemeyiz  ama pek  çok  internet sitesinde  II. Abdülhamit’in  en  küçük  oğlu  Abid Efendinin  şiiri  olarak  dolaşır ve  günümüz  alfabesiyle  şöyle  bir  şiirdir.

İNTİKAM

Unutma, gördüğün hakareti bil;

Kinini kalbinde sakla, uyutma.

Ağlama, gözünün yaşını sil;

Bekle zamanını, fakat unutma.



Unutma Bulgar’ı, Sırp’ı, Yunan’ı;

Kinini kalbine ateşle yazdır.

Unutma sel gibi çağlayan kanı;

Ölürsen bunları taşına yazdır.”

 Şehzade  Abid Efendi  1922’de  artık  bir  Mülazım-ı  Evveldi ( Yani  Asteğmen ) O sırada  yurt  dışına  firar  etmiş  olan  Enver  Paşa’nın Orta Asya’da bağımsız bir Türkistan  Devleti  kurma  ülküsüne  destek çıktı, hatta  direkt  Enver  Paşa’nın  yanına  gitmek  istedi  ama  Enver  Paşanın  4  Ağustos 1922’de  öldürülmesi  üzerine  bu  düşüncesinden  vazgeçti.

1924’de  Osmanlı  hanedanı  yurt  dışına  sürüldüğünde o  önce  Beyrut’a gitti,  sonra  son  halife  olan  Amcasının  yanına Fransa’nın  Niş şehrine  geçti ve amca  kızı  Dürrişahvar sultan  ile  evlenmek  istediyse de Abdülmecit  Efendi  bu  evliliğe  izin vermedi ( Kızının  daha  çok  küçük  olduğu  gerekçesiyle )

1936’da Sorbon  Hukuk  Fakültesini,  1937’de Siyasal  İlimler Fakültesini  bitirse de diplomaları  hiç  bir kapı açmadı  ona. Öyle  ki seyyar  sabun  satıcılığı  bile  yaptı  hayatını  idame  ettirmek  için.

1939’da  Arnavutluk kralı  Ahmet Zogu’nın  kızkardeşi  Seniye  hanımla  evlenince  Ankara  telaşa  düştü  zira  Zogu’nun  oğlu  yoktu.  Ölmesi  halinde  taht  Abid Efendiye  geçebilirdi,  bu  da Osmanlı’nın  yeniden  canlanması  demekti  ki  Türkiye  için  zararlı görülüyordu  bu durum.

Türkiye  ile  Arnavutluk arasındaki  ilişkiler  gerginleşmişti  ki  kendi  üzerinde de hayli  baskı  hisseden  Abid  Efendi  1948’de  karısını  boşadı.

Hayatını  bir  süre  Paris’te oldukça zor  şartlar altında sürdürse de  sonunda 1966’da ayrıldı ve  Beyrut’a  gelerek  bir  talebe  pansiyonuna  yerleşip  burada  hiç  bir devletin  tabiyetine  geçmeden  bir haymatlos ( vatansız ) olarak  yaşadı.

Hiç  bir  zaman  düzenli  bir  işi  olmadı.  Hayatını  Suudi  Arabistan  Kralı  Faysal’ın  bağladığı  maaşla  devam  ettirdi  ve  1973  Yılında Ablası  Ayşe  Sultan’ın  oğlu  Nami  Beyin  misafiri  iken Beyrut’ta sokak  ortasında  geçirdiği  bir  kalp  krizi  sonucunda  vefat  etti.

Cenazesi  Şam’a  getirildi  ve  buradaki  Süleymaniye  Camiinin  haziresinde  diğer  pek  çok  hanedan  mensubu  gibi  defnedildi.

Öldüğünde cebinden  sadece  30  kuruş  para çıkan  Abid Efendi’ye  babası  II. Abdülhamit  ile  ilgili bir  anı  kitabı  yazması  için  çok  fazla teklif götürülse de  her seferinde ‘’Koskoca  Cihan  padişahı, benim  gibi  İttihatçıların  elinde büyümüş bir çocuğa ne  anlatmış  olabilir  ki  ben de  size  anlatayım ‘’ Diyerek reddetti.

Ölmeden  önce  Kral  Faysal’ın ‘’15.hicrî asra halifesiz girmeyelim. Babanızın İslâm âleminde çok prestiji var, sizi halife ilan edelim" teklifini  de  - böyle  bir teklifin  arkasında  ABD’nin  olabileceği  düşüncesiyle- reddetmişti.  

Ve son  bir bilgi  ile  noktalayalım:

Abid Efendi  babası  hakkında  yazılanların  hepsinde  çok  büyük  yanlışlıklar  olduğunu  söylüyordu.  Hatta  ablası  Ayşe  Sultan’ın  yazdığı  hatıralarda  bile  çok fazla  yanlış  ve  hata  olduğunu  söylüyordu.  Ona  göre  II. Abdülhamit hakkında  en  doğru  ve  tarafsız  bilgi  veren  İbnülemin  Mahmud Kemal  Bey’di.


Evet,  yazımızın başlığı  her ne  kadar İntikam  olsa da  Abid Efendi  babasının  intikamını  alamadığı  gibi  Sırp’tan,  Yunan’dan,  Bulgar’dan  da  bir  intikam alamadan bu fani  dünyadan  göçtü  gitti  maalesef.  

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (4 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 18
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
İntikam

İntikam

Sami  Biber Sami Biber