Bayramlarınız Düş Değil Gerçek Olsun
Çelimsiz düşler sokağı…
Uyumsuz renklerin tutanaklara geçtiği
ve salkım söğütlerin sonlanmayan vardiyası.
Metruktü çoğu düş ve meczup.
Yakarışların postaya verildiği
Tanrıya ulaşmasının ise an meselesi olduğu.
Düşkündü kimi insan ve çelimsiz tıpkı
düşler gibi.
Cebbardı kimi kadın elinde oklava
dilinde sakız, çiğnedi ve çiğnedi yanı başında duran adamı.
Kimisi kibardı ve hayli sessiz ne de
olsa böyle görmüştü ailesinden.
Çimdik attı rüzgâr yere düşen yaprağa
ki yaprak da pek bir çelimsiz ve son bir gayretle uçuşa geçti rüzgârın
sırtında.
Harcı âlem iken kâinat ve cümbüş
misali insan cemiyeti:
Hizaya gelmesi gerekenler bir kenara
dizildi hayli ürkek hayli korkmuş.
Kimisi ise farkındalığın çok
gerisinde haybeden sırıtıp devam ettiler neyse meşguliyetleri.
Ciddi adamlar ve kadınlar cılkı
çıkmış düzene teessüf etseler de değişen bir şey yoktu işte değişmesi
gerekenler cemiyet haberlerinde baş sırada ve yandan çarklı hayaller düş
çukurunda.
Meziyeti olanlar yuhalandı adeta bir
eziyet idi gördükleri.
Sulusepken suladı toprağı ama o da
pek bir isteksiz çekildi içine dosdoğru ve tüm barajlar susuz kaldı topraklar
çöle döndü cengâver bulutlar grevde.
Mazgallar taştı dünyanın dört bir
yanını koku sardı ve ölümdü payidar olan ölümdü yaşama paye vermeyen.
Girizgâh bundan ibaret ve susuz gök
susuz yeryüzü sudan sebeplerle insanların birbirine yaptığını hoş görmedi artık
ne de olsa emir büyük yerden.
Kayrası düzenin.
Sözcükler ise pek bir sitemkâr.
Düşler çelimsiz düşmeye gör sen
derde.
Gerçekler can yakan doğruyu
söyleyenin kapısından kovulduğu köylere muhtar seçimi de yapılmadı.
Anlayacağınız düzen bozulmuştu cihan
genelinde ve soytarı ahkâmlar sardı dört bir yanı ağzı olan değil cebi dolu
olandı konuşan ama nereye kadar ne de olsa yaşam sınırsız değildi istekler ve
haz sınırsız olsa bile bakalım, bu kadarına izin verecek miydi Tanrı?
Suslar bürüdü.
Sesler kesildi.
Bir çığlık.
Bir itiş kakış.
Bir çocuk doğdu.
Bir adam öldü.
Bir kadın daha öldürüldü.
Ve başka bir mekânda aynı saatte bir
çocuk kapadı gözlerini hayata.
Bir sebep-sonuç ilişkisi arayan
mantığı ise hezeyan bürüdü ne de olsa hiçbir şey hiç kimse mantık dâhilinde
yaşamıyor ve geçerli bir sebep bulamıyordu.
Yorgun ruhlar sokağı.
Unutulmuş hayatlar çıkmazı.
Ölü suretler caddesi.
Adı konmamış duygular ve insanlar.
Mevsim bahardı yıllardan 2026.
Yaz kapıda.
İnsanlar beklemede.
Cüret eden edebildiğince.
Susan son noktaya kadar noktayı
çoktan koymuşken.
Yazar ise çelişiyordu nokta ve üç
nokta arasında gidip gelirken belki de kalemi kırmalıydı ama kırık kalbi buna
dayanamazdı artık.
Kırk dereden su getirdi kağnılar.
Kırklandı insanoğlu.
Kıtlık baş gösterdi.
Ve muzip bir tını duyuldu.
Davullar çalıyor şarkılar
söyleniyordu.
Usulca başını uzattı yazar kalemin
arkasından ve kale alınmadığı ne var ne yok gördü ki kale duvarları aşılmak
üzereydi ve kırk satır mı kırk katır mı diyenlere muzipçe gülümsedi o da:
Değil mi ki cihan teyakkuzda tüm kale
kapılarını açtı ardına kadar ve tüm ahali coşkuyla daldı içeri:
Ne de olsa bu gün bayramdı.
Bayramın şerefine tüm kırgınlıklar
tüm sıkıntılar bir süreliğine de olsa unutulmuştu işte.
Duygular coşkulu alabildiğine ve
duyumsadığı kadar mutluydu insan tüm gördükleri bir düş olsa bile:
Bayramlarınız düş değil gerçek olsun.
Bayramınız mutlu ve mübarek olsun, ey
ahali…
Mutlu bayramlar dilerim, sevgili
dostlarım…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.