Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
4,2 (4 oy)

Etekleri Zil Çalan Padişahımız

Etekleri Zil Çalan Padişahımız



Efendim, ‘’ Etekleri  Zil  Çalmak ‘’ deyiminin hikayesi  şöyle  anlatılır  genelde:

Evvelin zaman  içinde,  kalburun da saman  içinde  olduğu  devirlerde memleketin  birinde  güler  yüzlü  bir  şeyh  varmış. Bu  şeyh  karıncalar incinmesin,  farkında  olmadan  onları  ezmeyeyim  diye giydiği  kaftanın eteklerine  minicik  çanlar ( ziller ) taktırırmış. Böylece  zillerin  sesini  duyan  karıncalar  ‘’ Amanınnnn,  şeyh  efendi  hazretleri  geliyor.  Ayak  altından  çekilelim  de  zavallı  adam  haybeye  günaha  girmesin. ‘’ diyerek sağa  sola  kaçışırlarmış; böylece  hem  kendi  ince  bellerini  kırılmaktan  kurtarırlar hem  de  şeyhin  karınca  öldürerek  günaha  girmesine  mani  olurlarmış.

Gel  zaman git  zaman bu  etekleri  zil  çalmak  olayı  insanların  mutlu  bir  haber  almaları  ya  da sürpriz bir  mutlulukla karşılaşmaları  veyahut  bekledikleri  bir durumun  mutlu  sona  ulaşması halinde  söyledikleri  bir  deyim  olmuş.

Örnek  verelim:

Farzedelim  ben bir hatuna  fena  halde tutuldum ama  bir  türlü  söyleyemiyorum.  Çünkü  korkuyorum ‘’  Ulan  kala  kala  sana  mı  kaldım prostatlı turşu? ‘’  demesinden.  Ama yine farzedelim ki birileri  çöpçatanlık  yaptı. O da  kim  olsun? Hah  buldum,  site  sahibi  Adem  Efiloğlu  olsun. Sever  öyle  hayırlı  işleri. Adem, hatunla  konuştu  ve sonra  geldi  bana  haber  veriyor  diyelim: ‘’ Sami  Hocam !  Korkma ! Şukûfe Hanım ‘’ Anasını- babasını  yollasın,  Allah’ın  emri  ile- peygamberin  kavli  ile  ve de can  havli ile  beni  istetsin dedi. ‘’ Derse…[ Şukufe  Hanım  kim  diye  kafa yormayın  boşuna.  Hikayenin  ana  konusu o  değil.]

Ne  olur  böyle  bir  durumda?  Kesinlikle  aklımın  ucundan  bile  geçmez  anamın da babamın  da rahmetli  olduğu.  Direkt  haberin  ‘’ İstetsin  ‘’ kısmına  odaklanırım  ve önce  ağzım,  kulaklarıma  doğru  yayılır, sonra  eteklerim  zil  çalmaya  başlar.

‘’Etekleri  zil çalmak’’  işte böyle  bir  olaydır.

Desem  de aslı  maalesef tam  olarak  böyle  değildir  bu  olayın.

Şimdi  az daha  sokulun,  size  tarihsel  gerçeği  bütün  açıklığı  ile  anlatayım.

****
Padişah  II.  Mustafa’nın da ben  gibi ‘’ Çok  kalabalıklaştı. Yaşanmaz  artık  bu  şehirde’’ Diyerek  1703 Yılında İstanbul’u terk etmesi ama  ben  gibi Fethiye’ye  değil de   Edirne’ye  çekilmesi  ve  devleti  Edirne’den  idare  etmeye  çalışması üzerine yeniçeriler ayaklandılar  ve padişahı  tahttan  indirip yerine  III. Ahmet’i  tahta  oturttular.

 
III. Ahmet  de  1718’de  Pasarofça  Antlaşması  imzalanıp  Avusturya  ile  olan  savaşın  sona  ermesi  üzerine İstanbul’da  vur patlasın-çal  oynasın  bir  Lale  Devri  yaşattığından, 27 Yıllık  bir  saltanat  sonucunda  Patrona  Halil  ve  arkadaşlarının  ayaklanmasıyla  tahttan  indirildi ve  yerine I.  Mahmut tahta  oturtuldu.

I. Mahmut,  Osmanlı’nın duraklama ve gerileme  dönemindeki  son  kudretli  hükümdarıydı. İlk  iş  olarak  kendisinden  yeniçeri  ağalığını  isteyen  Patrona  Halil  ve  yoldaşlarını ‘’ Gelin törenle  vereyim  size  istediklerinizi. ‘’  Diyerek saraya  çağırıp eli  baltalı cellatlar tarafından  satır kıyması  haline  getirtti.

Sonrasında pek  çok  ıslahatlar  yaptı. Bu arada  Osmanlı  Devleti doğuda  İran,  Kuzeyde  Rusya  ve  Batıda Avusturya  ile  savaşıyordu ve aynı anda savaştığı  bu  devletlerin  hepsine  karşı  başarılı  olmuş,  sonuçta da  Osmanlı tarihinin kazançlı  olan  son antlaşmalarını  imzalamıştı.

Ama?

Ama  Sultan  I.Mahmut  maalesef hastaydı. Günümüze  göre  hastalığı  basitti  ama  o  zamana  göre  basit  bir  hastalık  değildi hemoroid  ve  ülser.

Bu  illetler  koca  padişahı  yiyip  tüketmişti  ve 13 Nisan  1754’de hekimlerinin  ‘’ Aman  padişahım  istirahat  ediniz.’’  Uyarılarına  rağmen  saraydan  çıkıp  Eyüpsultan  Camiine Cuma namazına gitti.

Namaz dönüşü  Demirkapı semti  civarlarına  geldiğinde  artık  at  üzerinde  duracak  mecali  kalmamıştı. Nitekim  attan  düştü. Alelacele  Topkapı  sarayına  getirdiler.

Yapılan  muayene ve  tetkikler  sonucunda artık  hayatının  son  nefeslerini  alıp verdiği  söylenince 51 Yıldır sarayın  veliaht şehzadelere tahsis esilen ve  kafes denilen bir  odasında  hapis  hayatı  yaşayan  üvey  kardeşi  III. Osman’ı  çağırdılar.

Hekimler ‘’ Yaşıyor- yaşamıyor ‘’ münakaşası  yaparken  III. Osman,  ağabeyinin  nabzına  baktı  ve  ‘’  İnna  lillah ve  inna  ileyhi  raciun ( Hepimiz O’ndan  geldik  ve  O’na dönücüleriz.’’) Ayetini  okudu.  Yani  ağabeyinin  öldüğünü  resmi  olarak  ilan  etti.

Geriye  yapacak  tek  şey  kalmıştı: I. Mahmut’u  defnetmek.

İstanbul’da  herkesin  bildiği  ama  çoğunluğun  asıl  adıyla değil de  ‘’ Kuşlu Cami’’ diye tanıdığı  Valide  Turhan  Sultan  Camii ( Yeni  Cami ) haziresinde  babası  II. Mustafa’nın  yanına  defnedildi.

Efendim,  daha  sonra  I. Mahmut’un  diri diri  gömüldüğü  yolunda  bir  sürü  hikaye  anlatıldıysa da  bunların  gerçekliğinin  olmadığını  söylemeye  gerek  yok  sanırım.

Sanırım merak ediyorsunuz bütün  bu  anlattıklarımın  eteklerin  zil  çalmasıyla  ne  alakası var?

Şimdi  sıra  orada.

Efendim,  I.  Mahmut’tan  sonra  tahta  oturan  III.  Osman tam  bir  kadın  düşmanıydı. 51  yıllık  esaret  hayatı onu  tam  bir kadın  düşmanı  yapmıştı.

Şimdi  denilebilir  ki ‘’ Hocam ! Bu  padişahın  karısı  filan  yok muydu?

Vardı.  Diğerlerinin  sürüsüne  bereket  hanımı,  cariyesi  varken  III.  Osman’ın sadece üç  hanımı  vardı ( Leyla,  Zevkî,  Ferhunde Emine ) ama  herhalde  hiç birine  el  bile  sürmemiş  olsa  gerek  ki  çocuğu  filan  yoktu.

Kadınların  bırakın  kendilerini  görmeyi,  kokularına  bile  tahammülü  yoktu.  O  sebeple  de  sarayda  yaşayan tüm  kadınların makyaj  yapmalarını,  kokular  sürünmelerini, daha  önce  olduğu  gibi  musiki  icra etmelerini, çok acil  bir  durum  söz  konusu  olmadığı takdirde  saraydan  dışarı  çıkmalarını,  Cuma  selamlıklarına  katılmalarını  kesinlikle  yasakladı. Ayrıca sarayda ne  kadar hanende ve  sazende( Yani  şarkı  söyleyen  ve  enstrüman  çalan )   cariye  varsa hepsini  kovdurdu.

Lakin  yasaklar  bunlarla  sınırlı  değildi.

Padişah  III. Osman hareme  girdiğinde  etrafta  kadın  görmek  de  istemiyordu. O  sebeple haremde  giydiği  takunyaların  altına demir  kabaralar  çaktırmıştı.  Böylece  takunya sesini  duyan  cariyeler  ortadan  toz  oluyorlardı  ama  tabii  ki  her zaman  takunya  giyilmezdi.  O  sebeple  de  bazen  eteklerinde  ziller  olan  kaftan giyerdi.  Bu zillerin  sesini duyan  cariyeler  yine  ortadan  kaybolurlardı  padişaha  görünmemek  için.

2  Yıl  10  Ay  18  Gün  saltanat  süren,  bu  kısa süre  içinde  yedi  sadrazam değiştiren  III.Osman, 3 Ekim 1757’de  Yavuz Sultan Selim  gibi  Şirpençe hastalığından  öldü  ve  o da  Yeni Cami  Haziresinde  defnedildi.

Eteklerin  zil  çalması  aslında  tam  olarak  böyle  bir  şeydi  ama  zamanla  şekil  değiştirdi.




Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
4,2 (4 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 14
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Etekleri Zil Çalan Padişahımız

Etekleri Zil Çalan Padişahımız

Sami  Biber Sami Biber