Mental Ruminasyon
“Mental Ruminasyon” bu kavramın ne olduğunu dün internetten öğrendim. Ruminasyonun ne olduğunu bir zooteknist olarak elbette biliyordum. Rumen yani işkembeye sahip hayvanların sindirimine verilen isim. Sığırların ya da koyunların genel olarak geviş getirmesi olayına verilen isim. İşkembeye sahip hayvanlar ot gibi besin maddelerini yediklerinde dört odacıklı midelerine gönderiyorlar ve mide sularıyla nemlenen besin maddesi tekrar hayvanın ağzına gelip mekanik sindirime uğruyor. İnsan ve rumeni olmayan diğer canlılarda ise besin maddesi çiğnenip yutulduktan sonra tekrar çiğnenmek için ağza gelmiyor. Yutulan bir besin maddesini sindirmek artık midenin ve diğer sindirim organlarının görevi oluyor. İşte bu ruminasyon olayını metafor olarak kullanıp insan ruhu ile birleştirmek benim için oldukça ilgi çekiciydi. İlgimi çeken diğer bir husus da elbette bu “Mental Ruminasyon” olayını bizzat benim de yapıyor olmamdı.
Mental Ruminasyon kavramını kabaca tarif etmek gerekirse; kişinin zihnindeki düşünce, tema veya sorunu tekrar tekrar, durmadan ve kontrolsüz bir biçimde döndürmesidir. Bu tanımdan hareketle esasında hemen hemen her insanın aslında Mental Ruminasyon olayını yaşadığını söyleyebiliriz. Buradaki asıl mevzu yaşanan Mental Ruminayon durumumun hangi sıklıkla ve hangi şiddette yaşandığı mevzusu. Öyle ki bu durum bazı insanların hayatında o kadar çok yer kaplamaya başlıyor ki insan sonunda rutin gündelik yaşantısını bile yerine getiremez oluyor. Elbette bu durumda tıbbi yardım ve müdahale şart hale geliyor. Ancak bu olumsuz durumu yaşadığını fark edip bunun için önlemler almak isteyen insanların durumu başka.
Kabaca tarif ettiğim bu durumu biraz açmak istiyorum. Mental Ruminasyon durumunda neler oluyor ve bu durum insan ruhunda nasıl işliyor? Şöyle ki bu durumun temelinde yatan yegâne davranış biçimi geçmişe odaklanmak. Öyle ki insan geçmişte yaşadığı olumlu ya da olumsuz bir durumu durmadan zihninde göz önüne getirerek bu durumu durmadan tekrar ve tekrar düşünüyor. “Keşke şunu yapmasaydım.”, “Keşke öyle demeseydim.”, “O kişi neden bana öyle dedi?”, “Bana neden böyle baktılar.” Gibi anlamsız, müdahale edilemeyecek ve bir sonuca ulaşmayacak düşünce ve sorular durmaksızın insan zihninde dönüp duruyor. Vaziyet böyle olunca da insan bu kadar enerji harcadıktan sonra maalesef somut bir çözüme ulaşamıyor. Aynı soruyu saatlerce zihninde evirip çeviren insan hiçbir çözüm ya da eylem planı yapmadan yine başladığı yere dönüyor. İşi korkunç hale getiren ise kuşkusuz yaşanan bu durumun kontrol edilemez olması. İnsan çoğu zaman bu olumsuz durumun içerisinde olduğunu biliyor, fark ediyor, hatta kendi kendine artık düşünmemesi gerektiğine dair salıklar veriyor. Ancak buna rağmen düşünmeyi bırakamıyor. Sürekli aynı rahatsız edici sahneyi tekrar tekrar zihinde canlandırmak, bir hatayı veya eksikliği sürekli analiz ihtiyacı hissetmek, “Acaba karşımdaki ne düşündü?”, “Neden böyle oldu?” gibi cevapsız sorularla saatler geçirmek, düşünceler yüzünden uykuya dalamamak ve uykudan uyanmak ve dahası tüm bunlar yaşanırken kalp çarpıntısı, gerginlik veya fiziksel huzursuzluk yaşamak bu durumun en yaygın belirtileridir.
Esasında bilim insanları Mental Ruminasyonu bir hastalık olarak tanımlamıyorlar. Bu durumu bir bilişsel çarpıtma ve düşünce tarzı olarak nitelendiriyorlar. Ancak majör depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve sosyal anksiyete durumlarda sıkça ortaya çıkabiliyor. Her insanda belli şiddetlerde yaşanan bu olay maalesef çoğu zaman hayatı katlanılmaz bir hale getirebiliyor. Bende bu Mental Ruminasyon durumunu çok sık yaşayan birisi olarak bu durumdan kurtulmanın ya da kurtulmasam bile en azından şiddetini azaltmanın yollarını arayan insanlardan birisiyim. Çünkü artık geçmişi sorgulamaktan ve gelecekte ne olup olmayacağını tahmin etmeye çalışmaktan çok yoruldum. Halbuki bana bu durumun iyi bir şey olduğu öğretilmişti. Şöyle ki doğru olanın geçmişini sorgulayıp dersler çıkarmak ve gelecekteki olayları öngörebilmek olduğu, bunun dışında boş vermişlik ve gamsızlığın insanı felakete sürükleyeceği sıkı sıkı öğretilerek tembih edilmişti. Lakin öyle değilmiş. Sorumsuz, gamsız, boş vermiş bir insan olmadım belki ama huzursuz, mutsuz, kaygılı ve hareket edemez bir insan oldum çıktım. Sanki düşünmekten kafam o kadar çok büyüdü ki bedenim cılız kaldı ve kafamı taşıyamaz hale geldi. Artık ne yürüyebiliyorum ne de ilerleyebiliyorum.
Geçmişe neden bu kötü olayları ben yaşadım, neden bu dışlanmaya, ötekileştirilmeye maruz kaldım, neden gerekli cevabı veremedim, neden bu fırsatları kaçırdım? Gelecekte ya önüme çıkan fırsatları kaçırırsam, ya gereken cevapları veremezsem, ya hakarete uğrarsam, ya dolandırılırsam, ya acı çekersem? Geçmiş ve gelecek arasındaki o döngüde sıkışıp bugünü kaçırmak. Bunun olası tanımı olsa olsa bu olur.
Peki, ne yapmalı? Düşünmeyi tümden mi bırakmalı? Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Elbette bu konuda da biraz araştırma yaptım. İnternette bu durumu şiddetle yaşayan insanlar için bir psikolog veya psikiyatristten profesyonel destek alınması salık veriliyor. Ancak günümüz şartlarında bu tür bir hizmete erişebilmek çoğu insan için pek de mümkün değil. Şahsen ben bir keresinde devlet hastanesindeki psikiyatriste gitmiştim. Yaklaşık kırk beş dakika bekledikten sonra beş dakika muayene oldum. Bu beş dakikalık muayene esnasında odada doktor, sekreter ve iki tıp öğrencisi sorunumun dinlediler ya da en azından ben dinlediklerini düşünüyorum. Doktor cep telefonunda bir şeylere bakıyordu. Öğrencilerse birbirlerine bakıp gülümsüyorlardı. Sonuç olarak bana bir antidepresan ilacı yazdı doktor. Ama ben ne o antidepresanı kullandım ne de tekrar doktora gittim. Durum böyle olunca da kendi göbeğimi kendim kesmenin yollarını aradım. Birkaç adımda bu durumun şiddetinin azaltılabileceğinden bahsediliyor internette; İlk adım düşünme ile ilgili zaman sınırı koymak. Yani mesela ünde on beş dakika endişe ve düşünce vakti olsun. Bu vakit dışında gelen düşünme ihtiyacını bir diğer günün endişe ve düşünce vaktine ertelemek bu duruma zaman sınırı koymak oluyor. İkinci adım anlamsız düşünceleri kağıda dökmek ve ardından o kağıdı yırtıp atmak. Bu fiziksel eylem zihinsel dünyada da olumlu bir tesire yol açabiliyormuş. Üçüncü adımsa bakış açısını değiştirmek. Yani “Neden böyle oldu?” diye sonuca ulaşamayan bir soru sormak yerine “Bu konuda ne yapabilirim?” diye sormak. Dördüncü adımsa dikkat dağıtmak. Bu aşamada yapılması gereken aktif bir meşguliyet bulup zihni düşünmekten alıkoymak. Yani yürüyüş yapmak, soğuk suyla yüzü yıkamak, zor bir bilmece çözmek olabilir. Son aşama ise radikal kabullenme olarak da adlandırılan kabul etme aşaması. Yani düşünceyi zihinde incelemek, irdelemek yerine kabul etmek ve zihnimizden gelip geçmesini izlemek. Tüm bu aşamalar işe yarar mı bilemiyorum ama deneyeceğim.
Şunu biliyorum ki tedavinin ilk aşaması hasta olduğunu kabul etmektir. Çözümün ilk aşaması problemin varlığını kabul etmektir.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.