Günün Yorgun Griliği
Günün Yorgun Griliği
Günün yorgun griliğini silerken parmakları,
Eski bir hırkayı yamıyor sanki zaman.
Her düğümde geçmişin soğuk rüzgârları,
O ise ayakta, bekliyor bıkmadan.
Sessizce onarırken hırpalanmış anıları,
Fark etmiyorlar göğsündeki derin yarayı.
Ucu sivri bir sızı saplanıp dururken derine,
Duygular hesap soruyor sol yandaki cevhere.
Korkusuzca, hesapsızca kucaklayabilme gücünü,
Kim bulabilir kendinde, o yalnız çocuktan başka?
Çünkü fırlatıp attıkları her masum umudu,
Bağrına basıp büyütüyor bu kalbin bekçisi.
Gökyüzünü dolduran o saklı çığlığı,
Belki de hapsediyor göğüs kafesinde.
Oysa
Sokaktaki gölgeler, sıradan kalabalıklar,
Öfke kusuyorlar durmaksızın birbirlerine;
Gururlu adımlarla ezip geçtikleri o taze filizi,
Anlayamazlar hangi uykusuz gecenin can suyuyla büyüdüğünü...
Tek bir yudumda yutulan o koca ömrü.
Adımları ağırlaşıyor sokak lambalarının altında,
Avuçlarında birikmiş kimsesiz dualar.
Dünya kendi ekseninde hoyratça dönerken,
O, unuttukları şefkati fısıldıyor taş duvarlara.
Herkes payına düşen öfkeyi kuşanmışken,
Bir o kalıyor çıplak ayakla, korların üzerinde.
Bir çocuk gülüşünü kurtarmak için yangından,
Gerekirse kendi küllerini savuruyor göğe.
Akıllılar kâr-zarar hesabı yaparken kuytularda,
O, delice bir adanmışlıkla yürüyor uçurumlara.
Soruyorlar mı sanki yükünün ağırlığını?
Sadece izliyorlar uzaktan, bir yabancı gibi.
Oysa o pencerelerden sızan sönük ışıklar,
Isıtmıyor buz tutmuş kaldırımları.
Anlamıyorlar nefesini feda eden o gölgenin,
Aslında her tonda atan ortak bir nabız olduğunu.
Ve fırlatıp attıkları o kırık dökük umudun,
Tek bir bakışta nasıl yeniden can bulduğunu...
Zamanın dişlileri arasında ezilirken mukaddes hisler,
O, parmak uçlarıyla dokunuyor hayatın kırık yerlerine.
Bir annenin duasında, bir işçinin al alın terinde,
Görünmez bir bağla bağlanıyor insanlığın zedelenmiş haysiyetine.
Herkes modern çağın zırhlarını kuşanıp korurken kendini,
O, korumasız göğsüyle göğüslüyor gelen tüm fırtınaları.
Çünkü bilir, merhamet dedikleri o ürkek kuş,
Ancak bencil olmayan bir avuçta bulur sıcaklığı.
Yüz çevrilen ne varsa, sokak köşelerine terk edilmiş,
Bir tek onun gözlerinde bulur hak ettiği kutsallığı.
Adına çaresizlik dedikleri o dipsiz kuyudan,
Kendi saçlarını merdiven yapıp çıkarır umudu.
Kalabalıkların körlüğü sarmış etrafı
Yukarıda, yüksek binaların soğuk betonlarında,
Büyük hesapların, küçük kavgaların insanları yaşar.
Gözlerinde sadece paranın ve gücün ışıltısı,
Görmezler aşağıda, çamurun içinde parlayan o saf cevheri.
Yargılarlar kendi dar kalıplarıyla o geniş ruhu,
"Neden?" derler, "Neden bu beyhude çaba, bu delilik?"
Bilmezler ki dünya hâlâ dönüyorsa adaletle,
Onun gibi sessiz feda kârların hatırınadır.
O pencerelerden fırlatılan her kibirli bakış,
Çarpar da döner o sarsılmaz kalbin duvarına.
Dillerinden dökülen o kirli, zehirli cümleler,
Onun şefkat denizinde erir, kaybolur gider.
Gecenin en koyu anında, herkes uykuya daldığında,
O, evrenin tüm sızılarını toplar kucağına.
Bir yetimin rüyasını diker sökülen yerlerinden,
Bir mültecinin sılasını kurar yeniden, kendi iç dünyasında.
Yorulmak bilmeyen o içsel işçilik,
Gözle görülmeyen, elle tutulmayan bir saray inşa eder insanlığa.
Ve en sonunda, şafak çizgisi belirdiğinde ufukta,
Yorgun ama mağrur bir gülümseme yayılır yüzüne.
Kimsenin bilmediği, kimsenin alkışlamadığı bu zafer,
Onun en büyük mükâfatıdır kendi sessizliğinde.
Çünkü o, tek bir saniyede soluduğu o koca evreni,
Gelecek güzel günlerin teminatı olarak bırakmıştır yeryüzüne.
Mehmet Aluç
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.