Yağdır Mevlam Su
‘’Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır.
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.
Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!’’ (Didem Madak)
Şiirin ruhu idi taşıdığım sözüm ona tüm dertlerimi ayan beyan aştığım ama yalanmış kalemin izi ne zamanki gizlendi benden anladım ki kalem de beni terk etmiş.
Şiir ruhumun peçesi şiir bedenimin pençesi şiir pekişen tüm duygularımın noter tasdikli reçetesi:
Uydurma çünkü kalemimim yine terk etti beni.
Aş ermem gereken bir şeyler var, adım gibi biliyorum aş ermem gereken bir aşk var ama uçsuz bucaksız ve imkânsız çünkü aşk da terk etti beni aşina olduğum özleme dahi özlem duymuyor öznem ve bir nesne kıvamında geçiştiriyorum günleri.
Günler nasıl da alaturka oysaki sevmem beni alaturka şarkıları belki azıcık ucundan bucağından ne zamanki göz kapaklarım ağırlaşsa belki de o zamandır alaturka bir uykuya hasretim.
Aldatı dolu sağım ve solum ve sığınağım sandığım insanların yüzlerindeki o sahte gülüşler benim gülüm/semem de yalanmış kendime söylediğim en alafranga yalan sonunda gülüşlerim de terk etti beni ve kalakaldım adımla bir başıma neymiş efendim, hani şu son yazdığım kitap: gülüm/se hayata.
Terk eden edene.
Annemden sonra izdivacı mümkün olmayacağını bilemedim hayallerimin ve hala şen şakrak bir kız olduğuma inandırdım kendimi inandırdım da insanları hani: yüzüme dahi gülmeyen arkamdan konuşmalarını geçtim şaka maka yüzüme püskürttükleri nefret ve kin azımsanmayacak bir yoğunlukta ki onlar zaten terk etmişti beni ve annemi hem de utanmayı bilmeyen o sırıtık nidalarından taşan öfkeleri gibi.
Öfkeli miyim?
Bunu bile bilmiyorum aslında evet, ama kendime duyumsadığım öfkem bir ömrü heba ettiğim yetmezmiş gibi kalemimin diyaloğu bile monoloğa dönüşmüşken nasıl da kızgınım kendime ve kalemime sandım ki kale duvarlarımı koruyacaktı kalemim o ki kaile bile almadan iç sesimi bir gecede ve tek hücrede çekip gitti.
Alıntılara tutsak olamam çünkü bunu kendime yapamam keşke bir alıntı olsaydım hayatlarında insanların ama hep alındım hem itelendim hep de kusur aradılar benliğimde artık aklınıza ne gelirse:
Bedenim olsun saçımın rengi, taktığım sefil gözlük ya da bir mimiğim hatta sesimdeki replik hatta ve hatta gülümserken duyduğum neşe ağlarken yüzümdeki hüzün:
Hüznümle bile dalga geçildi değil ki mutluluk…
Kim kaybetti de ben mi bulacaktım aslında bulduğumu sandım defalarca ve işte yine yanılttım kendimi hepsi gerçekti hiç biri asla sahte değil ama hepsi kısa ömürlü oldu nihayetinde cıngıl çaldı ve sihir de kayboldu.
Hep özel olduğumu düşünmüştüm canım her y/andığında ve özgün.
Saçmaladığımda bile emindim ne kadar doğru konuştuğumu ve özgüvenime binaen aklıma ne geldiyse yaptım ve iyi kötü başarıyı yakaladım ve bir gün her şey sönüverdi boş bir balonda yaşadığımı sonunda öğretti bana insanlar.
Bilgisayardaki boş belleği bile yazdıklarımla öylesine doldurmuştum ki geçen on beş sene zarfında ve defalarca çöktü bilgisayar ve göçtü tüm duygularım siz deyin binlerce sayfa ben diyeyim on binlercesi çünkü yazdım sadece yazmadım da ne kadar boş vaktim varsa yazmaya adadım, dolu geçen zamanımda elbet çok şey de yaptım yazmanın haricinde ve yeri geldi yine alaya alındım:
Neymiş efendim?
Yazmaktan başka şey bilmez miymişim?
Çok şey bildiğim ise bir gerçekken ve dünde kalan pek çok şeye imzamı atmışken ama bankada yüklü bir hesap edinemediğimden midir ne ya da bol sıfırlı bir maaş bordrom olmadığından mıdır yine küçümsendim hatta boykot edildim üstelik en yakınımdı bana bunu yapan ama pes etmedim çünkü sürçü lisan dahi etmemişken başka hangi şıkkı işaretleyebilirdim ki yanlışım ve kusurum olmadığına dair?
Ve şimdi şu geçen son iki ayıma b/akıyorum da…
Öncesinde annemin defninde ve sonrasında yaşadıklarım…
Diskalifiye edilmiş hayallerim ve çalınmış umudumdan sonra geride son kalan iken kalemim…
Beni hayli zamandır refüze ettiği kaçınılmaz bir gerçek aslında belki de benim kalemimi refüze eden ve de hayatı…
Renklerim de solmuşken bir gülün nezdinde solsa ne ki ruhum ve benliğim?
Köküne sadık bir çiçek.
Ama kurumuş bir toprak.
O halde şimdi sadece Rabbime sesleniyorum sadece Rabbime…
Yağdır Mevla’m su!
Yağdır Mevla’m ilham!
Yağdır Mevla’m umut ve sevgi sadece yağdır ve sula kuruyan toprağımı hatta kuruyan yaşlarımı öyle ki ağlamayı dahi özledim…
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.